Alemdar Mustafa, II. Mahmud’u nasıl tahta çıkardı?

2018-01-24 17:26:21

İstanbul’un yeniçeriler ve onlarla müttefik grupların elinde müthiş bir zorba terörünün pençesinde kıvrandığı, Napolyon ile I. Aleksandr’ın Tilsit’te kendilerince Osmanlı mukadderatına yön verecek kararlar aldıkları bir ortamda, darbecilerin ellerinden bir şekilde kurtulmayı başaran yenilik taraftarları, Alemdar Mustafa Paşa’nın şahsında yeni bir sığınak buldular. Rusçuk âyanı olan Alemdar Mustafa Paşa, bulunduğu bölge itibariyle Rus tehdidine yakinen şahitlik etmiş ve III. Selim’in icraatını Osmanlı

İmparatorluğu’na tekrar hayat verecek uygulamalar olarak benimsemişti.

Darbe sonrası, Mehmed Tahsin, Abdullah Râmiz, Mehmed Emin Behiç, Mustafa Refik ve Mehmed Said Galib Efendiler’den oluşan ve “Rusçuk yârânı” ismiyle anılacak komitenin III. Selim’i yeniden tahta çıkarmak için gizliden gizliye yürüttükleri faaliyet ve telkinler de bu hususta önemli rol oynadı. Rusçuk yârânı, Ruslar’la sulh müzakereleri sürerken ihtiyati bir tedbir olarak ordu ile birlikte Edirne’de bulunan Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa’yı, sefer meselelerini görüşmek ve İstanbul’u zorbalardan temizlemek için kendisinden istifade etmek üzere Alemdar’ı Edirne’ye çağırmaya razı ettiler.

IV. Mustafa’dan da müspet cevap alınmasıyla, Alemdar Mustafa Paşa kendi birlikleriyle birlikte Edirne’ye geldi. Sadrazam, Edirne’de boşa vakit ve para harcamaktansa sefer hazırlıklarının İstanbul’dan yürütülmesi hususunda ikna edildi ve böylece ordu İstanbul’a yöneldi. Alemdar, adamlarından Uzun Hacı Ali veya Ahmed Ağa’yı Kabakçı Mustafa’nın katli emriyle ordunun önünden İstanbul’a gönderdi.

Kabakçı hareminde yakalandı ve kesik başı Çorlu’da Alemdar’ın önüne getirildi. Şeyhülislâm ve diğer devlet erkânı orduyu İncirli Çiftliği’nde, IV. Mustafa ise Kırk Kavak denilen yerde karşıladı. Sadrazam ve Alemdar burada padişahın huzuruna çıktı. Rusçuk yârânından Râmiz Efendi, Alemdar’a bu fırsattan istifadeyle derhal IV. Mustafa’nın tevkifini tavsiye ettiyse de, Alemdar “mertliğe mugayir” diyerek bu teklifi geri çevirdi. Alemdar Mustafa Paşa bir süre Çırpıcı Çayırı’ndaki karargâhında bekledikten sonra 21 Temmuz 1808’de kuvvetlerinin bir kısmıyla İstanbul’a girip, duruma hakim oldu.

Sadrazam ile IV. Mustafa’nın, Rumeli birliklerinin aslında ne amaçla geldiklerinden haberdar olup, savunma tedbirleri almaya başlamaları üzerine 28 Temmuz’da aniden on beş binden fazla askeriyle Bâbıâli’ye girdi ve Çelebi Mustafa Paşa’nın elinden zorla sadâret mührünü aldı. Daha sonra Topkapı Sarayı’na yöneldi. Mukavemetle karşılaşmaksızın Kubbealtı’na kadar ilerledi ve burada şeyhülislâm ile Kızlarağası Küçük Mercan Ağa’yı, durumu IV. Mustafa’ya bildirmek ve III. Selim’i dışarı getirmek üzere içeri gönderdi. Şeyhülislâmı huzurundan kovan IV. Mustafa, hanedanın yaşayan tek erkek ferdi kalmak ve böylece kendisinin tahttan indirilmesini engellemek için III. Selim ile Şehzâde Mahmud’un katlini emretti.

IV. Mustafa’nın gönderdiği grup önce III. Selim’in odasına girip eski sultanı katlettikten sonra, Şehzâde Mahmud’un odasına yöneldiler. Başlala Tayyâr Efendi, IV. Mustafa’nın adamlarının niyetlerini anlamış ve III. Selim ile Şehzâde Mahmud taraftarlarını durumdan haberdar etmişti. III. Selim ve Şehzâde Mahmud’u IV. Mustafa’nın adamlarının elinden kurtarmak isteyen Kasım, Anber ve Hâfız İsa ağalar, ilk önce III. Selim’in odasına koştularsa da, eski sultanın katledildiğini anlayınca kestirme bir yoldan Şehzâde Mahmud’un dairesine geldiler.

Buraya ulaşan IV. Mustafa’nın adamları, yaralanıncaya kadar kendilerine direnen Kasım Ağa’yı aşıp, merdiven başına çıktıklarında, Şehzâde Mahmud’un cariyelerinden Cevri Kalfa’nın ocaktan aldığı külü aniden gözlerine savurması nedeniyle bir an durakladılar.

Bu arada İsa ve Anber Ağalar, Cevri Kalfa’nın “damdan kaçırın” ikazı üzerine, fırsattan istifade ederek şehzâdeyi dama çıkarmayı başardılar. Bu sırada odaya giren, IV. Mustafa’nın adamlarından Ebe Selim hançerini fırlatıp, kaçmakta olan Şehzâde Mahmud’un bir kolunu hafifçe yaraladı. İki taraf arasında şiddetli bir mücadelenin sürmekte olduğu esnada Alemdar’ın adamları daireye girince IV. Mustafa’nın adamları kaçtılar. Tekrar tahta çıkartmak için onca uğraş verdiği III. Selim’in kanlar içindeki naşıyla karşılaşan Alemdar Mustafa Paşa, bu manzara karşısında ölü sultanın ayaklarına kapanıp feryat etti ve buna sebep olanlara karşı tehditler savurdu.

Bu sırada Şehzâde Mahmud, Hasekiler Dairesi damından Kuşhâne Damı’na geçti ve buradan bir merdivenle aşağı indi. Şehzâdeyi tanımayan Alemdar’ın, Rumeli aksanıyla “Abe bu kimdir” diye etraftakilere sorduğu, İmam Hafız Ahmed Efendi’nin bu soruya, “Sultan Mahmud Efendimizdir. Nevbet-i hilâfet kendilerinindir. Ben biat eyledim, maslahat-ı hayriyyenin itmamı size kalmıştır” diye cevap verdiği söylenir. Alemdar derhal yeni padişahın eteğini öptü. Artık “Mahmud-ı Sânî” ünvanıyla Osmanlılar’ın yeni padişahı olan genç hükümdar, az önce can pazarından güç bela kurtulmasına rağmen, büyük bir metanetle, Alemdar’a III. Selim’in katillerini bizzat kendisinin cezalandıracağını vadetti ve hemen askerlerini dağıtıp, silahlarını çıkartarak Hırka-i Şerif Dairesi’ne gelmesini söyledi.

İkindiden sonra Bâbüssaâde önünde kurulan tahtta devlet erkânının biâtını kabul eden II. Mahmud, sadâret mührünü Alemdar Mustafa Paşa’ya verdi. Ağabeyi IV. Mustafa’yı sarayda sıkı bir gözetim altına aldı. İstanbul’da sürmekte olan karışıklıklar yüzünden yeni padişahın kılıç alayı (taklid-i seyf) bir süre ertelendi.