Niğbolu Muharebesi’nde Haçlılar nasıl mağlup edildi?

2018-01-19 19:55:06

Yıldırım Bayezid’in, başta İstanbul kuşatması olmak üzere Batı’ya karşı izlediği cüretkar siyaset Avrupa’nın büyük bir kesiminde rahatsızlık uyandırdı. Bizans İmparatoru Manuel, İstanbul’u kaybetme korkusuyla, Papa ve çeşitli Avrupa hükümdarlarından sürekli yardım istiyordu. Osmanlılar’ın önce Batı Anadolu kıyılarında, sonra da Balkanlar’da

yerleşmeye başlayıp, Venedik’in Adalar Denizi üzerinden yürüttüğü zengin ticareti tehdit etmesi bu devleti ciddi biçimde rahatsız etmekteydi.

Venedik gibi varlığını deniz ticaretine borçlu olan bir diğer İtalyan şehir devleti olan Cenova da Osmanlılar’ın İstanbul’u kuşatması yüzünden bu bölgedeki ticari etkinliğinin azalmasından ve Galata gibi bir üssü kaybetmekten endişeleniyordu. Üstelik bu yıllarda Türkler’e karşı oluşturulacak yeni bir Haçlı birliğinin ateşli taraftarlarından olan Fransa, hakimiyetindeki Cenevizliler’i bu konuda baskı altında tutuyordu. Macar Kralı Sigismund, Osmanlılar’ın Tuna boylarına kadar ilerlemesi ve Macaristan’ı tehdit eder bir hale gelmeleri üzerine Haçlı Seferi fikrine dört elle sarıldı.

Kralın Avrupa’nın dört bir yanına gönderdiği Haçlı Seferi daveti, Bizans İmparatoru’nun gayretleri ve papanın vaazları ile yayınladığı beyannameler, Batı Avrupa’daki Hristiyanlar’ı ilk defa Osmanlılar’a karşı harekete geçirdi. Başta Fransa olmak üzere, Orta Avrupa ve hatta İngiltere’deki birçok şövalye ve asil, Osmanlılar’a karşı oluşturulacak ittifaka katıldılar.

1396 yılında Haçlı ordusu, Türkler’i bertaraf etmek için harekete geçti. Yapılan plana göre kara ordusu Balkanlar’ı Türkler’den temizleyerek ilerleyecek ve İstanbul’u muhasaradan kurtaracak, donanma ise önce Boğazlar’ı tutup Osmanlılar’ın Anadolu’daki kuvvetlerinin Rumeli’ye geçirmelerine engel olacaktı. Yine Tuna üzerinde sevk edilecek bir başka donanma ordunun yiyecek maddelerini taşıyacak ve gerektiğinde orduya yardım edecekti. Bu Haçlı ordusunda Macar, Fransız, Alman, İngiliz, Belçikalı, İtalyan, Hollandalı, Avusturyalı, Eflaklı, Rodoslu, İskoç, Leh ve Çekler başta olmak üzere Avrupa’nın hemen her milletinden insanlar vardı.

Haçlı ordusunda Macar Kralı Sigismund, Fransa Kralı II. Jean’ın torunu ve Burgonya Dükası Philippe de Hardi’nin oğlu Nevers Kontu Jean Sans Peur başta olmak üzere birçok asilzade ve şövalye de bulunuyordu. 10 bin kişilik Fransız birliğinin yaklaşık onda biri Fransa’nın sayılı asilzadelerinden oluşuyordu. Avrupalılar, Haçlı seferlerindeki günleri hatırlamışlardı. Bazı tarihçiler tarafından “Son Haçlı Seferi” olarak da adlandırılan Niğbolu Haçlıları, üç asır önce Kudüs’ü işgal eden atalarının hayalleriyle yola çıkmışlardı.

Türkler’i, Rumeli’nden attıktan sonra Kudüs’e gidip, Kutsal Toprakları’nı kurtaracaklardı. Osmanlı topraklarına giren Haçlılar, iki koldan ilerledi. Kral Sigismund, Sırbistan’dan hareket ederek Tuna’yı geçip, yolu üzerindeki Vidin, Orsava ve Rahova gibi kaleleri aldı ve Büyük Niğbolu Kalesi önlerine geldi. Yeniden Eflak tahtını ele geçiren Mircea idaresinde, Eflak yolunu takip ederek ilerleyen Romenler ile birleşik Fransız-Alman kuvvetleri de Niğbolu’ya ulaşıp kalenin muhasarasına katıldılar.

