Koca Hüsrev Paşa kimdir?

2018-01-23 17:06:41

II. Mahmud döneminin en önemli ismi Hüsrev Paşa’nın hayatı ve tarihi rolü Yüksel Çelik’in araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır. 1770 yılında, henüz 14 yaşındayken, köle olarak İstanbul’a getirilip, Enderun-ı Hümayun’a alınan Hüsrev Paşa, XIX. yüzyıl Osmanlı tarihinin en renkli simalarındandı. Buradaki eğitimini tamamlayan Hüsrev Ağa’nın yıldızı III. Selim devrinde parlamaya başladı.

Hüsrev Ağa, padişahın sütkardeşi olan Kaptanıderya Küçük Hüseyin Paşa’nın himayesine girdi. Gözü yükseklerde olan ağa, istikbalini saray dışındaki mevkilerde görev alarak kurmak istemekteydi. Osmanlılar’ın kadim dost bildikleri Fransızlar’ın 1798’de hiç beklenmedik şekilde Mısır’a saldırması, Hüsrev Ağa’nın beklediği fırsatı ayağına getirdi. Hamisi Küçük Hüseyin Paşa donanmanın başında Mısır’ı Fransızlar’a karşı savunmaya memur kılınınca Hüsrev Ağa da Mısır’a gitmek istediğini bildirdi.

Bunun üzerine Enderun’dan çırak edilerek, Küçük Hüseyin Paşa’nın mühürdarı olarak Mısır’a gitmesine izin verildi. Hüsrev Ağa, emrindeki Osmanlı-İngiliz müttefik güçleriyle birlikte, Fransızlar’dan Reşid ve Rahmaniye’nin alınmasında büyük yararlılık gösterdi. III. Selim, Küçük Hüseyin Paşa’nın tavsiye ve ricası üzerine, Fransızlar’ın Mısır’dan çıkarılmasında büyük hizmetleri görülen Hüsrev Ağa’yı Eylül 1801’de vezir ünvanıyla Mısır valisi olarak tayin etti.

Ancak Hüsrev Paşa, bir yıldan fazla süren Mısır valiliğinde kendisinden ümit edilen başarıyı gösteremedi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, yeni valinin duruma hakim olamamasından istifadeyle, Arnavut askerlerini Hüsrev Paşa’ya karşı isyan ettirdi. Kahire halkının da desteğini kazanan asiler, Hüsrev Paşa’nın sarayını topa tutup, kendisini de esir aldılar.

İlk idarecilik tecrübesi hüsrânla sonuçlanan Hüsrev Paşa, İstanbul’a döndü. Bir süre değişik bölgelerde valilikler yaptı. 1806-1810 yılları arasında Sırp isyanlarının bastırılmasında kazandığı başarılarla tekrar padişahın gözüne girdi. Bu hizmetleri Ocak 1811’de kaptanıderyalık vazifesine tayin edilmesini sağladı.

Yaklaşık yedi yıl süren bu görevinde sadece Akdeniz’de korsan takibiyle yetinmeyip, Osmanlı denizciliğinin ilerlemesi için de bir takım düzenlemeler yapmaya çalıştı. Doğu sınırında 1818’den itibaren İran’la yeni bir savaş ihtimali belirince Hüsrev Paşa, Şark Seraskeri sıfatıyla Erzurum valisi olarak savaşın kuzey cephesini yönetmekle görevlendirildi. 1822’de ikinci defa kaptanıderya oldu.

Dört yıl süren bu memuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nu köklerinden sarsan Rum asileriyle Akdeniz’de mücadele etmekle geçti. 1827 yılında Anadolu valiliğinden Asakir-i Mansure seraskerliğine tayin edilen Hüsrev Paşa, on yıl kadar süren seraskerlik görevinde yeni askerî sistemin tesisinde canla başla çalıştı. Yeni ordunun teşkilatlanmasından talim düzenine, kıyafetlerinden yeme içmelerine kadar birçok düzenleme bizzat paşa tarafından yönlendirildi. Bu dönemde Avrupa’nın en güçlü ve dinamik ordularından birine sahip olan Prusya’dan, Osmanlı ordusunun modernleştirilmesinde görev almak üzere askerî uzmanlar getirtilmesini sağladı.

