AKİT MENÜ

Dünya

Kimsenin sormadığı soruyu sordu! Çin mücadelesi yalan mı oldu?

Güncelleme Tarihi:

Savunma uzmanı Michael Schiffer’e göre İran’la geniş çaplı bir savaş, ABD’nin Çin ile yürüttüğü ekonomik, teknolojik ve stratejik rekabeti zayıflatabilecek ciddi bir stratejik sapma anlamına geliyor.

2

Savunma uzmanı Michael Schiffer’e göre İran’la geniş çaplı bir savaş, ABD’nin Çin ile yürüttüğü ekonomik, teknolojik ve stratejik rekabeti zayıflatabilecek ciddi bir stratejik sapma anlamına geliyor.

3

Savunma analisti Michael Schiffer’e göre ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri politika, günümüzün küresel rekabet dinamiklerinden çok geçmiş yüzyılların jeopolitik anlayışını yansıtıyor.

4

Başkan Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehdidinden Venezuela’ya yönelik askeri baskına ve İran’ın nükleer programını hedef alan savaş hamlesine kadar uzanan politikaları, bazı çevreler tarafından güç gösterisi olarak yorumlanırken, eleştirmenler bunu stratejik açıdan riskli ve öngörüsüz bir yaklaşım olarak değerlendiriyor.

5

Schiffer’e göre asıl sorun bu adımların tek tek doğru ya da yanlış olması değil. Daha büyük problem, bu kararların artık değişmiş olan küresel güç dengelerini yeterince hesaba katmayan bir dünya görüşüne dayanması.

6

Analize göre günümüzde küresel güç yalnızca askeri üstünlükle belirlenmiyor. Yarı iletken üretim zincirleri, yapay zeka teknolojileri, enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji ekosistemleri 21. yüzyılın gerçek rekabet alanlarını oluşturuyor. ABD’nin Çin ile rekabetinde belirleyici olacak faktörler de bu alanlarda kuracağı ekonomik ve teknolojik üstünlük olacak. Schiffer, modern güç mimarisinin askeri operasyonlarla kurulamayacağını vurguluyor. Çip üretiminde liderliği bombalarla elde etmek mümkün olmadığı gibi, sağlam tedarik zincirleri de zorlayıcı askeri politikalarla kurulamaz. Ona göre Washington’un stratejik yaklaşımında tam da bu noktada ciddi bir eksiklik bulunuyor.

7

Analize göre İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlar yalnızca askeri kapasiteyi değil, siyasi ve ekonomik karar alma kapasitesini de tüketiyor. Basra Körfezi’nde yürütülen her askeri operasyon, ABD’nin uzun vadeli rekabet stratejisi için gerekli olan finansal ve politik kaynakların başka alanlara yönelmesini engelliyor. Schiffer bu durumu “stratejik bant genişliği” sorunu olarak tanımlıyor. Çünkü aynı kaynaklar, yarı iletken üretimini güçlendiren CHIPS Yasası’nın uygulanması, yapay zeka araştırmalarına yatırım yapılması veya küresel ekonomik etkiyi artıracak kalkınma finansmanı araçlarının güçlendirilmesi için kullanılabilirdi.

8

Trump yönetimi daha önce İran’ın nükleer programının tamamen yok edildiğini öne sürmüş olsa da çeşitli istihbarat değerlendirmeleri farklı bir tablo ortaya koyuyor. ABD Savunma İstihbarat Ajansı’nın ilk analizine göre saldırılar programı yalnızca birkaç ay geciktirmiş olabilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı da İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine kısa sürede yeniden başlayabileceğini ifade etti. Üstelik savaş başlamadan hemen önce diplomatik kanallarda İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklamaktan vazgeçmeyi ve uluslararası denetime açılmayı kabul ettiği yönünde bir diplomatik gelişmenin gündeme geldiği belirtiliyor. Buna rağmen askeri operasyonların başlaması, stratejik kararların ne kadar net bir hedefe dayandığı sorusunu gündeme getiriyor.

9

Schiffer’e göre İran’da olası bir rejim değişikliği bile ABD için yeni ve karmaşık sorunlar doğurabilir. 90 milyonu aşan nüfusa sahip bir ülkenin yeniden inşası, nükleer programın kontrol altına alınması ve İran Devrim Muhafızları ile bölgesel milis ağlarının yönetimi son derece maliyetli bir süreç anlamına geliyor. ABD istihbarat değerlendirmeleri, mevcut liderliğin yerini alabilecek bazı isimlerin de yine Devrim Muhafızları içinden gelen sertlik yanlısı komutanlar olabileceğini ortaya koyuyor. Bu da askeri müdahalenin beklenen siyasi sonuçları üretmeyebileceği ihtimalini güçlendiriyor. Schiffer’e göre ABD ile Çin arasındaki rekabet yalnızca iki ülke arasındaki güç dengesiyle sınırlı değil. Yarı iletken üretimi, nadir toprak elementleri, yatırım sermayesi ve pazar erişimi gibi alanlarda geniş bir uluslararası işbirliği gerekiyor. Bu nedenle Avrupa, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Hindistan gibi müttefiklerle güçlü ekonomik ve teknolojik ortaklıklar kurmak ABD için kritik önem taşıyor. Ancak tek taraflı askeri müdahaleler veya müttefiklere yönelik sert siyasi söylemler bu koalisyonun dayanıklılığını zayıflatabiliyor.

10

Ortadoğu’da genişleyen bir savaşın yalnızca jeopolitik değil ekonomik sonuçları da olabilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, deniz taşımacılığı rotalarının risk altına girmesi ve küresel piyasalarda istikrarsızlık oluşması doğrudan ABD iç ekonomisini etkileyebilir. Schiffer’e göre bu durum özellikle enerji fiyatları, gıda maliyetleri ve faiz oranları üzerinden Amerikan hanelerinin günlük yaşamına yansıyabilir. Bu nedenle stratejik askeri kararların ekonomik sonuçları da dikkate alınması gereken önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Savunma uzmanına göre ABD’nin Çin ile rekabetinde başarı sağlayabilmesi için askeri güç kadar teknolojik yatırım, ekonomik dayanıklılık ve güçlü ittifak ağları da kritik rol oynuyor. Yarı iletken üretimi, yapay zeka araştırmaları, enerji dönüşümü ve müttefik ekonomilerle entegre ticaret ağları bu rekabetin temel araçlarını oluşturuyor. Schiffer, Amerikan gücünün geleceğini belirleyecek alanların askeri operasyonlardan çok bu teknolojik ve ekonomik yatırımlar olduğunu vurguluyor. Ona göre ABD’nin asıl stratejik görevi, gücünü yanlış hedeflere harcamak yerine uzun vadeli rekabet kapasitesini güçlendirecek alanlara yönlendirmek. Haber Kaynağı: The National Interest