Osmanlı'da fesin kabulü nasıl gerçekleşti?

2018-01-23 17:11:17

II. Mahmud Asakir-i Mansure ordusunun, kıyafetleri de dahil, eski askeri sistemden her yönüyle farklı olmasını istiyordu. Yeni askerlerin nasıl bir başlık kullanacakları meselesi reformcu devlet adamlarını türlü arayışlara yöneltti. İlk etapta Mansure askerlerine, yeniçeriler tarafından hiç kullanılmamış ve sarayda hizmet eden bostancılara has ''şubara'' denilen yuvarlak tepeli ve dilimli çuhadan yapılma bir başlık giydirilmesi benimsendi. Bostancıların başlıklarından farklı olması amacıyla, bu şubaraların üzerine sarık sardırıldı ve 1827 ortalarına kadar bu şekilde idare edildi. Ancak ne II. Mahmud, ne de askerler eski devri hatırlatan ve de yağmur, güneş gibi dış etkenler nedeniyle kolayca deforme olan şubaralardan memnundu.

Rum isyanını bastırmak için gittiği askeri harekâttan tam da bu günlerde İstanbul’a dönen Kaptanıderya Hüsrev Paşa, askerlere kullandırılacak başlık hususunda padişaha yeni bir alternatif sundu. Küçük Hüseyin Paşa’nın yanında Vidin merkezli Pazvandoğlu isyanını bastırmak için Rumeli’ye gittiğinde donanmada tüfekçi adıyla anılan fesli bahriye birliklerini de bizzat görmüş, sevk ve idare etmişti.

Hüsrev Paşa, Mısır’da İngilizler’le birlikte Fransız ordularına karşı savaş vermiş, Avrupa ordularının düzen ve kılık
kıyafetlerini yakinen görmüştü. Müslüman olarak Hurşid adını alan bir Fransız subayın tavsiyesi doğrultusunda Tunus’tan getirtilen fesleri kalyoncu birliklerine başlık olarak giydirmişti. 1827’de serasker olan Hüsrev Paşa bu fesli birlikleri de genelkurmay karargahına nakletmişti.

Şubaralara göre çok daha düzgün ve pratik olan bu yeni başlıklar giydirdiği askeriyle II. Mahmud’u bir Cuma selamlığından sonra selamlayan Hüsrev Paşa’nın birlikleri ve özellikle fesleri padişah tarafından çok beğenilince bütün askerî birliklere fes giydirilmesi kararlaştırıldı. Muhafazakâr çevrelerin fese tepki göstereceği yolunda beyan edilen mazeretlere cevap olarak, bunun Müslümanlarca kullanılan bir başlık olması en önemli savunma olacaktı. Ayrıca camilerde meşhur vaizler tarafından fes giymenin dinen caiz olduğu halka anlatılarak muhafazakar çevrelerden gelecek tepkinin önüne geçilmesi kararlaştırıldı.

Nihayet devletin zirvesinde yapılan bu görüşmenin ardından püskülü çok uzun olmamak şartıyla askere fes giydirilmesi ve halktan buna karşı muhalefet eden olursa şiddetle cezalandırılması resmen kabul edildi. Ardından da Tunus’tan ilk parti olarak 50 bin fes ısmarlandı. Fes giyilmesi resmen kabul edildikten sonra çıkarılan 1828 Kıyafet Nizamnamesi’ne fesle ilgili de bir takım hükümler kondu. Buna göre kara askerinin deniz askerinden ayırt edilebilmesi için Mansûre neferlerinin feslerine eğri sarık sardırılması, ulema da dahil olmak üzere tüm devlet memurlarının fes giymesi karar altına alındı.

Ancak memurların asker takımından ayrılabilmesi için feslerine hiçbir şey sarmamaları, yani dal fes giymeleri öngörüldü. Sadece ilmiye sınıfından olanların fes üzerine beyaz tülbent sarmaları bir imtiyaz olarak kabul edildi. Ancak muhafazakâr çevrelerin “dal fes”, yani sarıksız fes giymenin dinen pek caiz olmadığını öne sürüp kargaşa çıkarmaları üzerine askerlerin dal fes, esnaf ve halkın sarıklı fes giymelerini içeren yeni bir düzenlemeye gidildi.

Fes, Osmanlı toplumunda sadece erkekler tarafından giyilmedi. Haremdeki kadınlar da dahil olmak üzere Anadolu’nun köylerinde dahi özellikle kalıplı tas şeklindeki fesler kadınlar tarafından da yaygın şekilde süs amacıyla kullanıldı. Çocuklar da fes giyerdi. Onların feslerine nazar takımı, muska, süs için altın takılırdı. Böylece askeri sınıfla kullanılmaya başlayan fes, önce memurlara ardından da dalga dalga toplumun tüm katmanlarına yayılmaya başladı.

Bu yaygınlığın doğal bir sonucu olarak da şairlerin şiirlerine, şarkıların güftelerine de konu olmaya başladı. 1836’da ordunun ve halkın giderek artan fes ihtiyacını karşılamak ve ithalata verilen binlerce kuruştan tasarruf etmek amacıyla Eyüp’te Feshane adıyla bir fes imalathanesi açıldı. Bundan sonra İstanbul piyasasında Feshane fesi, Tunus fesi ve Avusturya fesi olmak üzere üç tür fes satılır olmuştu.

Fes imalatında sahtekârlık ve kalitesiz malzeme kullanımını önlemek için de tuğralı fesler tercih edilirdi. Asırlardır Osmanlı toplumu tarafından bilinen ve 1827 yılından itibaren önce askerî sınıf, ardından da ahali tarafından giyilen fesin Anadolu topraklarındaki macerası 1925’te çıkarılan Şapka Kanunu ile son buldu. Fes geldiğinde muhalefet eden muhafazakâr çevreler, bu defa da fesi çıkarmamak için muhalefet etmişti.