AKİT MENÜ

Sağlık

Sessiz tehlike Avrupa'ya yaklaşıyor! Ölümcül mantar sınır tanımıyor

Güncelleme Tarihi:

İklim değişikliği yalnızca çevresel felaketleri değil, ölümcül hastalıkları da tetikliyor. Araştırmalara göre, sıcak bölgelerde görülen aspergillus mantarı, dünya ısındıkça Avrupa’ya doğru ilerliyor.

2

İklim değişikliği yalnızca çevresel felaketleri değil, ölümcül hastalıkları da tetikliyor. Araştırmalara göre, sıcak bölgelerde görülen aspergillus mantarı, dünya ısındıkça Avrupa’ya doğru ilerliyor.

3

İklim krizinin etkileri artık yalnızca orman yangınları, sel felaketleri ya da tarım ürünlerinin zarar görmesiyle sınırlı değil. Bilim dünyasının gündeminde bu kez çok daha sinsi bir tehdit var: ölümcül mantar enfeksiyonları. İngiltere’de Manchester Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, tropikal bölgelerde her yıl milyonlarca kişiyi etkileyen aspergillus adlı mantarın, küresel ısınmayla birlikte Avrupa’ya yayılabileceği uyarısında bulunuyor. Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara yol açabilen bu mantarın, Afrika ve Güney Amerika’dan kuzeye doğru yayılması bekleniyor.

4

Manchester Üniversitesi’nin bulguları, kulağa ünlü bilim kurgu dizisi The Last of Us’taki gibi distopik bir senaryoyu getirse de uzmanlar bu tehdidin gerçek olduğunu vurguluyor. Dizide olduğu gibi, bir mantar türünün geniş kitleleri etkilemesi şu an için kurgu olsa da sıcaklıkların artışıyla birlikte aspergillus gibi patojenlerin yayılım alanlarının genişlemesi bilimsel verilere dayanıyor. BBC’nin haberine göre, İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde pediatrik enfeksiyon hastalıkları alanında uzman Prof. Adilia Warris, The Last of Us dizisindeki gibi bir senaryonun şimdilik abartılı olduğunu belirtse de mantar kaynaklı enfeksiyonlardaki artış konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade ediyor. Prof. Warris’e göre mantar hastalıkları, ayak tırnağında görülen basit enfeksiyonlardan, kana veya beyne yerleşerek ölümcül seyreden ağır vakalara kadar oldukça geniş bir sağlık tehdidi oluşturuyor.

5

Mantarlar için ayaklar adeta ideal bir barınaktır. Çünkü mantar hücreleri, derideki küçük çatlakları kullanarak cilt yüzeyine kolayca yerleşebilir. Üstelik ayakkabı ve çorapların oluşturduğu karanlık, sıcak ve nemli ortam mantarların çoğalması için oldukça elverişlidir. Ancak daha ciddi tehlike, küf tipi mantarların solunum yoluyla akciğerlere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde, bu mantar sporları akciğer dokusuna yerleşerek ciddi hastalıklara yol açabilir. BBC’ye konuşan Exeter Üniversitesi’nden Prof. Adilia Warris, "Havadaki sporlar akciğerlere ulaştığında, burada gelişip 'ekmek benzeri' yapılara dönüşebilir ve enfeksiyona neden olabilir" açıklamasını yapıyor. Mantar kaynaklı tehdit sadece dış çevreyle sınırlı değil. Aslında bazı mantar türleri halihazırda vücudumuzda bulunuyor. Örneğin; candida albicans adlı maya, çoğu sağlıklı bireyin bağırsak florasında yer alan bir mikroorganizma. Prof. Warris, bu mantarın yararlı bakterilerle birlikte bağırsak sağlığının korunmasında rol oynadığını belirtiyor. Ancak bu denge bozulduğunda, örneğin bağışıklık sistemi zayıfladığında ya da cerrahi müdahale sonrası vücutta hasar oluştuğunda candida gibi mantarlar kana karışarak hayati risk oluşturabilecek enfeksiyonlara neden olabiliyor. Prof. Warris, "Bu durumda septisemiye benzer, ciddi bir tablo gelişebilir" uyarısında bulunuyor. Mantarların çoğu uzun süredir çevremizde. Peki, o zaman neden şimdi daha büyük bir tehdit haline geldiler? Cevap, iklim değişikliğinden sağlık sistemlerine kadar uzanan karmaşık nedenler zincirinde gizli.

