AKİT MENÜ

Dünya

USKAM Başkanı Prof. Dr. İsmail Şahin’den Dikkat Çeken Analiz: İsrail’in Casusları: Pollard Vakası Bize Ne Anlatıyor?

SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL Siyonist İsrail ve kan emici emperyalist ABD’nin İran’a yönelik saldırıları 37’inci gününde de devam ediyor. Gazze’de kurulduğu günden bu yana çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek demeden binlerce masum sivili katleden İsrail, İran topraklarında da katliamlarını sürdürüyor. ABD’nin desteği ile İran’ı yok etme çabasına giren ve nükleer yalanını dile getiren İsrail, İran’a yerleştirdiği istihbarat ajanları sayesinde kritik noktaları yerle bir etti.

2

SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL Siyonist İsrail ve kan emici emperyalist ABD’nin İran’a yönelik saldırıları 37’inci gününde de devam ediyor. Gazze’de kurulduğu günden bu yana çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek demeden binlerce masum sivili katleden İsrail, İran topraklarında da katliamlarını sürdürüyor. ABD’nin desteği ile İran’ı yok etme çabasına giren ve nükleer yalanını dile getiren İsrail, İran’a yerleştirdiği istihbarat ajanları sayesinde kritik noktaları yerle bir etti.

3

İran ise yakaladığı MOSSAD ajanları başta olmak üzere İsrail’e çalışan ajanları bir bir idam ediyor. Bu kapsamda Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM) Başkanı İsmail Şahin, “İsrail’in casusları: Pollard vakası bize ne anlatıyor?” başlıklı dikkat çekici bir yazı kaleme alarak İsrail’in istihbarat faaliyetlerini gün yüzüne çıkardı. Şahin, yazısında modern istihbarat tarihinin en çarpıcı olaylarından biri olarak kabul edilen Pollard vakasını kapsamlı bir şekilde ele alarak, müttefiklik ilişkileri, ideolojik bağlılık ve ulusal güvenlik arasındaki kırılgan dengelere ışık tuttu. Şahin’in analizine göre, Jonathan Jay Pollard vakası, devletler arası müttefiklik ilişkisinin sınırlarını ve ideolojik sadakatin ulusal kimlikle girdiği çatışmayı tüm yönleriyle gözler önüne seriyor. 1954 Teksas doğumlu bir Amerikan Yahudisi olan Jonathan Jay Pollard’ın, Stanford Üniversitesi yıllarından itibaren istihbarat dünyasına duyduğu yoğun ilgi ve güçlü Siyonist kimliğiyle dikkat çektiği belirtiliyor.

4

Yazıda, Pollard’ın 1979 yılında ABD Deniz İstihbarat Teşkilatı’nda sivil analist olarak göreve başlamasının, onun devlet sırlarına erişimini kolaylaştırdığına dikkat çekiliyor. Şahin, Pollard’ın casusluk faaliyetlerine yönelmesinde, 1981 yılında İsrail’in Irak’taki nükleer tesise düzenlediği Osirak Operasyonu sonrasında ABD’nin İsrail’den kritik bilgileri sakladığına inanmasının etkili olduğunu ifade ediyor.

6

Pollard’ın İsrail adına casusluk yapmaya başlamasında, söz konusu operasyonu yöneten ve İsrail’de kahraman olarak görülen Aviem Sella ile kurduğu ilişkinin belirleyici olduğu vurgulanıyor. Başlangıçta ideolojik motivasyonlarla hareket eden Pollard’ın faaliyetlerinin zamanla maddi çıkarlarla desteklenen profesyonel bir casusluk ağına dönüştüğü ifade ediliyor.

7

Şahin, yazısında İsrail’in istihbarat faaliyetlerinin yalnızca profesyonel ajanlarla sınırlı olmadığını, “sayanim” adı verilen gönüllü destek ağlarıyla küresel ölçekte geniş bir operasyonel kapasiteye ulaştığını belirtiyor. Bu yapının, lojistik destekten açık istihbarat toplamaya kadar birçok alanda aktif rol oynadığına dikkat çekiliyor.

8

Pollard operasyonunun, İsrail’in bilimsel istihbarat birimi LAKAM ve ünlü istihbarat şefi Rafael Eitan tarafından yürütüldüğünü aktaran Şahin, bu süreçte çok sayıda gizli belgenin sızdırıldığını ifade ediyor. Yaklaşık 18 ay boyunca yüzlerce “çok gizli” belge ve binlerce istihbarat raporunun İsrail’e aktarıldığı, bu durumun ABD ulusal güvenliği açısından ciddi bir zafiyet oluşturduğu belirtiliyor.

9

Yazıda ayrıca, Pollard’ın sızdırdığı bilgiler arasında Orta Doğu’daki askeri dengelerden nükleer programlara kadar birçok kritik verinin bulunduğu ve bu bilgilerin bazı askeri operasyonlarda doğrudan kullanıldığına dikkat çekiliyor. Dönemin ABD Savunma Bakanı Caspar Weinberger’in bu zararı “telafi edilemez” olarak nitelendirdiği aktarılıyor. Şahin, Pollard vakasının sadece istihbarat boyutuyla değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu olayın, ABD iç siyasetinde “çift sadakat” tartışmalarını tetiklediğini ve müttefikler arasındaki güven ilişkisini zedelediğini ifade ediyor. Pollard’ın 1985 yılında yakalanarak 1987’de müebbet hapis cezasına çarptırıldığı, 2015 yılında şartlı tahliye ile serbest bırakıldığı ve 2020 yılında İsrail’e giderek burada dönemin başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından karşılandığı bilgilerine de yer veriliyor.

10

Şahin, yazısının devamında ABD’nin bu olay sonrası aldığı güvenlik önlemlerine de değinerek, istihbarat sistemlerinde köklü değişiklikler yapıldığını ve personel denetimlerinin sıkılaştırıldığını ifade ediyor. Ancak buna rağmen, ideolojik motivasyonlarla hareket eden yapıların tamamen engellenmesinin zor olduğuna dikkat çekiyor. Sonuç bölümünde ise Pollard vakasının, istihbarat dünyasında ideolojik bağlılık, ulusal çıkar ve küresel güç dengeleri arasındaki karmaşık ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biri olmaya devam ettiğini vurgulayan Şahin, bu tür olayların gelecekte de benzer tartışmaları gündeme getirebileceğine işaret ediyor.