Tanzimat’ın muhalifleri Yeni Osmanlılar ne istiyorlardı?

2018-01-24 13:44:10

XIX. yüzyılda devletin günden güne kötüye giden gidişatı devlet adamlarını ve “aydınları” mevcut müesseselerde ıslahat fikrinden yenileşme fikrine sevk etti. Bu yenileşmede model Batı idi. Bu asır imparatorlukta yoğun bir batılılaşma faaliyetlerinin yaşandığı bir dönemdi ve İlber Ortaylı’nın dediği gibi “imparatorluğun en uzun yüzyılı” oldu. Dertlere deva olarak sunulan Tanzimat icraatları kötü gidişatı tersine çevirip, özlenen baharı getiremedi.

Bu fermanın gayrimüslimlerle ilgili hükümlerini daha da derinleştiren yeni bir fermandan başka bir şey olmayan Islahat Fermanı’nın zamanla gerek gayrimüslimler gerekse Batılı devletlerce suistimâle uğratılması, Müslümanlar’ın kendilerini aslî vatanlarında gün be gün ikinci sınıf vatandaş hissetmelerine ve Tanzimat anlayışını sorgulamaya başlamalarına sebep oldu.

Tanzimatçılara ilk tepki, 1859’daki teşebbüs aşamasında kalan Kuleli Vak’ası’ydı. Ancak bu tepki, batılılaşma adına değil, Müslümanlar’ın içinde bulundukları kötü durum sebebiyle gelmişti. Tanzimatçıların icraatlarına karşı bir diğer muhalif hareket, 1865’te Meslek ya da Mesleknâme adlı gizli cemiyetin teşekkülüydü.

Meslek mensupları, iktidara karşı bir darbe yapmak istediler, ancak Ayetullah Bey’in ihbarı üzerine yakalandılar. Adamları, cemiyetin elebaşları olan Sağır Ahmed Beyoğlu Mehmed, Nuri ve Reşad beyleri Avrupa’ya kaçırmayı başardılar. Meslek Cemiyeti’nin, Yeni Osmanlılar hareketinin ilk nüvesini teşkil ettiği yolundaki iddiaların doğru olmadığı artık anlaşılmıştır.

Tanzimatçıların önerdiği batılılaşma tarzı ve anlayışı konusundaki ilk güçlü tepki Yeni Osmanlılar’dan geldi. Yeni Osmanlılar hareketi mensupları genelde II. Mahmud devrinde açılan Batı tarzı okullarda eğitim gören, az çok Batı’yı tanıyan kimselerdi. Daha sonraları bu harekette aktif şekilde yer alacak olan Ali Suavî ve sonraları paşa sıfatıyla anılacak Ziya Bey Muhbir Gazetesi’nde, Namık Kemal ise Tasvir-i Efkâr’da bir süredir hükümeti imâ yollu tenkitler yapmaktaydılar.

Bu tenkitlerden rahatsız olan Bâbıâli muhalefetin sesini kesmek için Muhbir’i kapatıp, Ali Suavî’yi Kastamonu’ya sürdüğü gibi, Ziya Bey’i Kıbrıs mutasarrıflığı, Namık Kemal’i de Erzurum vali muavinliği memuriyet-leriyle İstanbul’dan uzaklaştırmak istedi. Ali Suavî Kastamonu’ya gitti, fakat Namık Kemal ve Ziya Bey yeni memuriyet mahallerine gitmemek için türlü bahanelerle İstanbul’da vakit geçirmeye başladılar.

Tam bu sırada Mustafa Fazıl Paşa’nın onlarıAvrupa’ya davet etmesi olayların seyrini değiştirdi. Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın kardeşi olan ve muazzam serveti göz kamaştıran Mustafa Fazıl Paşa, Osmanlı bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra, en son Osmanlı maliyesini düzene sokmak gayesiyle kurulan Meclis-i Hazâin reisliğine getirilmiş, ancak yalnızca bir yıl sonra vazifesinden azl ve Avrupa’ya sürgün edilmişti.

Paşa, gerek Mısır’daki veraset hakkından mahrum edilmesini gerekse bu sürgün hadisesini bir türlü kabullenememiş ve bunun müsebbibi olarak da Bâbıâli’yi, özellikle de siyasî iktidarı ellerinde tutan Ali ve Fuad Paşaları görmüştü. Sürgün günlerinde Paris’e yerleşip, buradan Âli ve Fuad Paşaların şahsında Tanzimat uygulamalarına karşı şiddetli bir propagandaya girişti.