6

Nijerya’daki Lagos Üniversitesi’nde klinik mikrobiyoloji profesörü olarak görev yapan Rita Oladele, Covid-19 pandemisinin ardından mantar kaynaklı hastalıklar konusunda çok daha dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Oladele’ye göre küresel ısınmanın etkisiyle daha önce bilinmeyen ya da yaygın olmayan mantar türleri ortaya çıkıyor. Ancak bu sadece doğanın değişen dengeleriyle sınırlı değil. Modern tıptaki gelişmeler de bu riski artırıyor. Yaşam süresinin uzaması, bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerin sayısını artırırken; organ nakli, kemoterapi ve uzun süreli kortizon kullanımı gibi uygulamalar da mantar enfeksiyonlarına açık kapı bırakıyor. “Artık daha fazla organ nakli yapılıyor, daha çok hasta kemoterapi görüyor. Bu da mantar enfeksiyonları açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor” diyen Oladele, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerin enfeksiyonlara daha yatkın olduğunu hatırlatıyor.

7

Ancak sorun sadece tıbbi riskle sınırlı değil. Prof. Oladele, dünya genelinde mantar enfeksiyonlarının tanı ve tedavisinde ciddi bir eşitsizlik olduğuna dikkat çekiyor. Birçok ülkede, hayati risk taşıyan bu hastalıkları teşhis edebilecek laboratuvar altyapısı bulunmadığı gibi, etkili antifungal ilaçlara erişim de büyük bir sorun. Bu durumun, özellikle HIV/AIDS gibi bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıkların yaygın olduğu sıcak iklim bölgelerinde daha ağır sonuçlara yol açtığını vurguluyor. “Mantar enfeksiyonlarının yükü en çok Küresel Güney ülkelerinde hissediliyor. Bu da hastaların daha iyi tedavi olanaklarına ulaşmak için göç etmek zorunda kalmalarına neden oluyor” sözleriyle Prof. Oladele, bu sorunun yalnızca bir sağlık krizi değil, aynı zamanda sosyal bir meseleye dönüştüğünü ifade ediyor.

8

ABD’deki Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda görev yapan moleküler mikrobiyoloji ve immünoloji profesörü Arturo Casadevall, iklim krizinin yalnızca bilinen mantar hastalıklarını yaymakla kalmayıp şu ana dek tıbbın karşılaşmadığı yeni patojenlerin de ortaya çıkmasına zemin hazırladığını söylüyor. Prof. Casadevall’e göre doğa adapte olma konusunda şaşırtıcı bir kabiliyete sahip. Ancak iklimin giderek ısınması, daha önce yalnızca bitkilerde ya da böceklerde görülen ve düşük sıcaklıklarda hayatta kalan bazı mantar türlerinin artık insan vücudu sıcaklığına da dayanabilir hale gelmesine neden olabilir. Bu da yeni enfeksiyonların kaçınılmaz olduğu anlamına geliyor. “Mantarların gelişimi için nem kritik bir faktör. Suya ihtiyaç duyarlar ve genellikle nemli ortamlarda çoğalırlar” diyen Casadevall, sıcak ve nemli bölgelerde mantarların daha aktif hale geleceğini belirtiyor. Ancak bu durum yalnızca nemle sınırlı değil. Kuru hava da tehdit oluşturabiliyor. Örneğin, ABD'nin güneybatısındaki çöllerde bulunan ve solunduğunda ciddi enfeksiyonlara neden olabilen Coccidioides immitis adlı mantar türünün, çöl alanlarının genişlemesiyle birlikte daha büyük bir alana yayılabileceği ifade ediliyor.

