İtirafçı işadamı Murat Kapki'yle ilgili bir haberde şu ayrıntı dikkat çekiciydi: "Hüseyin Köksal, BVA adlı şirketin aldığı kâr paylarını İmamoğlu'nun sistemine aktarıyordu. Pis işleri muhasebeci Gönül Dursun biliyordu..." Bugün gelinen aşamada tablo nettir:
İmar ve hafriyat rantları üzerinden yüz milyonlarca doların yurtdışına çıkarıldığı...
Belediye yöneticilerinin villa ve lüks araçlarla hızlı bir zenginleşme yaşadığı...
Denetim kurumlarının büyük ölçüde sessiz kaldığı...
Fonlanan medya organlarının bu değişimi görmezden geldiği bir süreç yaşandı.
Sonuç: Türkiye, mali yapısını disipline etmek istiyorsa işe önce belediyelerden ve onları denetlemesi gereken kurumlardan başlamalıdır. Çünkü burada kurulan sistem yalnızca bir belediyeyi değil, tüm kamu yönetimini zehirleyen bir "rant ve yolsuzluk ağı" hâline gelmiştir. Ve unutulmasın; her villa, her lüks otomobil ve her kaybolan araç, aslında halkın cebinden çıkan paranın bir simgesidir.