Matbaa Osmanlı'ya neden geç geldi?

2018-01-23 18:14:31

Osmanlı'ya matbaanın geç gelişi bitip tükenmek bilmeyen bir tartışma konusudur. Ancak Osmanlı tarihinde üzerinde düşünülmeden tartışılan konuların en başta geleni de bu meseledir. Kimi günah diye matbaanın gelişine engel olundu derken, kimi de hattatların boykotundan gelmedi der. Ancak gerçek çok basittir; matbaa okumadığımız için gelmedi.

Matbaanın geç gelmesi meselesi tartışılırken İstanbul’da bulunan 90 bin hattatın buna engel olduğu anlatılır. Bu bilgi üzerinde araştırma bile yapılmadan bir an düşünülse, böyle bir şeyin mümkün olamayacağı rahatlıkla anlaşılır. Bırakın 90 bin hattatı, İstanbul’da bu kadar esnaf yoktu. Ayrıca bu kadar hattatımız olsa, kütüphanelerde milyonlarca cilt yazma eserimizin olması gerekir.

Matbaanın geç gelmesiyle ilgili bir diğer yorum da Osmanlılar’ın matbaayı günah diye geç kabul ettiğidir. Halbuki böyle bir sebeple matbaanın geç geldiğine dair elde hiçbir delil yoktur. Bu tamamen ideolojik bir yorumdur. Osmanlı'ya matbaanın geç girişi hep tartışıldı, ancak matbaanın gelişinden sonra, ne olduğu üzerinde fazlaca durulmadı. Matbaanın kurulmasından İbrahim Müteferrika’nın ölümüne kadar geçen yaklaşık 20 yıllık dönemde 17 kitap basılabildi.

Müteferrika’nın ölümünden sonra ise yalnızca bir kitap basıldı ve ondan sonra matbaa 27 yıl çalışmaya ara verdi. Bu durum matbaanın kurulmasının yanısıra faaliyetinin de tamamen İbrahim Müteferrika’nın gayretleri ile yürüdüğünü, ancak buna karşılık toplumda kitap basımına fazla bir ilginin olmadığını açıkça gösterir. XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda basılan kitap çeşidi 50’yi bulmazken, aynı asırda Japonya’da 10 bin çeşit kitap basılmıştı.

Üstelik bu yüzyılda Avrupa’da basılan kitap çeşidi de Japonya’dan çok daha fazladır. Bırakın XVIII. yüzyılı, matbaanın yeni icat edildiği XV. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da basılan kitap sayısı 30-35 bindi. İbrahim Müteferrika ilk iki kitabı 1000, üçüncüsünü 1200 adet basmıştı. Daha sonra bastığı kitaplarda ise, birisi hariç baskı sayısını 500’e düşürdü. Bunun sebebi bastığı kitapların satılmamasıydı.

Nitekim günümüzde de bazı popüler kitaplar dışında baskı sayısı 1000’dir. Matbaanın gelişi üzerinden yaklaşık üç asır geçmiş olmasına ve nüfusun büyük oranda artmasına rağmen Türk toplumu kitap okuma alışkanlığını hala kazanamadı. Zaten kitapla aramız iyi olsaydı, bugün kütüphanelerimizde matbaadan önceki dönemde yazılmış her eserin, yüzlerce, binlerce nüshası bulunurdu.

Türkiye’ye matbaanın gelişi ele alınırken toplumsal talebin ve altyapının ne ölçüde olduğunun iyice incelenmesi ve bunun gecikmeye ne kadar tesir ettiğinin belirlenmesi, bu konuyu daha iyi açıklar. Yoksa matbaanın açılmasına, üzerinde düşünülmeden hiçbir zaman olmamış 90 bin hattatın veya din anlayışının engel olduğunun iddia edilmesi bu konuyu izah etmediği gibi, boş tartışmalara sebep olur. Matbaa Türkiye’ye okumayı ve kitabı sevmediğimizden geç geldi.