Niğbolu komutanı Doğan Bey, teslim teklifini reddedip, kaleyi savunmak için düzen aldı. Niğbolu Kalesi son derece müstahkem bir mevkiiydi. Haçlılar birkaç hafta boyunca kaleyi muhasara ettiler. Bu sıralarda İstanbul kuşatmasıyla uğraşan Yıldırım Bayezid, Haçlı ordusunun hududu geçtiğini duyar duymaz kuvvetlerini Edirne’de toplayıp düşmanın üzerine yürüdü. Osmanlı öncüleri, sultana kalenin büyük bir düşman ordusu tarafından sarıldığı haberini getirdiler.

İki ordu 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu Kalesi önlerinde karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusunun mevcudu 60 bin kadardı. Çok kısa süre içinde hazırlanmak zorunda kalan sultan, Anadolu birliklerinin tamamını Rumeli’ye geçirememişti. Sırp Kralı Lazareviç, bu muharebede de Yıldırım Bayezid’i yalnız bırakmamıştı. Avrupa’dan binbir çeşit insanı bünyesinde barındıran Haçlı ordusu ise yaklaşık 150 bin kişiden oluşmaktaydı.

Sayı üstünlüğüne rağmen Haçlılar arasında ordunun sevk ve idaresi hususunda büyük bir karmaşa vardı. Yardım toplamak için Anadolu’ya geçtiğini düşündükleri Yıldırım Bayezid’in aniden karşılarına çıkması Haçlı karargahında büyük şaşkınlık oluşturmuştu.

Osmanlı savaş usullerini yakından bilen Kral Sigismund’un karşı çıkmasına rağmen galibiyetin şanını kimseye bırakmak istemeyen Fransızlar, herkesten önce muharebe meydanına atılarak Osmanlı saflarını yarmaya başladılar. Tam da Osmanlı padişahını yakalamak üzere olduklarını düşündükleri anda Yıldırım Bayezid’in sürpriziyle karşılaştılar. Klasik Türk savaş taktiğiyle etrafları çevrilen Fransız şövalyelerinin büyük bölümü kılıçtan geçirildi, kalanları da esir edildi.

Muharebenin nasıl sonuçlanacağını tahmin eden Mircea savaş alanını terketti. Arkasından Macar ordusunun her iki kanadı da bozulmaya başladı. Bu arada Fransızlar’ın işini bitiren Osmanlılar bütün kuvvetleriyle Macar ordusunun üzerine atıldılar. Sigismund, ihtiyat kuvvetlerini ve hala emri altında bekleyen merkez birliklerini savaş meydanına sürdü. Artık düşmanın iyice tükendiğini gören Yıldırım Bayezid, taze Sırp güçlerini ve kendi ihtiyat kuvvetlerini ileri sürerek rakibinin hamlesine karşılık verdi.

Savaşı kaybettiğini anlayan Sigismund, Tuna’da bekleyen küçük bir gemiye binerek canını kurtarabildi. Nicolae Jorga, Osmanlı ordusunu oluşturan birliklerin tam bir bütün teşkil ettiğini, buna karşılık Haçlı ordusunda Batı’nın savaş gelenekleri ile Macar-Romen savaş geleneklerinin bir türlü bağdaştırılamadığını ve bunların aralarındaki rekabetin savaşın kaderini tayin ettiğini belirtir. Son büyük Haçlı Seferi olarak nitelendirilen 1396 seferinin çok acı bir mağlubiyetle sonuçlanması Avrupa’da büyük yankılar uyandırdı. Osmanlılar hakkında pek çok eser neşredildi.

Niğbolu tutsaklarının fidyeyle kurtarılması meselesi yıllarca Avrupa kamuoyunu meşgul etti. Esirlerin arasında Korkusuz Jean olarak anılan Fransız hanedanından Nevers Kontu Jean Sans Peur da vardı. Kudüs’te bir Haçlı Kontluğu kurma hayalleri ile yola çıkan Jean neye uğradığını anlayamamıştı. Osmanlılar, esir alınan Fransız asilzadeleri için yüklü miktarda fidye istediler. Fransızlar, ancak yeni vergiler koyarak ve kiliselerde yardım toplayarak istenen fidye parasını toplayabildiler. Yıldırım Bâyezid, Niğbolu zaferiyle İslâm alemi nezdinde büyük bir itibar kazandı. Özellikle Anadolu’da Osmanlılar’ın nüfuzu son derece arttı.