Paris’ten Sultan Abdülaziz’e gönderdiği tartışmalı bir mektupta bazı radikal yenilikler istemekte ve padişahın etrafındakileri “cahiller ve hainler” olarak nitelendirmekteydi. Paşa, kendi propagandasını güçlendirmek adına, Babıali’ye muhalefet eden herkese iktisadi destek sağlamaktan da geri kalmadı. Osmanlı muhalefetini Avrupa’ya taşıyan Namık Kemal, Ziya Bey, Ali Suavî, Agâh Efendi, Meslek grubunun firarî liderleri Sağır Ahmed Beyoğlu Mehmed Bey, Reşad Bey ve Nuri Bey Paris’te bir araya geldiler. Kısa bir süre sonra bunlara Paris’teki OsmanlıOkulu’nun müdürü Hüseyin Vasfi Paşa da katıldı.

Mustafa Fazıl Paşa’nın davet ve desteğiyle Paris’te buluşan Osmanlı muhalifleri, Mustafa Fazıl Paşa’nın mektubu ve De Courrier de Orient Gazetesi’ndeki yayınlanan tercümesinde “Jeune Turc” tabiri kullanılmış ve bu da Yeni Osmanlılar şeklinde çevrilmesi üzerine bu ismi benimsediler. Paşa’nın, Yeni Osmanlılar’ın dinamizmine ve muhalif kalemlerine, Yeni Osmanlılar’ın ise Paşa’nın maddi desteğine ihtiyaçları vardı ve bu karşılıklı çıkara dayalı ilişki bir süre devam etti. Fakat Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisi
sırasında yaşanan gelişmeler, Yeni Osmanlılar için sıkıntılı bir geleceğin yaklaşmakta olduğunun habercisiydi. Mustafa Fazıl Paşa, padişahın Paris’i ziyareti münasebetiyle düzenlenen dillere destan karşılama töreninde bizzat hazır bulundu. Kısa bir süre sonra Paşa ile Osmanlı hükümeti arasındaki buzlar erimeye başladı. Padişahla görüşme fırsatı bulan Mustafa Fazıl Paşa, ondan yurda dönme izni aldı.

Mustafa Fazıl Paşa, İstanbul’a dönerken ne olur ne olmaz düşüncesiyle elindeki muhalif güçle irtibatını sürdürecek tedbirler almayı ihmal etmedi. Padişahı uğurlamak için Peşte’ye gittiği sırada, bundan sonra takip edeceği hareket tarzını ve kendisinden sonra gençlerin Avrupa’daki durumunu görüşmek üzere Ağustos 1867’de Yeni Osmanlılar mensuplarıyla bir toplantı yaptı. Bu toplantı sonrasında, Yeni Osmanlılar’ın hukukî manada bir cemiyet tarzında kuruldukları, toplantıya katılan Polonyalı ve Macar
ihtilâlcilerinin yönlenmeleriyle hazırlanan bir tüzükte cemiyetin amaç ve faaliyetlerinin tespit ve imza edildiği hususundaki iddialar hala kati belgelerle ispat edilememiştir.

Fransa hükümetinin Sultan Abdülaziz’e şirin görünmek adına Yeni Osmanlılar’dan derhal ülkeyi terketmelerini istemesi, cemiyet mensuplarını sığınacak başka bir ülke aramak zorunda bıraktı. Osmanlı muhalefeti ikinci bir sürgünle bu defa Londra’ya taşındı. Ali Suavî Londra’da Muhbir Gazetesi’ni yayınlamaya başladı. Kendilerine danışmadan hareket eden Ali Suavî ile araları açılan diğer Yeni Osmanlılar, Mustafa Fazıl Paşa’nın desteğiyle 29 Haziran 1868’de Hürriyet’i çıkarttılar. Bu yeni gazetenin
başında uzun süre Namık Kemal ile Ziya Bey bulundu. Mustafa Fazıl Paşa daha sonraları Ali Suavî’yi kontrol altında tutmak için para musluklarını kıstı, başaramayınca da maddî yardımı tamamen kesti. Bunun üzerine Muhbir 50. sayısında kapandı.

Ali Suavî Yeni Osmanlılar grubundan ayrıldı. Mustafa Fazıl Paşa ise 1869’da Meclis-i Ali azalığına getirilince, Yeni Osmanlılar’la ilişkisi adeta kopma noktasına geldi. 1869’dan sonra Yeni Osmanlılar arasında büyük çatlaklar oluşmaya başladı. İlk olarak, amaçlarına ulaşmak için sadece kalemin yeterli olmayacağını, bir an önce eyleme geçilmesi gerektiğini savunan Sağır Ahmed Beyoğlu Mehmed gruptan ayrıldı ve Hüseyin Vasfi Paşa ile Cenevre’de dört sayı sürecek İnkılâp Gazetesi’ni çıkarmaya başladı. Kısa bir süre sonra Kânipaşazâde Rıfat Bey, Namık Kemal haricindeki bütün arkadaşlarını şahsi menfaatler peşinde koşmakla suçlayıp, Yeni Osmanlılar hareketinden koptu.

