Tanzimat Fermanı nasıl ilan edildi?

2018-01-24 16:50:28

1 Temmuz 1839 tarihinde, henüz 17 yaşında olan Şehzade Abdülmecid, babası II. Mahmud’un yerine Osmanlı tahtına çıktı. Tahtın varisi sıfatıyla iyi bir eğitim görmüş, babasının yenilik fikirlerini benimsemişti. Ancak onda, babasının sert mizacı yoktu. Londra’nın kurtlar sofrasındaki vazifesinden bu vesileyle İstanbul’a dönen Hariciye Nâzırı Mustafa Reşid Paşa, geldiği günden beri geçen dört ay zarfında, padişahla yaptığı görüşmelerde, Sultan Abdülmecid’in babasının yolundan gitmek istediği izlenimini edinmişti.

Mustafa Reşid Paşa, II. Mahmud’un hususi alakasına mazhar olmuş, Avrupa’daki vazifesi sırasında değişen dünya koşullarını yakından görmüş, kendisini de bu yönde geliştirmişti. İstanbul’da bir süredir, padişahın da desteğiyle, aralarında Ali Efendi, Sadık Rifat Bey gibi bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki arkadaşlarıyla bir şeylerin hazırlığıyla meşguldü.

Tanzimat Fermanı’nın ilanı şöyle anlatılır: ''2 Kasım gece yarısı işini bitirip yatak odasına giderken bir mesele arz etmek için şamdanla yanına yanaşan daire kethüdası Topçubaşızâde Salih Bey’i, “Efendim, sen ne fikirdesin, ben ne haldeyim? Ben yarınki gün bir mehlekedeyim ki, akşama sağ çıkacağımdan ümidim yoktur'' diye tersledi.

Sabah yatağından kalktığında aylardır sürdürdüğü hazırlıklar yüzünden hala yorgun, biraz da tedirgindi. Bugün yapacağı iş, başına ya devlet kuşu konduracak ya da ak mermerden bir mezar taşı diktirecekti. Ama herşeye rağmen kararlıydı ve evinden çıkıp, Bâbıâli’nin yolunu tuttu''

Ancak bu anlatılanlar doğru değildir. Tanzimat Fermanı’nın taslağı kısa bir süre önce Meclis-i Şurâ’da müzakere edilmişti ve bu yüzden de devlet ricalinin imzaları mazbatanın altında vardı. Sarayın müştemilatı içinde kalan Gülhane bahçesindeki meydanda, saray erkanı, ulema mensupları, şeyhler, memur ve subaylar, lonca başkanları, memur ve subaylar, Rum ve Ermeni Patrikleri, Hahambaşı, sefaret temsilcileri davete icabet edip, meydandaki çadırlarda yemeklerini yedikten sonra kendilerine gösterilen yerlere geçti. Fransa Kralı Louis Philippe’nin İstanbul’da bulunan oğlu Prens Joinville de davetliler arasındaydı.
Meraklı halktan birçok kimse bu garip törene şahit olmak için kalabalıktaki yerlerini almışlardı. Meydana hâkim bir yere yüksekçe bir kürsü kurulmuş, Sultan Abdülmecid de Gülhane’de bulunan kasra inmişti. Bu gibi mühim hadiselerde takip edilen usûle uygun olarak müneccimbaşı eşref saatin geldiğini bildirince toplar atılmaya başlandı. Bu sesleri, meydanda ne olacağı konusunda dilden dile dolaşan binlerce senaryo fısıltısı bastırdı. Sultan Abdülmecid, Mustafa Reşid Paşa’ya bir kırmızı atlas bir kese gönderdi. Paşa kürsüye çıktı, atlas keseyi öpüp başına koyduktan sonra dikkatle açtı. İçinden çıkan hatt-ı hümayunu tekrar öpüp başına koydu. Kalabalığı şöyle bir süzdükten sonra, yüksek bir sesle hattı okumaya başladı. Böylece bir devre adını veren Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu cümle cihana ilân edilmiş oldu.