AKİT MENÜ

Gündem

Abdullah Gül sessizliğini Yunan'a bozdu: Türkiye’nin deklarasyonu otomatik olarak işlevini yitirecek

Güncelleme Tarihi:

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunanistan'ın bunu yapması halinde Türkiye’nin “casus belli” (savaş sebebi) deklarasyonunun otomatik olarak gerekliliğini ve işlevini yitireceğini öne sürdü.

2

Birlik Gazetesi'nde yer alan habere göre, Abdullah Gül “TA NEA” Gazetesine Konuştu: “12 Mil ve Casus Belli Kararlarını Karşılıklı Olarak Geri Çekelim.” Türkiye eski Cumhurbaşkanı, “NEA Savvatokyriako” gazetesine Ege, İran ve Kıbrıs meseleleri hakkında neler söyledi?

3

Türkiye eski Cumhurbaşkanlarından Abdullah Gül, NEA gazetesinin Cumartesi-Pazar eki (NEA Savvatokiriako) gazetesine verdiği mülakatta, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma iddiasından vazgeçmesi durumunda, Türkiye’nin “casus belli” (savaş sebebi) deklarasyonunun otomatik olarak gerekliliğini ve işlevini yitireceğini savundu.

4

Soru: İran’daki savaş tırmanıyor, bölgesel bir savaş boyutuna ulaştı ve küresel ekonomi önemli ölçüde sarsıldı. Savaşın gidişatını nasıl görüyorsunuz ve bölgedeki güç dengesinin nasıl şekilleneceği konusunda ne kadar belirleyici olacak? Abdullah Gül: “Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki; İran’a yapılan saldırı uluslararası hukuk açısından yasal veya meşru değildi. Tahran’ın ABD için doğrudan bir tehdit oluşturmadığı, artık bazı Amerikalı yetkililer tarafından bile bilinen bir gerçektir. İsrail ve lobileri, Başkan Trump’ı bu yıkıcı harekata itmeyi başardılar. ABD, İran’daki okulları bombalayarak ve bölgede muazzam bir yıkıma yol açarak artık İsrail’in eylemlerine suç ortağı olmuştur.

5

İran’ın buna yanıt olarak Körfez’deki Amerikan askeri tesislerini hedef alması şaşırtıcı değildi. Sonuç olarak, düşmanlıklar ortadan kalkmayacak ve bölgedeki dinamikleri yeniden şekillendiren uzun vadeli sonuçlar doğuracaktır. Amerikan yanlış hesabı, herkes için ciddi sonuçlar ve maliyetler doğuracaktır. Washington artık Körfez ülkeleri tarafından öngörülemez bir aktör olarak görülüyor. Artık bir koruyucu değil, istikrarsızlığın bizzat sebebidir. Körfez’de Pekin ile daha derin bir iş birliğine doğru bir kayma olacağını tahmin ediyorum. Çin, İran ile Körfez arasındaki gelecekteki bir diyalogda rol oynayabilecek daha öngörülebilir bir aktör olarak ortaya çıkıyor. Her iki tarafla de iyi ilişkilere sahip. 2023’te Tahran ile Riyad arasında diplomatik bir anlaşmaya arabuluculuk yapmayı başaran Pekin’di. Pekin zaten ekonomik avantaja sahip. Yönetim ve diplomasi tarzı da, ABD’nin müdahaleci yaklaşımının aksine Orta Doğu ülkelerinin vizyonuna daha yakın.

6

ABD’den uzaklaşma, çoğu kişinin inandığından daha hızlı olacak. İsrail kendisini galip görebilir. Ancak şimdi her zamankinden daha yalnızlaşmış durumda. Bölgedeki savaşın ve yıkımın ana kışkırtıcısı ve sorumlusu olarak görülüyor. Orta Doğu ülkelerinin liderleri, güçlü halk duygularını görmezden gelemezler ve Tel Aviv ile herhangi bir diplomasi çabası riskine giremezler. İsrail, yakın gelecek için vatandaşlarını bir ‘kale-ülke’ içinde korkuyla yaşamaya mahkum etti.” Soru: Türkiye’nin hedefleri nelerdir ve bu savaş Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkiliyor?