Bu arada özel sekreteri Sakakini aracılıyla hâlâ Yeni Osmanlılar’la ilişkisini sürdüren Mustafa Fazıl Paşa’nın Meclis-i Âli azalığına getirilmesi ve İstanbul’da Mısır Hidivi İsmail Paşa aleyhtarı bir rüzgar esmeye başlaması üzerine Âli Paşa ile iyi geçinmeye başlamıştı. Bâbıâli’nin gönlünü hoş tutmayı kendi çıkarlarına uygun bulan Mustafa Fazıl Paşa, Namık Kemal’den Hürriyet’in yayınlanmasına bir süre ara verilmesini istedi. Namık Kemal’in bu teklifi kabul edip, Hürriyetin 64. sayısından itibaren gazetenin yazarlığından ayrılması, grubun son ve en güçlü halkasının da parçalanmasına sebebiyet verdi.

Ziya Bey, Hidiv İsmail Paşa’nın adamları vasıtasıyla yaptığı maddî yardım teklifini kabul edip, Hürriyet’i yayınlamaya devam etti. Ziya Bey, Mustafa Fazıl Paşa’dan öc almaya girişti. Hürriyet bu sefer Mısır yönetimini destekleyen yazılar yayınlamaya başladı. Fakat Ali Suavî’nin Hürriyet’te Sadrazam Âli Paşa aleyhinde çok sert bir yazı kaleme alması, Ziya Beyin başını belaya soktu. İngiliz hükümeti, muhtemelen Âli Paşa’nın müdahalesiyle, bu tür yazıların İngiltere’de yasak olduğunu belirtip, Hürriyet’i kapattı ve Ziya Bey’i mahkemeye verdi. Ziya Bey, avukatının tavsiyesine uyup, İsviçre’ye gitti. Burada bir süre daha büyük zorluklarla Hürriyet’i yayınlamayı sürdürdüyse de 100. sayısında gazeteyi kapatmak zorunda kaldı.

1870’de ise Yeni Osmanlılar hareketi tamamen dağıldı. Önce Namık Kemal, Agâh Efendi ve Hüseyin Vasfî İstanbul’a döndü. Ziya Bey en büyük düşmanı Sadrazam Âli Paşa’nın 1871’de ölmesi ve çıkartılan genel aftan istifadeyle yurda geldi. 1874’te Mehmed Bey, iki yıl sonra da Ali Suavî avdet etti. Namık Kemal, Reşad ve Nuri beyler İstanbul’da İbret Gazetesi’ni çıkartmaya başladılar. Yeni Osmanlılar hareketi mensuplarından bazıları siyasal bir örgüt sıfatıyla değil, ancak ferdî olarak 1876 Kanun-ı Esasi’sinin hazırlanmasında görev aldılar. 1876’dan sonra ise eski cemiyet mensupları dağınık halde ve birçoğu hayatlarını çeşitli devlet memuriyetlerinde geçirerek yaşadılar.

Yeni Osmanlılar’ın, bütün faaliyetleri müddetince bir grup şuuruyla hareket ettiklerini ve hatta bir grup olduklarını söylemek zordur. Bu harekete katılan şahsiyetlerin üzerinde anlaştıkları tek şey, Âli Paşa düşmanlığıydı. Onlara göre Tanzimat, imparatorluğu içine düştüğü bataktan kurtarmak için sağlam, ama mevcut haliyle yetersiz bir ipti. Nitekim bu ip şimdi, bütün kontrol mekanizmalarına hükmeden ve zaman zaman padişahı dahi devre dışı bırakarak ülkeyi diledikleri gibi yöneten bürokrat sınıfının, bilhassa da bu sınıfın lideri Âli Paşa ile Fuad Paşa’nın ellerinde milletin gırtlağına dolanmış bir cellât sicimi haline gelmişti. Cellâdın sicimini milletin boğazından çıkaracak tek güç ise Batı tarzında kurulacak meşrutî bir monarşiydi.

İnkılâp Gazetesi’ndeki birkaç yazı dışında, Yeni Osmanlılar’ın kaleminden bizzat padişahı ve padişahlık sistemini eleştiren yazı çıkmadı. Yeni Osmanlılar, meselelere daha ziyade İslâmî bir bakış açısıyla eğilmişlerdir. Onlar “usûl-i meşveret” isterken delillerini “Asr-ı Saadet”e dayandırdılar. Namık Kemal, Hürriyet’teki bir yazısında bu dönemin ''cumhuriyet'' olduğunu, Suavî ise Ulûm’daki bir yazısında bu dönemde demokrasinin yaşandığını yazdı. Onların anayasa hukuku hakkındaki düşünceleri de İslâmî anlayışın yeniden düzenlenmesinden ibaretti. Yeni Osmanlılar, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında sürdürdükleri yazı hayatlarıyla Türk toplumunda siyasî ve içtimaî tefekkürün öncüsü oldular. Onların ortaya attıkları ve işledikleri birçok kavram Osmanlı devlet ve toplumunun şekillenmesinde önemli roller üstlendi.