Osmanlı'da Harem nasıl bir teşkilata sahipti?

2018-01-24 16:33:45

Osmanlı haremi, tarih boyunca herkesin ilgisini çeken bir yer olmuştur. Haremin esrarlı havası, harem yöneticileri olan Darüssaade ağalarını (kız-larağası/harem ağası) da içine alır. Harem ağaları, devlet işlerinde önemli rol oynadıklarından dolayı, bazı tarihçiler tarafından “eli kanlı Arap” olarak gösterilmişlerdir. Harem’in yöneticileri olan Darüssaade ağaları, yani hadım ağalar Osmanlılar’dan önceki Türk-İslâm devletlerinde, Çin’de, Mezepotompa’da Roma ve Bizans’da da vardı. Harem ağaları zenciler, yani kara ağalar veya beyaz olanlar, yani ak ağalardan seçilirdi.

Harem ağalarının hepsi hadım olduğu için kendilerine hadım ağalar da denilirdi. Sultanın hatt-ı hümâyûnu, yani kendi el yazısıyla göreve tayin edilen Harem ağalarına, padişahın huzurunda samur kürk giydirilirdi. Padişahın sarayının dışında, devlet adamları ile zenginlerin saray ve konaklarındaki haremlerinde de zenci hadım ağaları bulunurdu. Osmanlı İmparatorluğu’nun büyümesine paralel olarak, saray teşkilatı da gelişti ve Çelebi Sultan Mehmed devrinden (1413-1421) itibaren Osmanlı sarayında Harem ağaları görülmeye başlandı. İlk dönemlerde Harem ağaları beyaz kölelerden oluşuyordu ve ak ağalar diye adlandırılıyorlardı.

Akağalar, Rum ve Boşnaklar’dan seçilirdi. Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren sarayda zenci köleler istihdam edilmeye başlandı ve zamanla kara ağaların sayısı arttı. Akağalar, sarayın kapısı Babüssaade’yi bekledikleri için Babüssaade Ağası ve Kapı Ağası diye de anılırlardı. Akağalar, ilk devirlerde Harem ağalığı görevini de yürütüyorlardı. Kara ağalar, Habeşî Mehmed Ağa ile birlikte 1582’den itibaren üstünlüğü ele geçirdiler ve 1623’ten imparatorluğun yıkılışına kadar Harem ağalığını ak ağalara kaptırmadılar. III. Murad devrinde haremin büyümesine paralel olarak Darüssaade ağalarının nüfuzu ve gelirleri arttı.

III. Murad, 1587’de Haremeyn evkafını Harem ağalarına verdi. III. Mehmed devrinde kara ağaların yetkileri daha da arttı. Kara ağalar, 250’den fazla oda, onlarca hamam ve avludan oluşan Harem’in yöneticisiydiler. Harem ağaları, Osmanlı hanedanını yaşadığı yerde görev yaptıkları için padişah ve valide sultanlarla oldukça yakın ilişki içine girmişlerdi. Özellikle XVII. yüzyılda devlet otoritesinin azaldığı zamanlarda, Harem ağaları devlet yönetiminde oldukça etkili oldular ve sadrazamlık ile üst düzey makamlara istedikleri kişileri tayin ettirdiler. Sultana ulaşmak isteyenler, aracı olarak Harem ağalarını kullanıyorlardı.

Devlet adamları, Darüssaade ağalarının artan etkisinden rahatsız oldukları için kara ağaları saraydan uzaklaştırmaya çalıştılar. İbşir Mustafa Paşa, 1654-1655 yılları arasındaki sadrazamlığı sırasında, Harem ağalarını saraydan sürmeye kalktı, ancak başarılı olamadı. Harem ağaları, zengin ve güçlü kimseler oldukları için, kendilerinin üstünlüğünü, faziletlerini, iyi ahlaklarını belirtmek için birçok eser yazılmıştır. Derviş Abdullah isimli bir saray görevlisi ise kara ağaların kötülüklerini belirtip, Osmanlı Sultanı’nı uyarmak üzere 1741’de “Risâle-i Tebardariye Fi Ahvâl-i Darüssaade” isimli bir eser kaleme almıştır.

Osmanlılar’dan önceki devletlerde, Hristiyan Avrupa’da ve Osmanlılar’ın ilk zamanlarında sarayda zenci istihdam edilmediğini söyleyen Derviş Abdullah, Osmanlı tarihinin ilk zenci aleyhtarı yazarıdır. Osmanlı yönetimi ihtiyacı olan kara hadım ağa sayısını Mısır Valisi’ne bildirirdi. Kara hadım ağalar, DoğuAfrika’da Habeşistan, Sudan, Nijerya, Mali, Çad ve Nijer tarafından, Sennar ve Darfurdan gelen köle kervanlarıyla Mısır’a getirilirdi. Mısır Valisi, merkezin talep ettiği miktarda köleyi, Mısır’a gelenler içerisinden seçerek İstanbul’a gönderirdi. Sekiz ile onbir yaşları arasındaki zenci köleler, İstanbul’a gelmeden önce ülkelerinde veya Mısır’da hadım edilirlerdi.