9

Baltimore’da farklı bölgelerde araştırmalar yürüten Casadevall’in ekibi şehir mantarlarının değişen hava koşullarına nasıl adapte olduğunu gözlemliyor. Profesör, bu değişimin yalnızca yerel bir olgu olmadığını, dünya genelinde benzer adaptasyonların yaşandığını ve bilim dünyasının bu süreci yakından izlediğini belirtiyor: “Artık mantarların iklim değişikliğine nasıl karşılık verdiğini anlamaya çalışıyoruz. Bu yalnızca sağlık açısından değil, ekosistemin dengesi açısından da büyük önem taşıyor.”

10

Mantarların insan vücuduna girememesinin en büyük nedenlerinden biri, 37 derecelik vücut ısımız. Ancak bu doğal kalkan zayıflıyor olabilir. Johns Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Arturo Casadevall, mantar hastalıklarının insan sağlığını tehdit etmesinin arkasında ilginç bir değişime dikkat çekiyor. Casadevall, “Geçmişte, insanlar mantarların gelişmesi için fazla sıcaktı. Vücut ısımız bu türleri dışarıda tutacak kadar yüksekti” dedi. Omurgalı canlıların bağışıklık sistemlerinin gelişmiş olması ve insan vücudunun yüksek sıcaklığı, mantarların çoğalmasını engelliyordu. Prof. Casadevall’e göre bu durum, mantar hastalıklarının genellikle deriyle sınırlı kalmasını sağlıyordu çünkü derimiz, iç organlara kıyasla daha serin. Ancak son bir yüzyılda önemli bir değişim yaşandı. İnsanların ortalama vücut ısısı 1 derece düştü. “Modern tıp sayesinde pek çok bulaşıcı hastalık kontrol altına alındı, hijyen koşulları iyileşti. Bu durum iltihaplanma seviyelerini azalttı ve beraberinde vücut sıcaklığını da düşürdü” diyen Casadevall, bu küçük gibi görünen değişikliğin mantar enfeksiyonlarına karşı savunmamızı zayıflatabileceğini vurguluyor.

11

Bir yandan da dünya, iklim kriziyle birlikte giderek ısınıyor. Yani bir yandan mantarlar adapte olup sıcaklığı tolere etmeye başlarken, diğer yandan insan vücudu bu değişime ters yönde ilerliyor. Ortaya çıkan bu denge kaybı, mantarların gelecekte çok daha büyük bir tehdit haline gelmesinin önünü açabilir. Mantar hastalıklarına karşı en yaygın kullanılan tedavi yöntemlerinin başında azol grubu ilaçlar geliyor. Bu ilaçlar, mantar hücrelerinin gelişimini engelleyerek enfeksiyonlarla mücadele etse de yaygın ve kontrolsüz kullanımları ciddi bir sorunu da beraberinde getiriyor. Özellikle tarım alanlarında büyük miktarlarda kullanılan azoller, mantarların bu bileşiklere karşı direnç geliştirmesine yol açıyor. Manchester Üniversitesi’nden Prof. Michael Bromley, azol içeren tarım ilaçlarının çevrede yoğun şekilde bulunmasının tedaviye karşı dirençli mantarların ortaya çıkmasında belirleyici olduğunu ifade ediyor. Aspergillus gibi mantar türlerinin hem doğada hem insan vücudunda direnç geliştirmesi, hastanelerde kullanılan benzer ilaçların da etkisini azaltıyor. Tarımda kullanılan bu kimyasallar yasaklanırsa mahsul kaybı yaşanabileceği endişesi de çözüm arayışlarını karmaşıklaştırıyor. Ancak umut veren gelişmeler de yok değil. Bromley ve ekibi, mantar hücresinin DNA yapısını hedef alan yeni bileşikler üzerinde çalışıyor. Ayrıca fosmanogepix adlı yeni nesil bir tedavi de küf ve maya türlerine karşı etkili olmasıyla dikkat çekiyor. Bu ilaçlar, mantarların yaşaması için gereken proteinlerin taşınmasını engelleyerek farklı bir etki mekanizması sunuyor. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, aspergillus kaynaklı hastalıkların insandan insana bulaşma riskinin çok düşük olması da yeni tedavilerin uzun ömürlü olabileceğine dair umut veriyor. Ancak uzmanlara göre asıl mesele, bu tedavilerin küresel tehdit haline gelen dirençli mantarlara karşı yeterince hızlı şekilde devreye sokulup sokulamayacağı.