Salep, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Avrupa’ya da yayılmış. Avrupa'nın birçok ülkesinde sevilerek içilen bu içecek, 18. yüzyılda İngiltere’de "saloop" adıyla bilinirmiş. İngiltere’de sokak satıcıları tarafından satılan salep, soğuk kış günlerinde işçilerin ve halkın içtiği bir içecek haline gelmiş.
1723’te yayımlanan The Cook's and Confectioner's Dictionary adlı yemek kitabında, salepin gül suyu veya portakal çiçeği suyu ile tatlandırılarak servis edilmesi gerektiği belirtilir. Fransız ecza uzmanı Pierre Pomet de, Türklerin salebi bal, zencefil ve amberle kaynatarak içtiklerini yazmış bir kitabında. Salepin popülerliği, İngiltere'de 19. yüzyılda zirveye ulaşmış, sokaklarda satılan sıcak salep, halk arasında şifa kaynağı olarak kabul edilmiş.
Günümüzde, salep hala Türkiye’de ve bazı Doğu Akdeniz ile Balkan ülkelerinde içecek olarak çok sevilir. Özellikle kış aylarında, üzerine tarçın serpilmiş sıcak salep, iç ısıtıcı ve enerji verici özelliğiyle bilinir. Ancak salep, elde edildiği orkide türlerinin neslinin tükenmeye başlaması nedeniyle devamlılığı tehlikede olan bir içecek. Orkidelerin köklerinin toplanması, bu bitkilerin doğada azalmasına yol açıyor. Bu nedenle salep üretimi ve tüketimi konusunda bilinçli bir yaklaşım benimsenmesi önemli.
Osmanlı mutfağından günümüze gelen salep, yalnızca bir içecek olmanın ötesinde, bir kültür mirası aynı zamanda. Doğanın insana sunduğu bu şifalı bitki, lezzetli bir içecek haline getirilerek yüzyıllar boyunca insanların sağlığına ve keyfine katkıda bulunmuş. Ancak, salebin korunabilmesi için orkidelerin sürdürülebilir bir şekilde üretimi yapılmalı ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini düşünüyoruz.