AKİT MENÜ

Teknoloji-Bilişim

Türkiye'den TB2 ve Kargu İHA'yı istiyorlardı! 628,7 milyon dolar ayırdılar, binlerce drone alacaklar

Geçtiğimiz aylarda Türkiye'den TB2 SİHA ve Kargu İHA satın alacağı konuşulan Asya ülkesi, 628,7 milyon dolarlık dev bir hamleye hazırlanıyor.

2

Geçtiğimiz aylarda Türkiye'den TB2 SİHA ve Kargu İHA satın alacağı konuşulan Asya ülkesi, 628,7 milyon dolarlık dev bir hamleye hazırlanıyor.

3

“SHIELD” olarak adlandırılan bu yapı, 10’dan fazla farklı drone tipini kapsayacak; düşman gemilerine taarruz, istihbarat toplama ve radar tesislerini koruma gibi görevleri aynı çatı altında birleştirecek. Bu yaklaşım, klasik deniz savunma anlayışından belirgin bir kopuşu temsil ediyor. Amaç, tekil ve pahalı platformlara dayalı savunma yerine, dağıtık ve katmanlı bir yapı kurarak denizden gelebilecek tehditleri daha kıyıya ulaşmadan yavaşlatmak ve yıpratmak.

4

SHIELD sisteminin temelinde, eşgüdümlü çalışan çok katmanlı bir yapı yer alıyor. Keşif, gözetleme, taarruz ve savunma görevlerini üstlenen farklı drone’lar, kıyı hattı boyunca entegre bir ağ oluşturacak. Bu sayede Japonya, deniz sahasında anlık durumsal farkındalığını artırırken, tehditlere karşı esnek ve hızlı tepki verme kapasitesi kazanmayı hedefliyor. Pratikte bu model, insanlı hava araçları veya büyük deniz platformlarına olan bağımlılığı azaltıyor. Daha düşük maliyetli ve sayıca fazla drone’lar sayesinde sürekli gözetleme (persistent ISR) mümkün hale gelirken, aynı zamanda sürü mantığıyla hareket eden unsurlar üzerinden caydırıcılık artırılıyor.

5

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin “Geleneksel savaş yöntemlerine bağlı kalırsak geri kalırız” açıklaması, Tokyo’nun tehdit algısındaki dönüşümü net biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Çin’in deniz gücü ve gri bölge taktikleri karşısında, Japonya’nın daha esnek ve ölçeklenebilir çözümlere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu bağlamda SHIELD, sadece teknik bir modernizasyon değil; aynı zamanda doktrinel bir dönüşümün işareti.

6

Ancak sistemin hayata geçirilmesi önünde ciddi engeller bulunuyor. Bunların başında iletişim altyapısı geliyor. Japon Kara Öz Savunma Kuvvetleri’nden bir yetkiliye göre, drone’ların kullanacağı frekans bantlarının televizyon ve akıllı telefon gibi sivil sistemlerle çakışmaması için yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu durum, modern savaşta sivil-asker altyapı ayrımının ne kadar bulanıklaştığını da gösteriyor. Geniş ölçekli drone kullanımı, yalnızca askeri değil, ulusal iletişim ekosisteminin tamamını etkileyen bir mesele haline gelmiş durumda.

7

Bir diğer kritik başlık ise eğitim ve insan kaynağı. Bakanlık yetkilileri, hem eğitim sahalarının hem de operasyonel konseptlerin henüz yeterince gelişmediğini kabul ediyor. Nitekim Kirişima eğitim sahasında yaşanan ve güçlü rüzgar nedeniyle bir keşif drone’unun düşmesi, bu sistemlerin çevresel koşullara karşı kırılganlığını da ortaya koydu. Ayrıca Japonya’nın farklı tipte drone’ları eş zamanlı kullanabilecek nitelikli personel sayısı da sınırlı. Geçtiğimiz yıl itibarıyla Kara Kuvvetleri envanterinde yaklaşık 1.200 drone bulunması, SHIELD programının ölçeği düşünüldüğünde ciddi bir kapasite açığına işaret ediyor.

8

SHIELD’in başarısı, büyük ölçüde Japon savunma sanayisinin üretim kapasitesine bağlı olacak. Tokyo’nun yalnızca drone üretmek değil; aynı zamanda bakım, onarım ve modernizasyon süreçlerini de hızlı ve kitlesel şekilde gerçekleştirebilecek bir altyapı kurması gerekiyor. Ukrayna’nın 2024 yılında yaklaşık 2,3 milyon drone üretmiş olması, modern savaşta ölçeğin ne kadar belirleyici hale geldiğini açıkça gösteriyor. Yüksek kayıp oranlarının yaşandığı bu alanda sürdürülebilirlik, üretim hızına doğrudan bağlı. Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi’nin “hızlı ve kitlesel tedarik ile bakım/modernizasyon altyapısı caydırıcılık açısından kritik” vurgusu, bu gerçeğin Tokyo tarafından da kabul edildiğini ortaya koyuyor.

9

Buna karşın, özel sektör açısından talep öngörülebilirliği önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Uzun vadeli sipariş projeksiyonlarının net olmaması, şirketlerin yatırım kararlarını zorlaştırıyor. Bu da üretim kapasitesinin istenen hızda artırılmasının önünde yapısal bir engel oluşturuyor.

10

SHIELD programı, Japonya’nın ada savunmasını yeniden tanımlama girişimi olarak okunmalı. Büyük platformlara dayalı geleneksel caydırıcılık modeli yerini; dağıtık, ucuz, sayıca fazla ve ağ merkezli sistemlere bırakıyor. Ancak bu dönüşüm yalnızca teknolojiyle sınırlı değil. İnsan kaynağından sanayi altyapısına, frekans yönetiminden doktrine kadar çok katmanlı bir uyum süreci gerektiriyor. Japonya bu süreci başarıyla yönetebilirse, Doğu Asya’da deniz güvenliği denkleminde oyunun kurallarını değiştirebilecek bir modele öncülük edebilir.