İstanbul’un fethi Hristiyan dünyasında nasıl karşılandı?

2018-01-22 14:04:29

İstanbul’dan kaçanların Ege’deki adalara varmasından sonra, İstanbul’un düştüğü haberi her tarafa yayıldı. Mektuplar yazılarak hızlı gemilerle Venedik senatosuna ve papaya gönderildi. 29 Haziran akşamı haber İtalya’ya ulaşmıştı. Mektup senatoda okunduğunda salonu derin bir sessizlik kapladı. Senato üyeleri korku ve şaşkınlık ile birbirlerine baktılar. Ağıtlar, çığlıklar birbirini takip etti. Kimisi saçını başını yolarken, kimisi de göğsünü yumrukluyordu.

Hristiyan dünyası bugün dahi atlatamadığı bir şoka girmişti. Kimse bu duruma inanamıyordu. Kimisi Bizans’ın yardımına gidilmediği için Avrupa’daki Hristiyan devletleri suçlarken, kimisi de Bizanslılar’ın işledikleri günahların sonucunda bunların olduğunu ifade ediyordu. Haber yayıldıkça her yerde yeni bir Haçlı seferi düzenleme fikri
hakim oldu. Haber papaya ulaştığında, Papa V. Nicolas, “Hristiyanlığın utancıdır bu!” diye bağırmıştı.

En başta papa olmak üzere birkaç yıl birlik sağlamaya çalışıldıysa da, bir sonuca varamadılar. İtalya’dan Sırbistan’a herkes sıranın kendilerine geldiğine inanıyor ve korkuyordu. Vaizler şehir şehir dolaşarak halka durumu duyurdular. İnsanların günahları yüzünden Doğu Roma’nın başkentinin Türkler’in eline geçtiği, eğer insanlar dine dönmezlerse Fatih’in Roma’ya kadar geleceğini anlattılar.

İstanbul’un Türkler’in eline geçmesi Hristiyan dünyasında birçok ağıt yakılmasına sebep oldu. Bir Venedik şiirinde Hristiyanlığa şöyle sesleniliyordu: ''Ağıtlar yaksın, korkunç düşüşüme gökyüzü ve bütün Hristiyanlar! Bu ne biçim kader. Hristiyanlar’ı körleştiren günahım ne benim. Felaketin bana yaklaştığını görmedi mi onlar.''

Bir diğer anonim çağrıda da Hristiyanlar bir araya gelmeye çağrılıyordu: ''Herşeye kadir Tanrım lütfunla Hristiyanlığa güç ver. Barış ve birlik sağla. Ne Yunanistan’da ne Asya’da ve ne Avrupa’da tek bir Türk kalmayana kadar kovalamamız için bize büyük bir ordu kurmayı nasip et.''

Hristiyanlar İstanbul’un Türkler’in eline geçmesini Romalıların Kudüs’ü yakıp yıkması, Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dünyanın sonu gibi insanlık tarihindeki büyük felaketlerden birisi olarak algıladılar.

İstanbul’un fethi üzerine birçok ağıt yakıldı. Bunların en ilginçlerinden birisi Bizanslı tarihçi Dukas’ın yazdığı şu ağıttır:

''Ey şehir, şehir, bütün şehirlerin başı! Ey şehir, şehir, dünyanın dört tarafının merkezi! Ey şehir, şehir, Hristiyanlar’ın iftihar sebebi ve barbarların hezimeti! Ey şehir, şehir, içinde manevî meyvelerle dolu ikinci bir cennet! Ey cennet şimdi güzelliğin nerede? Vücut ve ruhun, manevî zarafetlerinin, faydalı kuvvetleri nerede? Solmak bilmeyen cennet yeşillikleri arasında, çok zaman evvel dikilmiş olan Hazreti İsa efendimin, havarilerinin gömülü bulunduğu vücutları nerede? Azizlerin, şehitlerin kalıntıları nerede? İmparatorların cesetleri nerede? Yollar, mabetlerin avluları, üç yol ağızları, tarlalar, bağların çevreleri, bunların hepsi, azizlerin, soyluların, dindar adamların, rahiplerin ve rahibelerin kalıntıları ile doluydu. Bunlar şimdi nerededirler? Ne büyük felaket! Ya Rab! Bize olan bu halleri hatırına getir. Nazar eyle ve maruz kaldığımız hakaretleri gör! Babalarımızdan kalma mirasımız yabancılara kaldı, evlerimiz başkalarının eline geçti. Babamız yok gibi, öksüz kaldık, annelerimiz dul kadınlara döndü. Takibata uğradık, zahmetler çektik ve rahatımız kalmadı. Babalarımız günah işlediler ve öbür dünyaya gittiler. Biz ise onların günahlarının cezasını çekiyoruz. Bizi kullar, hükümleri altına aldılar. Bunların elinden kurtulan olmadı. Başımızın üzerinde bulunan taç yere düştü. Yazıklar olsun bize! Zira günah işledik. Ya Rab! Sen ilelebed bakisin, tahtın nesilden nesile
intikal ediyor, niçin bizi tamamıyla unutuyorsun? Bizi uzun müddet terkediyorsun? Ya Rab! Kendi tarafına dönmemizi emret ve biz de bu emrine boyun eğerek döneceğiz ve hayatımızı eskiden olduğu gibi yeniden iyiliğe çevir. Lakin bizi tamamıyla reddettin ve bize karşı şiddetli gazaba geldin. Şimdi şehre gelen felaketi, müthiş esareti ve acı hicreti hangi kuvvetli dil tasvir edebilecek? Maruz kaldığı felaket Kudüs’ten Babil’e veya Asurya’ya hicret etmek gibi değildir. Ey güneş titre! Ey arz, sen de titre ve adil hakim olan Cenab-ı Hakk’ın günahlarımız için neslimizi tamamen terkettiğinden inle! Bakışlarımızı gökyüzüne çevirmeye layık değiliz, yalnız yüzümüzü yere koyarak, Allah’a karşı “adilsin ve kararların adalete uygundur” diye bağırmalıyız. Günahlar işledik, dinî kurallardan uzaklaştık. Her milletten fazla haksızlık yaptık ve bize her ne yaptıysan hakiki ve adil kararlarınla yaptın. Böyle olmakla beraber, Ya Allah! Bize merhamet et, biz de duadan geri durmayacağız.''