İstanbul'un fethinde son hücum nasıl yapıldı?

2018-01-22 14:00:18

Kuşatma sırasında Osmanlı ordusu zaman zaman çok zor durumlara düşmüştü. Çandarlı Halil Paşa, devamlı olarak kuşatmayı kaldırıp, Bizans’ı vergiye bağlama fikrini ileri sürüyordu. Ancak Fatih Sultan Mehmed o zamana kadar hiçbir İslam hükümdarının alamadığı bu şehri almaya kararlıydı ve sonuna kadar ısrar etti. 28 Mayıs 1453’te bütün orduya İstanbul’a yapılacak son saldırı için hazırlanmaları emri verildi.

29 Mayıs günü son hücum başladı. Hiç durmadan çalan mehter askeri coşturuyordu. Bizanslılar bu seslere karşılık vermek için şehirdeki bütün kiliselerin çanlarını çalmaya başladılar. Bir tarafta mehter, diğer tarafta çanlar çalıyordu.

Fatih ilk olarak azapları ve ordusundaki Hristiyanlar’ı surlara saldırttı. İşin garib tarafı Avrupalı Hristiyanlar’dan Bizans’a birkaç yüz kişilik yardım gelmişken, Osmanlı ordusunda Alman, Macar, Hırvat ve Sırp gibi binlerce Hristiyan vardı. Hatta ganimet almak umuduyla şehre saldıran bu Hristiyanlar’ın içerisinde Rum kökenli olanlar bile bulunuyordu. Osmanlı ordusunun en seçkin birlikleri surlara saldıran askerlerin arkasında düşmanın yorulmasını ve sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Saatler süren çatışmaların ardından II. Mehmed son darbeyi vurmak üzere yeniçerileri savaşa soktu.

Osmanlı ordusu karşısında Bizans’ın dayanma gücü kalmamıştı. Şehre her taraftan saldırılıyordu. Ancak asıl savaş Topkapı-Edirnekapı arasındaki surlarda oluyordu. Fatih, şehrin en zayıf kısmı olduğunu anladığı Topkapı-Edirnekapı arasındaki surları günlerce süren top ateşiyle tahrip ettirmişti. Bu yüzden asıl hücum bu bölgeden yapılmaktaydı. Bir gülle parçası şehrin en büyük savunucularından olan Cenevizli Giustiniani’yi yaraladı. Adamlarının komutanlarını alarak Haliç’teki gemilerine gitmeleri, Bizanslılar’ın son direncini de kırdı. Bu sırada Topkapı civarındaki surlara çıkan Türk askerlerini gören Bizanslılar haykırarak şehrin iç kısımlarına doğru kaçmaya başladılar.

Topkapı surlarında ardı ardına Türk bayrakları dalgalanmaya başladı. Bunun üzerine İstanbul'da büyük bir panik havası oluştu. Surlarda dalgalanan Bizans kartalı ve Aziz Markos’un aslanı bulunan bayrakların yerini Türk sancakları almıştı. Şehrin savunması çökmüştü. Binlerce Türk askeri içeriye girmeye başladı. Bizanslılar evlerine, ailelerinin yanına giderken, bir kısım ahali ile yabancılar Haliç’teki gemilere kaçıyorlardı. Öğlen olduğunda şehir tamamen Türkler’in eline geçmişti.

Şehir zorla alındığı için askerin yağma hakkı vardı. İstanbul üç gün yağmalandı. Durumun tehlikeli bir hal aldığını gören Bizans İmparatoru bir kısım adamlarıyla kaçarken, yolda ganimet arayan Osmanlı askerlerine rastladı. Sayıca az olan Osmanlı askerleri şehid olurken, yaralı durumda bulunan bir tanesi üzerine saldıran imparatoru öldürdü.

İmparatorun cesedi Bizanslılar’a verildi. Ancak onun gerçek imparator olup olmadığı şüpheliydi. Şehir tam olarak Osmanlılar’ın eline geçince artık Fatih ünvanını kazanan II. Mehmed şehre yeniçerileri ve vezirleriyle birlikte girdi. Kafile şehrin sokaklarından geçerek, Ayasofya’ya geldi. Burada atından inen genç hükümdar, yerden aldığı bir avuç toprağı kavuğunun üzerine serpti. Bu hareketi ile Allah’a sığındığını belirtiyordu.

Ayasofya’ya girdi. Bir müddet sessizce bekledi. Belki de bu zafer için şükrediyordu. Bu sırada bir askerin kilisenin mermerlerini sökmeye çalıştığını gördü. Askere kızarak bunların ganimet olmadığını söyledi. Bu yapılar padişahındı. Kilisenin içerisinde korku ile bekleşen Bizanslılar’ın emniyet içerisinde evlerine götürülmelerini söyledi. Daha sonra kilisenin camiye dönüştürülmesini emretti. Ulemadan birisi ezan okudu. Fatih, namaz kıldıktan sonra bu zaferi için Allah'a dua etti.