AKİT MENÜ

Dünya

Körfez ülkeleri rekabete girdi! Derin çatlak ortaya çıktı

Güncelleme Tarihi:

Uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Eyüp, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki görünmez rekabetin Orta Doğu’nun güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini belirtiyor. Doğrudan çatışma ihtimali düşük olsa da, ekonomik ve jeopolitik ayrışma bölgesel istikrarı tehdit ediyor.

2

Uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Eyüp, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki görünmez rekabetin Orta Doğu’nun güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini belirtiyor. Doğrudan çatışma ihtimali düşük olsa da, ekonomik ve jeopolitik ayrışma bölgesel istikrarı tehdit ediyor.

3

Basra Körfezi’nde ABD donanmasının varlığı ve İran’a yönelik olası senaryolar konuşulurken, gözlerden kaçan ancak bölgesel dengeleri sarsabilecek başka bir kriz sessizce derinleşiyor: Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki yönetilen rekabet.

4

Uzmanlara göre iki ülke arasındaki ilişki artık klasik bir “ittifak” değil; karşılıklı bağımlılık, kontrollü gerilim ve stratejik rekabet üzerine kurulu kırılgan bir denge.

5

2010’lu yıllarda Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ile Abu Dabi lideri Muhammed bin Zayed (MBZ) arasında güçlü bir uyum görüntüsü vardı. Yemen’de ortak askeri operasyonlar, Müslüman Kardeşler karşıtlığı ve İran’a karşı koordinasyon, “yeni Körfez ekseni” yorumlarını beraberinde getirmişti. Ancak bu tablo 2020 sonrasında değişmeye başladı.

6

Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 programı kapsamında Riyad’ı küresel finans ve iş merkezi yapma hedefi, uzun süredir bölgesel merkez konumundaki Dubai’ye doğrudan meydan okuma anlamına geldi. Riyad yönetiminin, devlet sözleşmelerini yalnızca merkezini Suudi Arabistan’a taşıyan şirketlere verme kararı, BAE tarafından açık ekonomik hamle olarak okundu. Havacılıkta da benzer bir tablo oluştu. Riyad Havayolları’nın kurulması ve dev havalimanı yatırımları; Emirates ve Etihad gibi BAE merkezli devlerle doğrudan rekabet anlamına geliyor.

7

Turizmde ise NEOM, The Line, Kızıldeniz Projesi ve Al-Ula gibi mega yatırımlar, Dubai’nin lüks turizm modeline karşı alternatif yaratma amacı taşıyor. Ekonomik rekabet artık tamamlayıcılıktan çıkıp yapısal bir güç yarışına dönüşmüş durumda.

8

İki ülke arasındaki en net ayrışma sahası ise Yemen oldu. 2015’te İran destekli Husilere karşı başlatılan Kararlı Fırtına Operasyonu başlangıçta ortak bir girişimdi. Ancak zamanla hedefler ayrıştı: Suudi Arabistan: Yemen’in toprak bütünlüğü ve sınır güvenliği. BAE: Güney Yemen’de limanlar ve deniz geçiş noktaları üzerinde etki. BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’nin (STC) Suudi destekli hükümete karşı sahada güç kazanması, iki ülkenin dolaylı biçimde karşı karşıya gelmesine yol açtı. Bu süreçte BAE’nin Yemen’deki askeri varlığını azaltması, ittifakın kırılganlığını ortaya koydu. BAE’nin İsrail ile normalleşme süreci, iki ülke arasındaki stratejik farklılıkların bir başka göstergesi. BAE diplomatik ilişkileri açık biçimde sürdürürken, Suudi Arabistan Filistin devleti kurulmadan normalleşmeye mesafeli duruyor. Bu farkın arkasında demografik yapı önemli bir faktör: BAE nüfusunun yaklaşık ?’ı yabancı uyruklu Suudi Arabistan’da yerli nüfus çok daha belirleyici Riyad yönetimi iç kamuoyu ve dini kurumların hassasiyetlerini gözetmek zorunda kalıyor.

9

Sudan iç savaşı da iki ülkenin farklı vekil aktörleri desteklediği bir alan haline geldi. Suudi Arabistan merkezi hükümete yakın dururken, BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (RSF) dolaylı destek verdiğine dair raporlar bulunuyor. Benzer durum Afrika Boynuzu’nda da geçerli. Suudi Arabistan Somali hükümetini desteklerken, BAE’nin ayrılıkçı Somaliland ile teması dikkat çekiyor. Bu tablo, iki ülkenin aynı bölgelerde farklı güç ağları kurduğunu gösteriyor.

10

Her iki ülke de İran’a temkinli yaklaşsa da stratejileri farklı. BAE, özellikle Dubai üzerinden İran ile ticari bağlarını korurken, Suudi Arabistan uzun süre sert güvenlik perspektifi benimsedi. 2023’te Çin arabuluculuğuyla gerçekleşen Suudi-İran yakınlaşması ise bölgedeki dengeyi yeniden şekillendirdi. Ancak bu normalleşme, BAE açısından Riyad’ın bölgesel ağırlığını artırabilecek bir hamle olarak görülüyor.

11

Tüm bu ayrışmalara rağmen açık çatışma ihtimali düşük görülüyor. Bunun üç temel nedeni var: Ekonomik karşılıklı bağımlılık ABD güvenlik garantileri Ortak tehdit algıları (İran ve İslamcı hareketler) İki ülke arasında ideolojik bir kopuş bulunmuyor. Rekabet daha çok ekonomik ve jeostratejik alanlarda şekilleniyor. Ancak Yemen gibi dosyalarda yaşanabilecek bir kırılma, Körfez’de yeni bir kriz dalgasını tetikleyebilir. Muhammed Eyüp’e göre tablo net: Suudi Arabistan ile BAE arasında bir savaş beklenmiyor, fakat rekabet artık geçici değil, yapısal. Bu durum yalnızca Körfez’i değil, enerji piyasalarını ve ABD’nin bölgesel stratejisini de doğrudan etkileyecek. Haber Kaynağı: The National Intereset - Muhammed Eyüp