Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

[email protected]

2018-01-12 03:06:00

Gazeteciler bayramı

Rahmetli Eşref Edib Fergan, kendisini tanımayı şans saydığım önemli gazetecilerimizden biridir. Mehmed Âkif’in de yazılarını yayınladığı Sırat-ı Müstakim (daha sonra ismini “Sebilürreşad” olarak değiştirmiştir) isimli bir dergi çıkarmış, bu yüzden zaman zaman İstiklâl Mahkemeleri’nde yargılanmıştır. Onun “Kara Kitap” isimli eseri tek parti zihniyetinin uygulamaları açısından tam bir ibret tablosudur.

Önce şunu belirteyim ki, Mehmed Âkif’in “Safahat”ı bile bu zihniyetin “demokrasi” anlayışından nasibini almış, 3.9.1936 tarihli İçişleri bakanlığı emriyle “Safahat”a el konulup imha edilmiştir.  

Artık “Kara Kitap”ta Eşref Edip Bey’in anlattıklarına gelebiliriz.

“Heybeli 1925 Mayıs ayı… Heybeli Ada’ya yeni göç etmişiz. Bir sabah vapura yetişmek üzere Denizcilik Okulu’nun yanından hızla iniyorum. Sokağın karşısındaki polis karakolunda bir kaynaşma dikkatimi çekti. 

“Yürüdüm. Bir polis bana doğru gelmeye başladı. Karşılaştığımızda, biraz karakola kadar gelmemi söyledi. Karakolda komiser ayakta geziniyordu. Biraz heyecanlıydı. 

“Alınan emir üzerine tevkif edildiğimi tebliğ etti. Böyle bir şey beklemediğim halde hiçbir telaş göstermedim. İçime korku da gelmedi. Korkacak ne var? Yarası olan gocunur…”

“Doğru İstiklal Mahkemesi’ne, ardından da Cebeci’deki Tevkifhane’ye götürdüler. Çırılçıplak bir odaya koyup üstüme kilit vurdular. Bir hafta yemek getiren erden başka kimse uğramadı yanıma…

“Ardından betonu yeni dökülmüş rutubetli ve yine çıplak bir başka hücreye nakledildim. 

 “Sağda solda feryatlar, iniltiler… İdama götürülenlerin ağlayışları, haykırışları… Zihnimi giderek ümitsizlik, üzüntü ve endişe kaplıyordu. Suçum neydi bir öğrenebilseydim, bir nebze olsun rahatlayacaktım…”

Fakat suçunu ancak ceza yediği gün öğrenecekti.

Eşref Edip ve bir grup ünlü gazetecinin yargılanmak üzere Diyarbakır’a sevk edildiği günlerde, Gülhane Parkı’nda eşi ve çocuğuyla piknik yapan Zekeriya (Sertel) Bey’in karşısına da bir polis dikildi. 

“Aldığım emir gereği sizi müdüriyete götürmek zorundayım.”

Zekeriya Bey: “Çocuğu eve bırakayım gelirim” dediyse de polis izin vermedi: “Derhal gitmemiz lâzım”…

Zekeriya Sertel karısını ve çocuğunu parkta bırakıp müdüriyete gitti. 

O günlerde Zekeriya Bey’in eşi Sabiha Hanım’la birlikte çıkardıkları Resimli Ay, Milli Mücadele’nin sadece birkaç kahraman liderin değil, işçisinden köylüsüne, memurundan askerine, kadınından gencine tüm halkın eseri olduğunu, bu adsız kahramanları anmak için bir “Meçhul Asker Anıtı” dikilmesi gerektiğini savunuyordu.

Bu yüzden Ankara’nın hışmına çarpılmıştı… 

İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Kılıç Ali bas bas bağırıyordu:

“Meçhul asker ne demek? Her şeyi Gazi tek yaptı! Sen Meçhul asker fikrini ortaya atıp, başkomutanın önemini azaltmaya çalışıyorsun!”

Ankara’ya sevki bir iki saat içinde yapıldı. İstasyonda, arkadaşı Cevat Şakir’le karşılaştı. Onun da yanında bir polis vardı. 

Cevat Şakir (Kabaağaçlı), Abdülhamid’in ünlü paşalarından Şakir Paşa’nın oğluydu. İngiltere’de Oxford okumuştu. Türkçe dışında altı dil biliyordu. Ama suçunu bilmiyordu.

Envai çeşit işkenceden ve tehditlerinden sonra gazeteciler İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandı.

Cevat Şakir Bodrum’a, Zekeriya Sertel Sinop’a sürüldü. Eşref Edip ise Sebîlürreşad’ı kapatması şartıyla beraat etti. 

Bu tür yazılar yazdıkça, “Onlar eski CHP döneminde oldu, şimdi yeni CHP var” diye itiraz eden saftiriklere bir hatırlatma: CHP sadece bir siyasi parti değil, bir zihniyetin temsilcisidir ve eskisiyle yenisi arasında hiçbir fark yoktur!  

 

  • 3535
  • 2

Millet 3 ay önce eklendi.

Sayin yazar allah razi olsun bunlarin gelmişide geleceyide din islam düsmanligi

Furkan 3 ay önce eklendi.

Ne diyelim merdud kemalist zihniyetin şerrinden Allah'a sığınırız !..