Kölelerin erkekliğinin yok edilmesi işlemine iğdiş etme denirdi. Sadrazam Şehid Ali Paşa, bu usulü tasvip etmediğinden, 1715’te Mısır’a emir göndererek Habeşiler’in iğdiş edilmesini yasaklamış, ancak sadrazamın ölümü üzerine teşebbüsü yarım kalmıştır. Haremde görev yapanlar, iğdiş edilmelerine rağmen tamamen erkeklik duyguları ölmezdi. Bu yüzden Emevi Halifesi Muaviye’nin eşi Fahite, sarayda sadece yaşlı hadımları istihdam ettirmişti. Hadımlar, erkeklikleri ellerinden alındığı için özellikle erkeklere bilinçaltlarında kin beslerlerdi. Osmanlı sarayına hadım alınırken, tamamen iğdiş edilmiş ve çirkin olanlar alınırdı. Hadımlar, çocuk ruhlu olup, kuşlarla ve diğer hayvanlarla oynarlar ve çok yemek yiyip, bol bol dedikodu yaparlardı. İstanbul’a gelen hadımlar, ihtiyaca göre Topkapı Sarayı’na, Eski Saray’a ve vezirlerin saraylarına dağıtılırdı.

Topkapı Sarayı’na gelen kara hadım ağa, “en aşağı ağa” olarak göreve başlardı. En aşağı ağa, Harem kapısında nöbet bekleyen kalfaların emrinde çalışırdı. Daha sonra “acemi ağa, nöbet kalfası, musandırıcı ağa, ortanca ağa, hasıllı ağa, baş kapı gulamı” kademelerinde hizmet yapardı. Harem ağasının emrinde XVI. yüzyılın ortalarında 50 kadar görevli vardı. III. Murad’dan itibaren bu sayı artmıştır. 1903’te Osmanlı hanedanının sahip olduğu hadım köle sayısı 194’tü. Harem ağaları, sarayın harem kısmında kendilerine ayrılan yerlerde kalırlardı. Buralara, Kara ağalar Koğuşu ve Darüssaade ağası dairesi denirdi. Ayrıca Karağalar Mescidi denilen yerde de ibadet ederler, kara ağalar Hamamı’nda da yıkanırlardı. III. Murad devrinde Harem ağalığı vazifesi Darüssaade ağalığı adı altında Babüssaade ağalığından ayrılınca, Harem Ağaları Taşlığı’na Darüssaade ağası için hamamı, sofası ve yatak odası bulunan iki katlı bir yer inşa edilmişti.

Topkapı Sarayı’nda şimşirlik adı verilen yerde yaşayan şehzâdelerin hizmetinde cariyeler ve hadım ağalar vardı. Fakat ağalar yanlarında biri olmadan şehzâdelerle görüşemezlerdi. Hadım ağalar şimşirlik binasının alt katında bulunan odalarda kalırlardı. Darüssaade Ağası, Harem ağalarının yanısıra, yeni ve eski saraydaki baltacıların, Haremeyn vakfı görevlilerinin, sultan ve vezirlerinin vakıflarında çalışanların amiriydi. Harem ağasının en önemli görevi Harem halkını korumaktı. Ağalar, Harem’e yeni cariye temin etmek, Harem çalışanlarının maaşlarının ödenmesi, terfileri, cezalandırılmaları, saraya alınacak eşyalar, kumaşlar, mücevherler gibi malzemelerin alımını da yaparlardı. Sultan kızlarının evlendirilmesi esnasında hükümdarın vekilliğini de yaparlardı.

İstanbul’dan Haremeyn’e surre gönderilmesi de Darüssaade ağasının başkanlığında gerçekleştirilirdi. Sultan Mehmed Reşad, 1909’da tahta çıktığında Harem ağasına gönderdiği fermanda, “Harem kadınlarının kıyafetine dikkat etmesi, adaba aykırı giyenleri uyarması ve engellemesi, dışarı çıkan harem kadınlarının yanında mutlaka bir Harem ağası bulundurması, Harem’e satıcıların girmemesi” emrini vermişti. Kızlarağasının dışındaki Harem ağaları, valide ağası, şehzâdeler ağası, valide sultan hazinedar ağası, kiler ağası, büyük oda ağası, küçük oda ağasıydı. Darüssaade ağaları, padişahın gözünden düşene kadar görevde kalırlardı. Bunların içerisinde en uzun süre görevde kalan ve Osmanlı tarihinde oldukça etkili bir rol oynayan Hacı Beşir Ağa, III. Ahmed ve I. Mahmud’un hükümdarlığı dönemlerinde 29 yıl görev yapmıştı.

Harem ağaları, Tanzimat’tan sonra yetkilerinin çoğunu kaybettiler. Tanzimat’tan sonra Evkaf-ı Hümâyûn Nezareti’nin kurulmasıyla, Darüssaade ağasının elindeki vakıflar alındı. II. Meşrutiyet’ten sonra ise iyice etkisizleştiler. Son Harem ağası, Said Ağa idi. Osmanlı tarihinde, hadımlardan birçok vezir, vali ve veziriazam çıkmış ve bunlar hadım ünvanıyla anılmıştır. Atik Ali Paşa, Hadım Sinan Paşa, Hadım Süleyman Paşa, Hadım Hasan Paşa, veziriazamlığa kadar yükselmiş hadımlardandı. Darüssaade ağaları, padişahla yakınlıklarından dolayı birçok gelire sahiptiler.

Bu yüzden Harem ağaları, birçok cami, mescid, okul gibi hayır kurumları yaptırmışlardır. Ayrıca Harem ağaları, birçok yazar ve şairi himaye etmişlerdir. Osmanlı tarihinin en önemli simalarından Gelibolulu Mustafa Âlî’nin hâmisi Ak hadım ağalardan Gazanfer Ağa idi. Harem ağaları azledildikten sonra, genellikle Mısır’a gönderilir ve burada kendilerine “azatlık” adı altında emekli maaşı bağlanırdı. Bazı hadım ağaları, görevdeyken geleceklerini düşünerek Mısır’da araziler satın almışlardır. İstanbul’da vefat edenler, Üsküdar’da Seyyid Ahmed Deresi civarında Pilavcı Bayırı’ndaki kabristana gömülürlerdi.