AKİT MENÜ

Gündem

ABD ve İsrail’in saldırıları üretimi vuruyor: Küresel ekonomide fatura da kabaracak

İstanbul Ticaret Gazetesi’nde yer alan habere göre, Hürmüz Boğazı çevresinde artan jeopolitik gerilim, küresel ekonomi açısından yeni ve çok boyutlu bir risk dalgasını beraberinde getiriyor. Özellikle Orta Doğu’da tırmanan İran-İsrail gerilimi ile birlikte, dünya ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri yeniden kırılganlığın merkezine yerleşmiş durumda. Ancak bu kez risk yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı değil; modern ekonominin temelini oluşturan üretim zincirinin tamamı tehdit altında bulunuyor.

2

İstanbul Ticaret Gazetesi’nde yer alan habere göre, Hürmüz Boğazı çevresinde artan jeopolitik gerilim, küresel ekonomi açısından yeni ve çok boyutlu bir risk dalgasını beraberinde getiriyor. Özellikle Orta Doğu’da tırmanan İran-İsrail gerilimi ile birlikte, dünya ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri yeniden kırılganlığın merkezine yerleşmiş durumda. Ancak bu kez risk yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı değil; modern ekonominin temelini oluşturan üretim zincirinin tamamı tehdit altında bulunuyor.

3

Haberde vurgulandığı üzere, Hürmüz Boğazı yalnızca bir enerji koridoru değil, aynı zamanda küresel üretim sisteminin omurgası konumunda. Boğazdan geçen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), LPG, petrokimya hammaddeleri, gübre ve rafine yakıtlar; sanayiden tarıma kadar pek çok sektörün vazgeçilmez girdilerini oluşturuyor. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek herhangi bir aksama, yalnızca enerji maliyetlerini artırmakla kalmayıp, üretim bantlarından gıda tedarikine kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratma potansiyeli taşıyor.

4

Uzman değerlendirmelerine göre, olası bir tıkanıklık durumunda Katar’dan Avrupa ve Asya’ya LNG sevkiyatının sekteye uğraması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin LPG ihracatının yavaşlaması, bölgedeki büyük petrokimya tesislerinden çıkan plastik hammaddelerinin küresel pazarlara ulaşamaması ve tarımın temel girdileri olan amonyak ile üre arzında ciddi daralmalar yaşanması söz konusu olabilir. Bu tablo, klasik bir enerji krizinin ötesinde, doğrudan küresel ölçekte bir üretim krizine işaret ediyor.

5

İstanbul Ticaret’e değerlendirmelerde bulunan Özgür Bayram Soylu, riskin boyutunu çarpıcı bir benzetmeyle ortaya koyuyor. Soylu, petrolün ekonominin “kanı” olduğunu belirtirken, petrokimya ve gübre gibi ara malların ise sistemin “iskeleti ve sinir sistemi” olduğunu ifade ediyor. Bu bağlamda, enerji arzındaki bir daralmanın yönetilebilir olabileceğini, ancak üretim zincirinin temel yapı taşlarında yaşanacak bir çöküşün tüm sistemi işlemez hale getirebileceğini vurguluyor.

6

Haberde ayrıca, petrokimya ürünlerinde yaşanabilecek kesintilerin zincirleme bir etki yarattığına dikkat çekiliyor. Plastik hammaddesinin bulunamaması durumunda ambalaj üretimi aksıyor; ambalaj eksikliği lojistik süreçleri sekteye uğratıyor; lojistikte yaşanan aksaklıklar ise doğrudan raflara yansıyarak ürün bulunabilirliğini ortadan kaldırıyor. Bu domino etkisi, otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden medikal ekipman üretimine kadar geniş bir sanayi yelpazesinde üretim bantlarının yavaşlamasına hatta durmasına neden olabiliyor.

7

Tarım ve gıda sektörü de bu riskten doğrudan etkileniyor. Körfez bölgesinin güçlü olduğu gübre ihracatında yaşanacak bir kesinti, yalnızca maliyet artışı anlamına gelmiyor; aynı zamanda üretim miktarının düşmesine ve dolayısıyla küresel gıda arzının daralmasına yol açabiliyor. Soylu’nun ifadesiyle bu süreç bir “zam dalgası”ndan ziyade bir “bulunabilirlik krizi” olarak öne çıkıyor. Önce sebze ve meyve fiyatlarında artış, ardından tahıl ve yem maliyetlerinde yükseliş ve nihayetinde et, süt ve yumurta fiyatlarına yansıyan ikinci bir dalga kaçınılmaz hale geliyor.

8

Haberde, bu süreçte KOBİ’lerin alması gereken önlemlere de geniş yer veriliyor. İşletmelerin üretim sürekliliğini sağlamak adına stratejik stok yönetimi yapması, tek bir coğrafyaya bağımlılığı azaltarak tedarikçi çeşitliliğini artırması, kriz anında devreye girecek alternatif sözleşmeler hazırlaması ve lojistik açıdan farklı güzergâhları önceden planlaması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca finansal risklere karşı hedge mekanizmalarının kullanılması, dijital tedarik takip sistemlerinin kurulması ve kritik hammaddelerin önceliklendirilmesi de önerilen başlıca adımlar arasında yer alıyor.

9

Makroekonomik açıdan bakıldığında ise küresel ekonominin yeni bir döneme girdiği ifade ediliyor. Daha önce hâkim olan “ucuz para ve bol likidite” anlayışının yerini, jeopolitik risklerin belirlediği daha temkinli ve savunmacı bir para politikası yaklaşımının aldığına dikkat çekiliyor. Petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte enflasyonun kalıcı hale gelmesi ihtimali, merkez bankalarını yeniden faiz artırımı gibi sıkılaştırıcı adımlara yöneltebilir.

10

Öte yandan haberde, yaşanan bu küresel kırılganlığın Türkiye açısından bazı fırsatlar da barındırdığına işaret ediliyor.

11

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Cihat Köksal, küresel ticaretin büyük kısmının enerji dışı ara mallardan oluştuğunu vurgulayarak, Türkiye’nin bu süreçte stratejik bir üretim ve tedarik merkezi haline gelebileceğini belirtiyor. Özellikle Avrupa’nın tedarik zincirlerini yakın coğrafyalara kaydırma eğiliminin güçlendiği bu dönemde, Türkiye’nin lojistik avantajlarını güçlendirecek sanayi ve enerji yatırımlarıyla öne çıkabileceği ifade ediliyor.

12

Sonuç olarak İstanbul Ticaret’e göre, küresel ekonomide yeni dönemin ana belirleyicisi yalnızca fiyat artışları değil;

13

üretim zincirinde yaşanabilecek kırılmalar ve arzın sürdürülebilirliği olacak.

14

Bu çerçevede, şirketlerden devletlere kadar tüm aktörlerin odağını maliyet yönetiminden çok, kritik ürünlerin bulunabilirliğini garanti altına almaya yöneltmesi gerektiği vurgulanıyor.