Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

[email protected]

2017-11-14 07:55:00

Allah’tan Başkalarını Rabler Edinenler

“Aşır Aşır Kur’ân” derslerimiz sürüyor. Konumuz Tevhid ve Şirk. Tevbe/31. âyetteyiz: 

“Onlar, Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir ilâha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştuklarından yücedir.”

Elmalılı M. Hamdi Yazır der ki: Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar da rahiplerini kendilerine rab edindiler. Allah’ın emrine, hakkın hükmüne değil, onların hükümlerine, onların iradelerine tabi oldular. Onlara Allah’a tapar gibi taptılar, hatta Allah’ı bırakıp onlara taptılar, Allah’ın emirlerini bırakıp, açıkça Allah’ın emirlerine ters düşen keyfî arzularına itaat ettiler. Allah’ın haram kıldığı şeyleri onların emriyle helâl gördüler. Allah’ın “yapmayın” dediği şeyleri yaptılar, “yapın” dediklerini de yapmadılar. Allah’ın emir ve yasaklarını değil de onların emir ve yasaklarını dinlediler. Onlara, Allah’ın emirlerini uygulayan, O’nun dininin hükümlerini anlayıp anlatan kimseler gözüyle değil de, dinde sanki Allah gibi hükümler vermeye ve kurallar koymaya yetkili imişler gibi baktılar. Doğrudan doğruya kendi yanlarından şeriat vaz‘ etmeye, dini hükümler koymaya hakları varmış, sanki birer müdebbir rabmış gibi baktılar. Onların iradelerine, heva ve heveslerine uydular. 

Bu ayetin manası hakkında Hatim Tâî›nin oğlu Adiy demiştir ki:

“Rasulüllah’a geldim, boynumda altından bir haç vardı (Adiy henüz Müslüman olmamıştı ve Hıristiyandı). Rasulüllah Berâe (Tevbe) suresini okuyordu…

“Allah’tan başka hahamlarını ve rahiplerini rab edindiler…” ayetine geldi. Ben: 

-“Ya Rasulallah! Onlara ibadet etmezler”, dedim. Rasulüllah buyurdu: 

-”Allah’ın helal kıldığına haram derler, siz de haram tanımaz mıydınız? Allah’ın haram kıldığına helâl derler, siz de helâl saymaz mıydınız?” Ben: 

-”Evet” dedim. 

-”İşte bu onlara ibadettir” buyurdu. (…) 

Bu rivayetler gösterir ki, birini rab edinmiş olmak için behemahal ona “rab” adını verek şart değildir. Allah’ın emrine uygun olup olmadığına bakmaksızın onun emrine uymak ve özellikle de dinin hükümlerine ait olan hususlarda onu kural koymaya yetkili sanıp ne söylerse, ne emrederse doğru farz etmek, ona uyduğu zaman Allah’ın emrine ters düşeceğini düşünmeden hareket etmek, onun emirlerini taparcasına yerine getirmek onu rab edinmek ve ona tapmak demektir (Hak Dini Kur’ân Dili).

Müfessir Mevdûdî’ye göre bu hadis-i şerif, Allah’ın kitabına yetki tanımaksızın helal ve haramın sınırlarını belirleme yetkisini kendisinde görenlerin nefislerini ilah ve rab ittihaz ettiklerini ve onlara kanun koyma yetkisi tanıyanların da onları rabler edindiklerini gösterir (Tefhimü’l-Kur’ân).

Şehid Seyyid Kutub ise, bu âyetten anlaşılması gerekenleri şöyle sıralar:

- İbadet; yasal hükümlerde Kur’an ayetlerine ve Peygamberimizin bu ayetlere ilişkin açıklamalarına uymak demektir. Yahudiler ile Hıristiyanlar, hahamları ile rahiplerinin ilah olduklarına inanmak, onlara ibadet amaçlı hareketler sunmak anlamında din adamlarını ilah edinmiş değillerdi. Buna rağmen Allah, bu ayette onların müşrik olduklarına, bir sonraki ayette de kâfir olduklarına hükmetti. Bu hükmün tek gerekçesi, onların din adamlarını yasa koyma mercii kabul etmeleri, koydukları yasalara uymaları, boyun eğmeleridir. İlahi hükmün tek sebebi budur. Ayrıca, inançta ve ibadetlerde Allah’tan başkasını ilah edinmiş olmak şart değildir. Sırf bu tutum, sahibini Allah’a ortak koşmuş duruma düşürür; sırf bu sapıklık, sahibini müminler safından çıkarıp, kâfirler safına katmak için yeter.

- Bu ayet hahamlarına yasa koyma yetkisi tanıyan, onlarca konmuş yasalara uyan ve itaat eden Yahudiler ile Hz. İsa’ya ilâhlık yakıştıran ve ona ibadet amaçlı davranışlar sunan Hıristiyanları aynı derecede müşrik sayıyor... Yani her iki tutum da sahiplerini Allah’a ortak koşmuş konuma sokuyor.

- İnsanın Allah›a ortak koşan bir müşrik sayılması için yasa koyma yetkisini Allah dışındaki bir mercie, meselâ kullara tanıması yeterlidir. Bu sapıklığın yanısıra sözkonusu kulun ya da kulların ilah olduğuna inanması, onu ya da onlara ibadet amaçlı hareketler sunması şart değildir.” (Fî Zılâli’l-Kur’ân)

Âyet-i kerimenin dipdiri mesajını günümüze ve gündemimize taşımak ise hepimize düşüyor…

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
  • 9163
  • 18

Akıncı 1 yıl önce eklendi.

Din adamlarını, Kuran ve Resulüllahın pak sünnetinin önüne geçirmek de, bu ümmetin sorunu hem tevhid bayrağı altında Vahdet olamıyoruz. Hem de, her topluluk kendi görüşünü hocasını en iyisi sayıyor. Bölünmüşlük ve birbirine farklı bakan müslümanlar. Sebep? Allah'ın dinini salt şahıslara hocalara göre algılama sorunu. Sonuç: Binlerce fırka, hatta fırka içinde fırkalar. Bölünmüş ümmet. Kan gölü ümmet coğrafyası. Eğer İman etmişsek, Allah'a (Kuran) ve Resulüne dönmeliyiz. Ne Abdullah, ne Ali, ne Veli...

YILMAZ 1 yıl önce eklendi.

Kalemine kuvvet muhterem hocam. İstifade ettik, teşekkür ederim.