Kadın - Aile
Yıllardır yanlış biliyormuşuz! İşte 'doğru oturma' şekli... Çok şaşıracaksınız!
Hayatımızın her anında beş dakika soluklanmak için bile oturduğumuz noktalarda yapılan araştırma sonuçlarına çok ama çok şaşıracaksınız.
Kadın - Aile
Hayatımızın her anında beş dakika soluklanmak için bile oturduğumuz noktalarda yapılan araştırma sonuçlarına çok ama çok şaşıracaksınız.
Hayatımızın her anında beş dakika soluklanmak için bile oturduğumuz noktalarda yapılan araştırma sonuçlarına çok ama çok şaşıracaksınız.
Gün içerisinde saatlerce oturarak vakit geçirmek artık hayatın bir parçası haline geldi. İş yerinde, evde, koltukta veya masa başında geçirilen zaman gün geçtikçe artıyor. Yıllardır 'çok oturmak sağlığa zararlı' diyerek kendimizi suçlu hissettik ama bilim dünyası tüm bu ezberleri bozacak o detayı sonunda açıkladı! Meğer asıl fark yaratan unsur, oturduğumuz sırada zihnimizin o anki durumuymuş…
Modern yaşamın kaçınılmaz bir getirisi olarak günümüzün büyük bir kısmını oturarak geçiriyoruz. Ofis sandalyeleri, rahat koltuklar veya toplu taşıma araçları... Fiziksel olarak hareketsiz kaldığımız bu anlar genellikle tek bir potada eritilmesi de, bilim dünyası ezber bozan bir detaya parmak basıyor: Asıl mesele vücudunuzun ne kadar sabit kaldığı değil, o esnada zihninizin neyle meşgul olduğu.
Aynı koltukta, aynı süre boyunca yan yana oturan iki kişinin beyin haritalarını hayal edin. Bir yanda elindeki kitabın satırları arasında kaybolmuş, karakterlerin dünyasını zihninde canlandıran ve olay örgüsünü takip eden aktif bir zihin; diğer yanda ise televizyonun karşısında hipnotize olmuşçasına sadece akan görüntüleri izleyen pasif bir bilinç.
Dışarıdan bakıldığında her iki tablo da durağan görünse de, beyin bu iki deneyimi birbirine taban tabana zıt kutuplarda yaşıyor. Queensland Üniversitesi öncülüğünde yürütülen ve Journal of Alzheimer's Disease dergisinde yayımlanan kapsamlı bir inceleme, 85 farklı çalışmayı mercek altına alarak bu uçurumu bilimsel verilerle kanıtladı.
Araştırma, oturarak yapılan eylemleri "zihinsel olarak aktif" ve "katılım gerektirmeyen pasif" aktiviteler olarak iki keskin gruba ayırıyor.
Kitap okumak, strateji gerektiren oyunlar oynamak, bilgisayar kullanmak veya karmaşık bulmacalar çözmek gibi zihni terleten eylemler, "aktif oturma" sınıfına girerek beyin için koruyucu bir kalkan görevi üstleniyor.
Bu tür aktiviteler sırasında beynin yönetim merkezi daha verimli çalışıyor, çalışma belleği tam kapasite devreye giriyor ve durumsal hafıza bu süreçten olumlu etkileniyor. Farklı yaş gruplarında elde edilen bu bulgular, zihin uyanık ve meşgul tutulduğunda, sadece oturuyor olmanın bilişsel sağlığı doğrudan tehdit etmediğini ortaya koyuyor.
Madalyonun karanlık yüzünde ise televizyon izlemek gibi hiçbir çaba gerektirmeyen pasif süreçler yer alıyor. İnceleme sonuçları, uzun süreli ve pasif ekran süresinin beyin fonksiyonlarındaki zayıflama ve artan demans riski ile doğrudan bir bağ kurduğunu gösteriyor.
Uzmanların tespiti ise oldukça net: Bazı aktiviteler beyni sınırlarını zorlamaya iterken, bazıları ondan neredeyse hiçbir talep de bulunmuyor ve bu atalet zamanla zihinsel gerilemeyi tetikliyor. Hareketsiz kalınan sürelere daha bilinçli yaklaşmak gerekiyor.
Elbette araştırmacılar, fiziksel hareketin beyin sağlığı ve kan dolaşımı için vazgeçilmez olduğunun altını çizerek önemli bir şerh düşüyor; yani kitap okumak, yürüyüş yapmanın sağladığı biyolojik faydaların yerini tam olarak tutmuyor.
Ancak bu veriler, hareketsiz kalmak zorunda olduğumuz anları nasıl daha bilinçli yönetebileceğimize dair yeni bir perspektif sunuyor. Belki de yakın gelecekte sağlık tavsiyeleri sadece "hareket et" demekle kalmayıp, "oturduğunda zihnini uyutma" uyarısını da içerecek.
Sonuç itibariyle, yaşamın ritmi bizi yine bir koltuğa sabitlendiğinde, o süreyi boş bir izleyici olarak tüketmek yerine zihni sürece dahil etmek bizim elimizde. Vücudunuz istirahate çekildiğinde, zihninizin de onunla birlikte kepenkleri indirmesine izin vermeyin.