AKİT MENÜ

Dünya

Hedef değil denen hastaneler vatandaşı isyan ettirdi: İran'da savaş cephede değil... Koridorlar savaşın yükünü sırtlıyor

Güncelleme Tarihi:

Haydut ABD ve işbirlikçisi katil devlet İsrail'in; İran'a saldırıları aralıksız sürerken, savaşın görünmeyen, ama en ağır yüzü hastanelerde yaşanıyor.

2

Haydut ABD ve işbirlikçisi katil devlet İsrail'in; İran'a saldırıları aralıksız sürerken, savaşın görünmeyen, ama en ağır yüzü hastanelerde yaşanıyor.

3

Tahran'ın doğusunda, dar sokakların, kalabalık mahallelerin ve sessiz bir yoksulluğun iç içe geçtiği bölgede yükselen İmam Hüseyin Hastanesi, bugün bir sağlık merkezinden çok daha fazlasını ifade ediyor. İran'da günlerdir devam eden savaşın en görünmeyen, ama en ağır yüzü burada yaşanıyor. İran'da sıkça vurgulanan bir gerçek var: Bu savaş yalnızca cephede değil, hastanelerin koridorlarında da sürüyor. Ve o koridorlar, sessiz ama derin bir direnişin tanığı.

4

Hastanenin acil servisinde adım attığınız anda zamanın hızlandığını hissediyorsunuz. Sedye sesleri, telaşlı adımlar ve her an bir başka yaralının gelişi… Günlük ortalama 300 poliklinik hastasına hizmet veren hastane, savaşın başlamasıyla birlikte kapasitesinin çok üzerine çıkmış durumda. İran Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı son raporlarda da belirtildiği gibi, ülke genelindeki hastaneler şu an “birinci seviye alarm” durumunda faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak bu “birinci seviye”, kağıt üzerindeki teknik bir ifade olmaktan öte; sahada, insanüstü bir çabanın adı haline gelmiş durumda.

5

Bugüne kadar yalnızca bu hastanede 250’den fazla yaralı tedavi edilip taburcu edildi. Şu anda ise 50’e yakın hastanın tedavisi sürüyor. Gelen hastaların büyük çoğunluğu, doğrudan hedef alınan binaların içindeki siviller ya da o binaların çevresinde yaşayan insanlar. Cam kırıklarıyla kesilmiş bedenler, enkaz altında kalmanın getirdiği kırıklar ve en ağır olanı… yanıklar. İran halkı arasında tanıklıklarda da sıkça tekrar edilen bir cümle var: “Savaş en çok sivilleri vurur.” Bu hastanede ise bu cümle her gün yeniden doğrulanıyor. Hastanenin acil servisi sorumlu hekimi Mecid Şucaip’nin sözleri, aslında yalnızca bir hastanenin değil, bir ülkenin ruh halini özetliyor: “Biz hazırlıklıyız.” Mecid Şucaip, ”Hastanemiz tam donanımlı bir hastane. Gelen tüm hastalarımıza zaman kavramını kaldırdık ve tüm doktorlarımız seferber durumda. Tüm imkanlarımızla tedavilerimizi aksatmamaya çalışıyoruz. Ülkemizin bu zor zamanında tüm hekimlerimiz hastanelerde canla başla çalışıyor. Hastane ekipman ve ilaçları konusunda şuan bir sıkıntımız yok. Kapasitemizin daha fazla arttıracağız.”dedi. İran, yıllarca süren ambargolar nedeniyle tıbbi ekipman temininde büyük zorluklar yaşamış bir ülke. MR cihazından tomografiye, ameliyat ekipmanlarından ilaçlara kadar birçok alanda ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştı.

