II. Mahmud ''Gavur Padişah'' mıydı?

2018-01-24 12:48:00

Kendi tarihlerinde radikal değişim ve dönüşümlere imza atan tüm devlet adamlarının bir takım olumsuz sıfatlarla anılmaları adeta kaderleridir. Deli Petro örneğinde olduğu gibi II. Mahmud da geleneksel ve muhafazakâr çevreler tarafından ''Gavur Padişah'' olarak yaftalanmıştır. Sultan Mahmud döneminde özellikle kılık kıyafet alanında 1829 yılında atılan radikal adımlarla fes, pantolon, ceket gibi yeni kıyafetlerin benimsenmesi, onun ciddi bir biçimde eleştirilmesine neden olmuştur.

Bundan başka yine 1829 yılında İngilizler’in Osmanlı-Rus barışını sağlayan Edirne Antlaşması’nı (14 Eylül 1829) kutlamak üzere Blonde Firkateyni’nde verdikleri baloya ilk defa Osmanlı devlet adamlarının katılmış olması söz konusu muhafazakar çevrelerin tepkilerini çeken bir başka gelişme olmuştur. Üstelik sarayda çatal bıçak gibi bir takım eşyanın kullanılmaya başlandığının fısıltı gazetesiyle yayılmasının hiç de hoş karşılanmadığını Vak’anüvis Lütfi Efendi kaydetmektedir.

1836 sonlarında padişahın resimlerinin (Tasvir-i Hümâyûn) devlet dairelerine asılması yönünde alınan karar ve bu amaçla yapılan tören, muhalif ve muhafazakar çevreleri rahatsız eden bir başka konuydu.  II. Mahmud’un içki içmesi de onun böyle bir ithama maruz kalmasında rol oynayan önemli etkenlerdendi. Haziran 1839’da bünyesi iflas eden ve hastalığı iyice şiddetlenen II. Mahmud’a içki yasağı getirilmek istendi. Ancak Hekimbaşı Abdülhak Molla, sultanın alkol alışkanlığı nedeniyle böyle bir yasağın birden bire değil, tedricen uygulanmasının daha doğru olacağını ileri sürmüştü.

Bu tür gerekçeler arasına, işlevlerini yitirmiş bazı kurumların ortadan kaldırılması, kadınların mesire yerlerinde dolaşmaları, Avrupai tarzda kıyafet satan dükkanların çoğalması, kadınların dondurmacı ve şekerci dükkanlarına gitmeye başlamaları da dahil edilebilir. II. Mahmud’un dini uygulamalar açısından önceki dönemlerden farklı bir çizgide olduğunu söylemek mümkün değildir. Selefleri gibi o da Cuma Selamlığı gibi dini-siyasi gelenekleri sürdürmüş, Ramazan aylarında teravih namazlarına ve Kadir gecesini kutlamak üzere tertip edilen Kadir Alayları’na katılmıştır. Diğer yandan devletin içinde bulunduğu sıkıntıların, dinden uzaklaşmanın getirdiği yozlaşmadan kaynaklandığını, dolayısıyla dini anlamda herkesin kendisine çeki düzen vermesi gerektiği şeklindeki uyarıları dikkat çekicidir.

Kadınların gerek mesire yerlerinde gerekse çarşı pazarlarda uygunsuz kıyafetlerden kaçınması, yaşmaksız gezmemeleri ve vücut hatlarını ortaya çıkartan kıyafetlerden ve laubali tavırlardan kaçınmaları yönündeki ikazlarını içeren hatt-ı hümâyûnları onun muhafazakârlığını ortaya koyan unsurlardandır. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün.

Kısacası II. Mahmud devrinde dini hayata dair önceki dönemlerden farklı hiçbir uygulamadan bahsetmek mümkün değildir. Değişim fes, pantolon, üniforma ve devlet dairelerine resim asmak gibi bir takım zahiri uygulamalardan ibarettir. Bunlardan fes ve üniforma, askerin talim ve hareket kabiliyetini arttırmak amacıyla atılan pratik adımlar olup daha sonra sivil memurlara da teşmil olunmuştur. Üstelik II. Mahmud bu hususun istismar konusu yapılacağını pekala bildiğinden kıyafet konusundaki düzenlemeden ilmiye sınıfını muaf tutmuştur.

Resim asma meselesi ise II. Mahmud’un çağdaşı diğer devletlerdeki bir uygulamayı taklit etmesinden ibarettir. Bu tür uygulamalara sınırlı da olsa ulemadan bazılarının da destek verdiği göz ardı edilmemelidir. Yukarıda temas edilen hususların, değişim karşısında geleneğe sığınan ve eski imtiyazlı konumlarını kaybeden bir takım kesimleri rahatsız ettiği muhakkaktır. Ancak bu, işin zahiri kısmıdır. Bize göre bu yaftalamanın kaynağı ulema (ilmiye sınıfı)’nın elinden alınan idarî ve malî imtiyazlardır.

1826’da Vaka-yı Hayriye ile Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ulemanın padişahlara aba altından gösterdikleri sopanın ellerinden alınması anlamına gelmekteydi. Bundan başka yeni ordunun finansmanı için vakıf gelirlerinin yeniden düzenlenmesi ve söz konusu büyük gelir kalemlerinin Evkaf Nezareti kurularak hazineye kanalize edilmesi, ilmiye sınıfını malî anlamda çökertmiştir.

Ellerinden alınan bu büyük gelir, aynı zamanda onların siyasî anlamda da etkinliklerinin azalması ve sultana daha bağımlı kullar hâline getirilmelerinden başka bir şey değildi. Ulema dışında, eski imtiyazlı konumlarını kaybeden yeniçeri kalıntıları ve onlarla işbirliği yapan bazı kesimler ile tekkeleri kapatılan, yıktırılan ya da Nakşibendiler’e devredilen Bektaşiler’in de onun gavur olarak nitelenmesinde büyük katkıları olmuştur.