Olumlu tarafı, yardım arama davranışındaki artışın ruh sağlığı farkındalığının yükseldiğini ve damgalamanın bir ölçüde azaldığını göstermesi. Ancak aynı tablo, sağlık sistemimizin yapısal sınırlılıklarını da açığa çıkarıyor: Kısa süreli poliklinik muayeneleri, yetersiz psikososyal destek altyapısı, terapiye erişimdeki coğrafi ve ekonomik engeller, bireyleri kapsamlı çözümler yerine hızlı ilaç reçetelerine yöneltiyor. Reçeteler, toplumsal yaraları geçici olarak örtmeye çalışan yara bandı haline geliyor; içsel sağlıksızlık ise reçetelere sığmıyor.
Soru: Uluslararası veriler ve akademik çalışmalar bu tabloyu nasıl destekliyor?
Taner Akkuş: Uluslararası akademik literatür ve OECD raporları, artışın küresel bir eğilim olduğunu ancak Türkiye’deki ivmenin dikkat çekici olduğunu teyit ediyor. OECD’nin Health at a Glance 2025 raporu, 2013-2023 arasında OECD ülkelerinde antidepresan tüketiminin ortalama @’tan fazla arttığını, bazı ülkelerde (örneğin Şili ve Estonya) ikiye katlandığını gösteriyor. Yüksek tüketimde İzlanda (yaklaşık 157 DDD), Portekiz (130+), İngiltere ve Almanya öne çıkıyor. Türkiye mutlak seviyede (61-62 DDD) ortalamanın altında kalsa da artış hızıyla dikkat çekiyor. Bu “düşük başlangıç, yüksek ivme” paradoksu, pandemi ve ekonomik krizlerin Türkiye’deki etkisini yansıtıyor.