Osmanlılar’da kimlere timar verilirdi?

2018-01-25 13:12:02

Osmanlı İmparatorluğu’nda timar tahsisleri askerî sınıf mensuplarına yapılmaktaydı. Buradaki askerî teriminin, ordu ile birlikte sefere katılmak zorunda bulunan zümreleri değil, vergi mükellefiyeti olmayan, çeşitli idarî grupları ifade ettiğini unutulmamalıdır. Tahrir ve timar tevcih defterleri incelendiğinde, birçok timar sahibinin beylerbeylerinin adamları, kul kökenli kişiler veya bir dönem saray hizmetlerinde istihdam edilip daha sonra belirli bir görevle taşraya gönderilenler olduğu görülür. Özellikle hâs veya daha az kıymetteki zeâmet adıyla bilinen büyük timarları tasarruf eden beylerbeyiler ve sancakbeyleri genellikle saray hizmetlileriydi. XV ve XVI. yüzyıllarda timarlı sipahilerin önemli bir kısmı yeniçeriler gibi kul kökenli kişilerdi.

Müslüman Türkler’den, gönüllü olarak seferlere katılıp üstün hizmet gösterenler, akıncı teşkilatının mevcut olduğu dönemlerde Balkanlar’da uç beylerinin maiyetinde savaşlara katılanlar, Anadolu’dan gönüllü veya sürgün olarak çeşitli bölgelere göçürülüp iskâna tâbi tutulan bazı kimselere de timar verilmekteydi. Reâyadan, yani vergi vermekle mükellef zümreden bir kimsenin timar tasarruf etmesi kanunlarla yasaklanmıştı.

Ancak bu yasağı, mutlak manada reayayı sistemin dışında tuttuğu şeklinde yorumlamamak gerekir. Nitekim uygulamalara baktığımızda, devletin zamana ve ihtiyaçlara göre halktan kimseleri de asker olarak istihdam ettiği, buna karşılık da onlara timar tevcihi de dâhil bir takım mükâfatlar verdiği müşahede edilebilir. Ömer Lütfi Barkan, II. Bâyezid devrinde yapılan Kili ve Akkirman seferine asker tedarik etmek için böyle bir yola başvurulduğuna dair bir emirnâmeye işaret etmiştir.

Osmanlılar’ın, bir fetih metodu olarak kullandıkları istimâlet, yani gönül çekme siyaseti çerçevesinde de timar tahsisine başvurdukları görülebilir. Bu sayede hem yeni fethedilen bölgelerde mevcut potansiyel muhalefet grupları nın direnişleri azaltılması hem de bunların Osmanlı sistemi ile bütünleştirilip sahip oldukları gücün Osmanlı hizmetinde kullanılması amaçlanmıştır.

Bu şekilde, Balkanlar’da birçok eski Rum, Sırp ya da Arnavut asil ve askerî sınıf mensupları, hatta kilise hizmetlileri, Osmanlı kanunları çerçevesinde yerlerinde bırakıldı ve dinlerini değiştirmek şartı olmaksızın Osmanlı timar kadrosunda istihdam edildi. Halil İnalcık’ın verdiği bilgilere göre, 1431’de Arnavutluk’ta timar sahiplerinin yüzde altısı önceki feodal Hristiyan beyleri, yüzde otuzu Anadolu Türkleri, yüzde dördü kadı, piskopos veya saray mensupları, kalan yüzde ellisi ise sultan ya da bey kullarıydı.

Anadolu’da ele geçirilen diğer beyliklerin askerî zümreleri de çok defa birer Osmanlı timarlısı olarak varlıklarını devam ettirdiler. Timar sahipleri genellikle timarlı sipahi kavramı çerçevesinde ele alınmış ve bunların sefer dönemlerindeki yükümlülükleri vurgulanmıştır.

Buna karşılık, Nicoara Beldiceanu timarların sivil karakteri hususunda ehemmiyetli bilgilere ulaşmıştır. Mesela, şehirlerin gece güvenliğini temin eden aseslerin idarecisi konumundaki asesbaşı, bu hizmetine karşılık bir timar tasarruf edebilmekteydi. Fatih Sultan Mehmed devrinde Üsküp asesbaşısı gelirini bu şehirdeki dükkânların vergilerinden sağlamaktaydı ve tasarrufundaki bu hakka karşılık sefer zamanı herhangi bir mükellefiyeti yoktu.

1464-1465 yılına ait Batı Makedonya’ya ilişkin bir tahrir defterinde Mezid Bey oğlu Mehmed Bey, II. Murad devrinden beri sürdürdüğü imrahorluk görevi karşılığında bir timar tasarruf etmekteydi ve onun da seferle ilgili bir yükümlülüğü yoktu. Osmanlı adlî ve beledî sisteminin en önemli unsurlarında olan kadılar da diğerleri gibi bir timara sahip olabilirdi.

Timarlı kadı, bunun mukabilinde, timarın veriliş şartına uygun olarak, bazen bizzat sefere katılır, bazen kendi yerine adam yollar, bazen de bunların tümünden muaf olarak timarını tasarruf edebilirdi. Bazı imamlara, geçimlerini sağlamak üzere timar verilebilirdi. II. Murad devrinde Arnavutluk’taki bir imam masraflarını karşıladığı bir adamı kendi yerine sefere yollamak zorundaydı,

1454-1455 yılı Teselya tahrir defterine göre Fener Kalesi imamı ibâdetle bağlantılı görevlerine ilâveten ok ve yay imâl etmekle yükümlüydü, bazı tahrir kayıtlarına göre ise bir timara sahip bazı imamlar bunların hepsinden muaf olarak sivil hayata ilişkin hizmetlerini ifâ etmekle mükelleftiler. II. Bâyezid devrine ait bir tahrir defterine göre Boğazkesen Kalesi’nin tamiri ile görevli Balaban isimli kişi yaptığı işe karşılık bir timar tasarruf etmekteydi. Nâdir olmakla birlikte bu tür sivil timarların zaman zaman kadınlara da verilebildiği görülmektedir. Meselâ, 1431- 1432 yılı Arnavutluk tahrir defterinde, oğlu Müslüman olmuş Hristiyan bir kadının bir görev karşılığı, hiçbir askerî yükümlülüğü olmaksızın bir timara sahip olduğu kayıtlıdır.