Mirzabeyoğlu, eserinin sonunda iktisadî durumu “üç perde” hâlinde tasvir eder ve dokuz maddelik bir reçete sunar. “Muhtekir mel’undur” hadisi gereğince karaborsaya karşı tavırdan, Merkez Bankası’nın faizle işleyen yapısına kadar birçok meseleye temas eder. Servet beyanı gibi uygulamaların mülkiyetin mahremiyetini ihlâl ettiğini ve sermayeyi teşebbüsten uzaklaştıracağını belirtir. Bu reçeteler, yalnızca mevcut düzen eleştirisi seviyesinde kalmayıp onu aşmayı hedefleyen bir tefekkür haritası olarak değerlendirilmelidir. Salih Mirzabeyoğlu’nun iktisat sahasına dair kaleme aldığı bu eser, insanın yeryüzündeki vazifesine dair köklü bir çözüm yoludur. İktisadın, ahlâk ve adaletin emrinde bir vâsıta oluşunu temellendirirken; modern sistemlerin insanı nesneleştiren, toplumu çürüten, devleti gasp eden yapısını teşhir eder. Ayrıca eserde kapitalist mantığın maddenin kölesi hâline getirdiği fert ile komünist tahayyülün şahsiyetsiz kıldığı cemiyet arasında, İslâmî dünya görüşünün teklif ettiği insaf, denge ve nizam ölçüleri bütün açıklığıyla ortaya konulur. Bu yönüyle Mirzabeyoğlu’nun yaklaşımı, Türkiye’nin yaşadığı iktisadî krizlerin yapısını anlamak için temel bir zemin sunar. Enflasyon, faiz, gelir adaletsizliği, borç sarmalı gibi meseleler, teknik çözümlerle geçiştirilemeyecek kadar köklü, ancak fikrî ve ruhî bir bakışla kavranabilecek kadar büyük boyutlara sahiptir. Eserde yer alan her teklif, bugünle sınırlı kalmayarak geleceğin de inşa edileceği sağlam temelleri gösterir. Türkiye’nin kalkınma hamlelerinin, kalıcı bir nizama dönüşebilmesi için İslâm ahlâkıyla ve kendi tarihî-medenî temeliyle irtibatlı bir Büyük Doğu–İbda anlayışı etrafında yeniden şekillenmesi icap etmektedir. Eser, fikrin iktisada, iktisadın nizama, nizamın da “yaşanmaya değer hayat”a açıldığı bir yol haritası olup ekonomik kurtuluştan ziyade insanlık haysiyetinin ve cemiyet huzurunun da kapısını aralamaktadır.