Yeni müesseselerin ihtiyacı olan kalifiye elemanların yetiştirilmesi için ilk defa Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi kararlaştırıldığında, bu öğrencilerden birçoğunun masraflarını kendi cebinden karşıladı. Osmanlı devlet adamlarının sefaretlerdeki balolara katılması, posta yolu ve teşkilatının kurulması, devlet dairelerine padişahın resminin asılması için yapılan hazırlıkların organize edilmesi, buna muhalefet edenlerin tedibi ve bunun gibi daha birçok konuda Hüsrev Paşa en önde giden kişiydi. Hüsrev Paşa, bir taraftan seraskerliğini yaptığı orduyu modernize ederken, bir taraftan da şahsi iktidarını kuvvetlendirmeye çalıştı.

Padişah üzerindeki nüfuzundan istifadeyle, kendisine muhalefet eden devlet adamlarını ve bürokratları birer bahaneyle İstanbul’dan uzaklaştırdı. Devlet kademelerinde kimin tayin ve kimin azledileceği artık Hüsrev Paşa’nın iki dudağı arasından çıkacak bir çift söze bağlıydı. Bu sayede elde ettiği muazzam servet paşanın, şatafatı sarayla kıyaslanan Emirgan’daki yalısı ile Bahçekapı’daki konağında lüks bir hayat sürmesini sağladı.

Kader, Hüsrev Paşa’ya bütün dünya nimetlerini tattırdı da bir tek evlat mürüvvetini göstermedi. O da kendi köklerine nazire yaparcasına köleler yetiştirip, bunları devlet hizmetine kazandırdı. Kırka yakın kölesini üst düzey devlet görevlerine yerleştirmeyi başardı. Meselâ kölelerinden Reşid Mehmed Paşa, kendisinden on yıl önce sadrazamlığa yükseldi.

II. Mahmud’un ölümü, Hüsrev Paşa’ya bir Osmanlı tebaasının hayal edebileceği en son makama ulaşma fırsatı verdi. Sadâret mührünü, padişahın cenaze töreninin başlamasını Çemberlitaş’taki Köprülü Kütüphanesi’nde beklemekte olan Mehmed Emin Rauf Paşa’dan zorla aldığı zaman Hüsrev Paşa’yı dizginleyebilecek kimse yoktu. Zira üst düzey yöneticilerin çoğu ya Hüsrev Paşa’nın kölesiydiler, ya da onun kayırmasıyla bu görevlere getirilmiş kimselerdi. Henüz 17 yaşındaki yeni padişah Abdülmecid, bu oldu bittiyi mecburen kabullendi.

Bu sırada kaptanıderya olan Ahmed Fevzî Paşa ise, Hüsrev Paşa’nın Osmanlı tarihinde eşi benzeri olmayan hareketine muhalefet adına, donanmayı İskenderiye’ye götürüp, devletin bu günlerdeki en tehlikeli düşmanı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya teslim etti. Tanzimat Fermanı’nın ilânı ve Mısır meselesinin nispeten Osmanlılar’ın yararına olacak bir şekilde çözüme kavuşturulmasındaki başarısıyla hükümet çevrelerinde güçlü bir mevkii kazanan Mustafa Reşid Paşa ve ekibi, bir süre sonra Hüsrev Paşa’nın iktidârını tehdit eder bir hizip hâline geldiler.

Hüsrev Paşa’nın devlet kadrolarını çepeçevre kuşatan dalları teker teker budanmaya başlandı. Kölesi Damad Halil Rıfat Paşa’nın seraskerlikten uzaklaştırılmasıyla, tasfiye tehdidi doğrudan doğruya Sadrazam Hüsrev Paşa’ya yöneldi. Paşa’nın Sultan Abdülmecid vasıtasıyla Mustafa Reşid Paşa’yı ortadan kaldırmaya yönelik son hamlesi de sonuçsuz kaldı.

Önce sadrazamlıktan azledilip, Emirgan’daki yalısında gözetim altına alındı. Rüşvet aldığı iddiasıyla yargılandığı Meclis-i Vâlâ’da suçlu bulunup, Tekirdağ’a sürgün edildi. İki yıl sonra İstanbul’a dönmesine izin verilen Hüsrev Paşa, 1846’da yeniden seraskerliğe tayin edildi. Bir yıl kadar bu görevde kaldıktan sonra emekliye sevk edildi.

3 Mart 1855’te, bir asra yakın müddetle büyük dâhilî ve haricî gailelere, Âl-i Osman’ın beş padişahının iktidârına şahitlik eden, Doğu Anadolu dağlarından Tuna ovalarına, Akdeniz’in engin sularından Mısır’ın kızgın kumlarına kadar imparatorluğun dört bir yanını gören yorgun gözlerini hayata kapadı. Sağlığında iken yaptırdığı Eyüp Bostan İskelesi’ndeki türbesine gömüldü.