Konya: Yeraltı suları çekildi, obruk sayısı arttı
İç Anadolu'da kuraklığın en çarpıcı sonuçlarından biri Konya'da görülüyor. Konya'nın içme suyu Altınapa ve Bağbaşı barajlarından sağlanıyor. Altınapa Barajı'nda doluluk yüzde 9, yani yaklaşık 2 milyon 731 bin metreküp seviyesinde bulunuyor. Bağbaşı Barajı'nda ise 21 milyon 592 bin metreküp su var ve doluluk oranı yüzde 11.
Konya Büyükşehir Belediyesi ayrıca Dutlu, Çayırbağı, Mukbil, Beypınarı ve Kırankaya kaynaklarından getirilen pınar sularını ayrı bir şebeke hattıyla halka sunuyor.
Kuraklık ve tarımda bilinçsiz sulama nedeniyle yeraltı suları büyük ölçüde çekildi. Bu süreçte Konya Kapalı Havzası'nda bugüne kadar 655 obruk oluştu. Obrukların yerleşim yerlerini tehdit eder hale gelmesi nedeniyle AFAD, Obruk Duyarlılık Haritası çalışması başlattı. Bu kapsamda Konya, Karaman ve Aksaray'da 684 obruk kayıt altına alındı.
İzmir: Bazı barajlar tamamen kurudu
Ege Bölgesi'nde de tablo ağır. İzmir'e su sağlayan Balçova ve Gördes barajları tamamen kurudu. Tahtalı Barajı'nda doluluk yüzde 0,79 seviyesinde; bu da 2 milyon 268 bin metreküp suya karşılık geliyor. Ürkmez Barajı'nda doluluk yüzde 7,33, Güzelhisar Barajı'nda ise yüzde 41,61 olarak ölçüldü.
Güzelhisar Barajı'nın toplam kullanılabilir su hacmi 59 milyon 659 bin metreküp, Ürkmez Barajı'nın kullanılabilir su hacmi ise 605 bin metreküp. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı'nda 896 bin metreküplük su kaldı; bu da yüzde 5,60 oranında kalan su demek.
Kocaeli: Yuvacık'ta kritik seviye, Namazgâh sınırlı tampon
Marmara'da kuraklığın etkili olduğu illerden biri Kocaeli. İzmit Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSU) verilerine göre kentin ana içme suyu kaynağı olan Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı 31 Aralık 2025 itibarıyla yüzde 3 seviyesine inmişti. Bu oran 19 Ocak itibarıyla yüzde 22 seviyesine geldi.
Buna karşılık Namazgâh Barajı'nda doluluk aynı tarih itibarıyla yüzde 72 olarak ölçüldü. Ancak barajın toplam faydalı hacmi, Yuvacık'taki kaybı kalıcı biçimde telafi edecek büyüklükte değil.
Bursa: Barajlar devre dışı, yeraltı sularına yönelim arttı
Bursa'da yaşanan kuraklık Marmara'nın en sert örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) ve Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, kentin ana içme suyu kaynakları olan Doğancı ve Nilüfer barajlarında doluluk oranları Ekim, Kasım ve Aralık 2025’te yüzde 1'in altında altında bulunuyordu. Doluluk oranı Ocak ayı itibarıyla yüzde 1,95 seviyesinde.
Yaklaşık 185 milyon metreküp toplam kapasiteye sahip bu iki barajda yüzde 1'lik doluluk, aktif su miktarının 2 milyon metreküpün altına düşmesi anlamına geliyor. Bu seviyeler, barajların Bursa'nın günlük yaklaşık 450–500 bin metreküp olan su ihtiyacını sürdürülebilir biçimde karşılamasının mümkün olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle kentte içme suyu ihtiyacı ağırlıklı olarak yeraltı suyu kuyuları ve geçici takviye sistemleri üzerinden sağlanıyor. Planlı su kesintileri devam ediyor.
Tekirdağ: Planlı su kesintileri
Tekirdağ'da içme suyu ve tarımsal sulamada kullanılan Naip Barajı'nda kuraklığın etkisiyle su seviyesi Ocak ayı başında kritik eşiğin altına indi. Doluluk oranı yüzde 1'in altına düşen barajda, aktif su çekiminin büyük ölçüde sona erdiği bildirildi.
