Aktüel
Beyin kütlesinin %90'ı eksik olan bir adam keşfedildi: Buna rağmen... Büyük şok etkisi!
Beyin kütlesinin ?'ı eksik olan bir adam keşfedildi. Buna rağmen normal bir hayat yaşaması büyük bir şok etkisi yaptı.
Aktüel
Beyin kütlesinin ?'ı eksik olan bir adam keşfedildi. Buna rağmen normal bir hayat yaşaması büyük bir şok etkisi yaptı.
Beyin kütlesinin ?'ı eksik olan bir adam keşfedildi. Buna rağmen normal bir hayat yaşaması büyük bir şok etkisi yaptı.
Bilim dünyasını şaşırtan nadir bir vakada, beyninin büyük kısmı hasar görmüş bir kişinin uzun yıllar normal bir hayat sürdüğü belirlendi. Uzmanlar, insan beyninin sandığımızdan çok daha esnek olduğunu söylüyor.
Tıp literatüründe yer alan sıra dışı bir vaka, insan beyninin kapasitesi ve uyum yeteneğine dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Yapılan incelemelerde, beyninin büyük bir bölümü ciddi şekilde zarar görmüş bir kişinin yıllar boyunca günlük hayatını sürdürebildiği ortaya çıktı.
Uzmanlara göre sosyal medyada sıkça paylaşılan “beynin yüzde 90’ı yok” iddiası gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Vakada, beynin tamamen kaybolması değil, hidrosefali adı verilen bir rahatsızlık nedeniyle yıllar içinde küçülmesi ve kafatasının kenarlarına doğru itilmesi söz konusu.
Bu durum, beyin dokusunun ince bir tabaka halinde kalmasına rağmen temel işlevlerin devam edebilmesini sağladı.
Araştırmalara konu olan kişinin evli olduğu, çocuk sahibi olduğu ve düzenli bir işte çalıştığı belirtildi. IQ seviyesinin ortalamanın altında olduğu ancak günlük yaşamını sürdürebilecek düzeyde olduğu ifade edildi.
Uzmanlar, bu vakanın beynin plastisite özelliğini, yani hasar sonrası kendini yeniden organize edebilme kapasitesini ortaya koyduğunu belirtiyor. Beynin farklı bölgelerinin zaman içinde yeni görevler üstlenebildiği ve bu sayede işlevlerin devam edebildiği vurgulanıyor.
Bilim insanları, bu tür vakaların nadir olduğunu ve genelleştirilemeyeceğini ifade ediyor. Sosyal medyada dolaşan iddiaların çoğunun abartılı veya eksik bilgi içerdiğine dikkat çekiliyor.
Araştırmalar, insan beyninin dayanıklılığı ve adaptasyon yeteneğinin sandığımızdan çok daha yüksek olabileceğini ortaya koyuyor. Bu tür vakaların, nöroloji ve rehabilitasyon alanında yeni tedavi yöntemlerine ilham verdiği belirtiliyor.