6

Ancak bugün, İran Sağlık Bakanlığı’nın österiyor ki; bu zorluklar aynı zamanda bir hazırlığın da temelini oluşturdu. Hastaneler, adeta beklenen bir felakete karşı yıllar öncesinden organize edildi. Hastanenin içindeki camların bantlarla güçlendirilmiş olması, bu hazırlığın en çarpıcı sembollerinden biri. Çünkü kimse doğrudan hedef alınmadığını söylese de, yakın bir patlamanın etkisiyle kırılabilecek bir cam bile burada hayatla ölüm arasındaki farkı belirleyebiliyor. Ancak bu hikâyenin en ağır kısmı sayılar değil, insanlar. Sima Efraimi, hastanenin bir odasında tedavi görüyor. Konuşurken sesi titremiyor ama gözleri çok şey anlatıyor. “Tek isteğim,” diyor, “taburcu olduktan sonra güllerin olduğu bir yerde yaşamak… ve savaşın olmadığı bir ülkede.” Bu cümle, İran televizyonlarında yayımlanan birçok röportajda tekrar edilen bir hissiyatın birebir karşılığı. İnsanlar artık sadece hayatta kalmayı değil, “normal” bir hayatı özlüyor.

7

Ortopedi cerrahı Ali Keypurfer ise hastanenin işleyişine dair şu gerçeği dile getiriyor: “Hiçbir hizmet aksamıyor.” Ama bu cümlenin arkasında görünmeyen bir detay var: Doktorlar ve hemşireler artık günde 12 saat çalışıyor. Ve eğer savaş uzarsa, 24 saat esasına geçmeye hazır olduklarını söylüyorlar. İran basınında sıkça vurgulanan “fedakârlık kültürü” burada bir söylem değil, doğrudan yaşanan bir gerçek. Ali Keyfurfer, “ Hastanemiz kapasite olarak, Tahran’ın en büyük beş hastanesinden biri… oldukça yoğun bir çalışma takvimimiz var. Ama bu zor zamanlarda halkımız için gereken den çok daha fazlasını yapacağız. Bu savaşın en büyük hedefi siviller. Ben bir İranlı olarak söylemiyorum. Sizler gezip görüyorsunuz. Tablo ortada. Bizler halkımızın tedavisi için mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama imkanlarımız hali hazırda bizi orta vadeye taşıyacak durumda. Ancak savaş uzarsa işte dostlarımızdan destek bekleyeceğiz. Özellikle Türkiye’den kardeşlerimizden destek bekleyeceğiz” İran Sağlık Bakanlığı’nın üç aşamalı kriz planına göre şu an tüm ülke birinci aşamada. Ancak savaşın uzaması halinde ikinci ve üçüncü aşamaların devreye girmesi bekleniyor. Bu aşamalar; kaynakların yeniden dağıtımı, kritik hastaların özel alanlara alınması ve uluslararası destek ihtiyacının açıkça ifade edilmesini içeriyor. Nitekim hastane yetkilileri de açık bir mesaj veriyor: “Hazırız… ama yalnız değiliz.” Çünkü savaş yalnızca bugünü değil, yarını da tehdit ediyor. Onkoloji hastaları, kalp hastaları, böbrek yetmezliği yaşayanlar… Bu insanlar için özel tedavi alanlarının hazırlandığı belirtiliyor. Ancak Farsça yayımlanan analizlerde ortak bir endişe öne çıkıyor: Eğer savaş uzarsa, sağlık sistemi üzerindeki yük yalnızca yaralılarla sınırlı kalmayacak. Ve belki de en acı gerçek, bu hastanenin koridorlarında yankılanıyor: En çok çocuklar geliyor. En çok kadınlar yaralanıyor. Doktor Mecid Şucaip’in ifadesiyle: “Savaş en fazla onları hedef alıyor.” Bu cümle, aslında hiçbir resmi raporda tam anlamıyla yazılamayan gerçeğin en sade hali. Tahran’ın doğusunda, bu hastanede hayat devam ediyor. Ama bu, bildiğimiz anlamda bir hayat değil. Bu, her anı kayıp ve umut arasında gidip gelen, her nefesi bir sonraki saldırıya hazırlık olan ve her şeye rağmen insan kalmaya çalışan bir hayat. Ve belki de en ironik olan şu: Savaşın ortasında en çok çalışan yerler, hayatı kurtarmaya çalışan hastaneler.