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'ne bağı TESKİ, 7 Ocak’ta kuraklık nedeniyle Süleymanpaşa ilçesinde haftada bir gün, 20.00-08.00 saatleri arasında planlı su kesintisi uygulanacağını açıkladı.
Kuraklık riski yalnızca Ankara, İstanbul veya Marmara ve Ege ile sınırlı değil. Kayseri, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Van, Ağrı ve Iğdır gibi İç ve Doğu Anadolu'da da yağışların normallerin altında seyretmesi nedeniyle baraj ve yeraltı suyu seviyelerinde alarm sinyalleri artıyor. Meteoroloji verileri ve yerel idare açıklamaları, Türkiye genelinde kuraklığın bölgesel değil, ülke çapında yaygın ve çok katmanlı bir risk haline geldiğini gösteriyor.
Türkiye'de kuraklığın en görünür ve aynı zamanda en kritik göstergelerinden biri de göller. Çünkü göller yalnızca yağış azlığına değil; gölü besleyen yeraltı suyu akışlarına, havza içindeki sulama ve çekim baskısına, buharlaşmaya ve suyu tutan ekosistemlerin tahribatına birlikte tepki veriyor. Bu nedenle barajlarda görülen düşüş kısa vadeli bir depolama sorunu olarak okunabilirken, göllerdeki çekilme çoğu zaman daha uzun vadeli ve geri dönüşü daha zor bir kırılmaya işaret ediyor.
Kuraklıkla karşı karşıya kalan göller arasında Eber, Akşehir, Bafa, Beyşehir, Burdur, İznik, Sapanca ve Seyfe öne çıkıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, bu tablo nedeniyle sekiz göl için eylem planı hazırlanacağını açıkladı.
Van Gölü: Buharlaşma etkisi belirginleşiyor
Van Gölü'nde son yıllarda gözlenen çekilme, yağış azlığının ötesinde kapalı havza yapısı ve artan sıcaklıklarla birlikte değerlendiriliyor. Akademik çalışmalar ve uzman değerlendirmeleri, gölde su seviyesini belirleyen temel unsurlardan birinin buharlaşma olduğunu ortaya koyuyor.
2025 yılında yapılan ölçümler, Van Gölü Havzası'nda yıllık buharlaşmanın 2 bin milimetrenin üzerine çıktığını, bu durumun gölü besleyen sınırlı su girdisi karşısında seviye kaybını hızlandırdığını gösteriyor.
Uzmanlar; Van Gölü'ndeki çekilmenin, Doğu Anadolu'da kuraklığın yalnızca yağış eksikliğiyle değil, artan sıcaklık ve kapalı havzalardaki kırılgan su dengesiyle birlikte okunması gerektiğine işaret ediyor.
Çavuşçu ve Eber gölleri
Konya'nın Ilgın ilçesinde bir dönem kuş cenneti olarak bilinen Çavuşçu Gölü tamamen kurudu. Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesindeki Eber Gölü'nde ise su kaybı yüzde 90'a ulaştı. Gölün daralmasıyla birlikte sucul yaşam alanı büyük ölçüde ortadan kalkarken, bu kaybın balıkçılık, tarım, yerel iklim ve kuş göç yolları üzerinde zincirleme etkiler yarattığı belirtiliyor.
Akşehir Gölü
Akşehir Gölü'nde 2025 itibarıyla kuraklık etkileri belirginleşti. Tatlısu levreği, gümüş balığı, yengeç, kerevit, su kaplumbağası ve çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapan gölde su seviyesinin düşmesi, yalnızca kıyı çizgisinde bir geri çekilme değil; su derinliğinin azalmasıyla birlikte sıcaklık ve oksijen dengesinin bozulması anlamına geliyor. Isparta sınırları içerisindeki gölde çekilmeye eşlik eden yosunlaşma da bu baskının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Beyşehir Gölü
Beyşehir Gölü'nde ise su, bazı noktalarda kıyıdan yaklaşık 300 metre çekildi. Bu veri, yağış yetersizliğiyle birlikte tarımsal sulama ve havza ölçeğindeki yoğun su kullanımının, göl kıyılarında dramatik değişimler yaratabildiğini gösteriyor.
Van Gölü'ndeki çekilmeyi gösteren bir kare. Suların çekildiği kıyıda insanlar dolaşıyor
Sapanca Gölü!
