Şehzade Bayezid’e ''Yıldırım'' ünvanı nasıl verildi?

2018-01-19 19:38:42

Osmanlı Devleti'nin 4. hükümdarı olan I. Bayezid, Osmanlı ve Batı kaynaklarında ''Yıldırım'' lakabıyla anılır. Bazı Fransız yazarlar, bu lakabın yerine ''L’Eclair'' yani ''Şimşek'' kelimesini kullanırlar. Bayezid'in şehzadelik döneminden itibaren gösterdiği cesaret ve süratli hareketlerinden dolayı kendisine bu lakab verilmiştir.

Ancak bu lakabın tam olarak ne zaman ve hangi olay sebebiyle kullanılmaya başlandığı konusunda farklı rivayetler vardır. Kimi yazarlar, I. Bayezid’in ''Yıldırım'' ünvanını almasını, tahta geçer geçmez kardeşi Yakub Çelebi’yi öldürtmekteki süratine bağlarken, kimi yazarlar da sultanın 1397’de Karamanoğlu Ali Bey üzerine düzenlediği seferdeki cesur hareketlerine bağlarlar.

Bu konuda en eski ve en kuvvetli rivayet ise I. Murad’ın 1387 yılında Karamanoğulları üzerine düzenlediği ve Şehzade Bayezid’in de katıldığı seferde cereyan eden hadiselerle ilgilidir. İki devlet arasında Frenk Yazısı mevkiinde yapılan savaşta Osmanlı ordusunun merkezini I. Murad, sol kanadını Şehzade Bayezid, sağ kanadını da Şehzade Yakub Çelebi komuta etmişti.

Osmanlı kaynaklarında, Şehzade Bayezid ile Rumeli Beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa’nın, gösterdikleri gayret ve kahramanlıklarla Osmanlılar’ın muharebe alanından galip ayrılmalarını sağladıkları ve bu münasebetle şehzadeye ''Yıldırım'' ünvanı, Kara Timurtaş Paşa’ya da vezirlik görevinin yanısıra Rumeli Beylerbeyiliği’nin verildiği söylenir.

Hayatı ve faaliyetleri incelendiğinde I. Bayezid’in ''Yıldırım'' ünvanını, en az ismi kadar, taşımaya layık bir hükümdar olduğu görülür. Günümüz araştırmacıları için bu dönemin sağlam bir kronolojisini çıkartmak hemen hemen imkansızdır. Bunda kaynak yetersizliği kadar sultanın şahsiyeti de belirleyici rol oynar.

Zira Rumeli ovalarında at koştururken izlediğimiz Yıldırım’ın aynı yıl Anadolu bozkırlarında yeni bir seferde karşımıza çıkması, dönemin ulaşım imkanları göz önüne alındığında, akıllara durgunluk vermektedir. Yıldırım Bayezid’in bir yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye yedi defa geçtiği rivayet edilir.