Kral İkinci Abdullah'ın bu ziyareti, bölgesel aktörler arasındaki tehdit algısı örtüşmesini teyit eden en somut göstergelerden biri olarak okunmalıdır. İsrail'in özellikle Batı Şeria'da yoğunlaşan saldırgan eylemleri ve bu bölgeyle tarihsel bağları bulunan Ürdün'ün hissettiği varoluşsal endişe, Amman yönetimini yeni ve güçlü bir güvenlik şemsiyesi arayışına itmiş görünüyor. Bu noktada, Türkiye'nin savunma sanayindeki atılımlarının, terörle mücadele tecrübesinin ve bölgesel krizlerdeki dengeleyici rolünün Orta Doğu için "güvenlik sağlayıcı" bir aktör olarak Ankara'yı ön plana çıkardığı söylenebilir. Bölge ülkelerinin hissettiği bu ortak güvensizlik duygusu, Türkiye'nin askeri endüstriyel kapasitesiyle birleştiğinde, Ankara ile bölge başkentleri arasında savunma ve güvenlik odaklı yeni bir işbirliği zeminini kaçınılmaz kılıyor. Orta Doğu'nun bu üç önemli aktörüyle Ürdün'ün Türkiye eksenli geliştirdiği bu yeni diyalog, bölgenin kendi güvenliğini yine bölge aktörleriyle sağlama iradesinin en net dışavurumu olacaktır.