Marmara Bölgesi'nde de göller benzer bir baskı altında. Sapanca Gölü'nde su seviyesi, Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) tarafından Aralık 2025 sonu ile Ocak 2026 başında yapılan ölçümlere göre 28,4 metre bandına kadar geriledi. Bu seviye, göl için uzun süredir izlenen kritik eşiğin altına inildiğini gösteriyor. Sapanca'da asgari su seviyesi için kritik eşik 29,98 metre olarak belirtiliyor.
İznik Gölü!
İznik Gölü'nde ise daha uzun vadeli bir eğilim dikkat çekiyor. Uydu görüntülerine dayalı akademik analizlere göre, 1985-2024 döneminde İznik Gölü'nün yüzey alanı 409,02 hektar azaldı; bu azalma göl yüzeyinin yaklaşık yüzde 1,35'ine karşılık geliyor. Akademik çalışmalar, kıyı çizgisindeki geri çekilmenin bazı kesimlerde yüzlerce metreyi bulduğunu ve bu sürecin yağış eksikliğinin yanı sıra tarımsal sulama baskısı ve havza ölçeğinde su kullanımıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Tuz Gölü!
Türkiye'nin en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü, kuraklığın ve plansızlığın etkisini gözler önüne seren bir başka örnek. Tuz Gölü son 90 yılda yüzde 85 oranında küçüldü.
1990'lı yılların başında su dolu alanı yaklaşık 93 bin hektar olan gölün sulak alanı yaklaşık 9 bin hektara kadar düştü. Bölgedeki 15 bini kaçak, 5 bini ruhsatlı olmak üzere toplam 20 bin su kuyusu, göl üzerindeki baskıyı artıran temel unsurlar arasında gösteriliyor. Bu tablo, göllerdeki çekilmenin yalnızca yağışla değil, yeraltı suyu kullanımı ve havza yönetimiyle de doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
"Kuraklık doğa olayı, susuzluk yönetim sorunudur"
DW Türkçe'ye konuşan TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Emel Ünal, 2025 yılı yağış verilerinin Karadeniz Bölgesi dışında Türkiye genelinde normallerin altında kaldığını söylüyor. Ünal'a göre özellikle iç ve güney kesimlerde yağışların ciddi biçimde azalması, tarım alanları ve baraj havzalarında kuraklık etkilerini belirginleştirdi.
Ancak Ünal, kentlerde yaşanan su krizinin yalnızca kuraklıkla açıklanamayacağını vurguluyor. Kuraklığın meteorolojik bir süreç olarak başladığını kaydeden Ünal, "Bu doğa olayının bir afete ya da susuzluğa dönüşmesi yönetimsel tercihlerle ilgilidir. Doğal su tutma kapasitesine sahip alanların kaybedilmesi ve artan yerleşim baskısı, barajların ve göllerin su bütçesini doğrudan olumsuz etkiliyor" diyor.
Nüfus yoğunluğu, plansız kentleşme ve su yoğun endüstriyel yatırımların mevcut kaynaklar üzerinde sürdürülemez bir baskı oluşturduğunu belirten Ünal'a göre, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde yaşanan su sorunları yalnızca yağış azlığıyla açıklanamaz. "Yağışlar kısa sürede barajları doldursa bile, yanlış su yönetimi ve planlama sürdüğü sürece kentlerin gelecekte susuz kalması kaçınılmazdır" değerlendirmesini yapıyor.
Türkiye'yi 2026'da ne bekliyor?
2026 yılına ilişkin projeksiyonlara da değinen Ünal, hava tahmin modellerinin özellikle iç ve doğu kesimlerde yılın ilk aylarında kuraklık etkilerinin sürebileceğine işaret ettiğini aktarıyor. Bazı bölgelerde yağışların normal seviyelerine yaklaşmasının ise yalnızca geçici bir rahatlama yaratabileceğini belirten Ünal, "Asıl çözüm barajların dolmasını beklemek değil, doğa olaylarını felakete dönüştüren sistemi görmek ve değiştirmektir" diyor.
Ünal ayrıca, kuraklık ve sel gibi olayların yalnızca iklim değişimine bağlanmasının, su yönetimindeki yapısal sorunları görünmez kıldığı uyarısında bulunuyor. Belediyelerde meteoroloji mühendislerinin aktif görev almasının, uzun ve kısa vadeli tahminlerin doğru yorumlanmasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Ünal, "Olayları çarpıtmak yaşanacak en büyük afettir. Suyun, yaşam hakkı temelinde planlanması gerekiyor" ifadelerini kullanıyor.