7

Abdullah Gül: “Türk liderliği, ülkeyi çatışmanın dışında tutmayı başardı. Bu ilk hedef, doğru bir jeopolitik konumlandırma ile bölgesel ortaklar ve Washington ile dengeli bir diplomasi ve diyalog sayesinde gerçekleştirildi. İkinci hedef, güneyimizde barışın tesisi. Ankara sorumlu bir tutum sergilemiş olup, savaşın sona ermesi ve ‘bölgesel sahiplik’ (regional ownership) oluşturulması çabalarına katkıda bulunmaktadır. Böyle bir diplomatik çaba, özellikle Başkan Trump’ın savaştan çıkış yolu aradığı bir dönemde Washington tarafından takdir ediliyor. Bu, İran’daki Amerikan operasyonunu onayladığımız anlamına gelmez. Türk hükümet yetkilileri İran’a yönelik saldırıyı eleştirdiler. Türkiye’deki NATO askeri varlıkları, bu harekatın savaş operasyonlarında kullanılmıyor. Bu duruş nettir. Şu an için ABD konusunda çoğu müttefikiyle benzer bir görüş ayrılığı yaşanıyor. Türkiye’nin bölgedeki bir ülke olarak duruşunun Washington için anlaşılır olduğuna inanıyorum.”

8

Soru: Yunanistan ve Türkiye olumlu bir yakınlaşma sürecindeler. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’deki MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) ve kıta sahanlığı sınırlandırması gibi ‘zor’ meseleler gündem dışında kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda Türkiye, özellikle savunma alanında AB ile daha yakın bir ilişki arayışında. Kiriakos Miçotakis, Türkiye’yi ‘casus belli’yi geri çekmeye çağırdı. Bunun mümkün olabileceğine inanıyor musunuz ve daha esaslı bir çözüm için hangi adımlar atılabilir?

9

Abdullah Gül: “Türkiye ve Yunanistan liderlerinin karşılıklı ziyaretleri ve olumlu açıklamaları iyi komşuluğun bir gereğidir. İyi niyet, açıklık, güven ve empatiye dayalı paylaşımları desteklemeliyiz. Gündem olumlu kalmalı ve tüm zor konular aynı anda dahil edilemez. Ege meselelerine gelince, Türk yaklaşımı bunların birbirinden ayrı konular olarak değil, bir bütün olarak ele alınması gerektiği yönündedir. Çözüm bütüncül olmalı ve Ege’nin bir iş birliği denizi olmasına imkan tanımalıdır.

10

Elbette burada da iyi niyetle ikili bir süreç yürütülmelidir. Türkiye’nin, özellikle savunma alanında AB ile daha yakın bağlar kurmak isteyen bir ülke olduğundan bahsettiniz. Böyle bir iş birliğini sadece Ankara için bir kazanım olarak görmek yanlış olur. Türkiye, NATO’daki en büyük ikinci ordudur ve Soğuk Savaş sırasında Avrupa’nın güvenliğine önemli katkılarda bulunmuştur. Bugün Türkiye, yeni tehditler ve yeni bir düzen karşısında Avrupa güvenliğine katkıda bulunmaya yine istekli ve muktedirdir. Böyle bir iş birliği Türkiye ve AB için karşılıklı olarak faydalıdır.

11

‘Casus belli’ iddiasına ilişkin sorunuza gelince: Yunan Parlamentosu’nun yıllar önce Yunan hükümetine, karasularını tek taraflı olarak 6 milden 12 deniz miline çıkarma yetkisi vermesi, Ege’de Türkiye’nin etrafına bir duvar örmek ve denize çıkışımızı kapatmak anlamına gelirdi. Yunan dostlarımızın bunu böyle düşünmesinin ve konuya Türk perspektifinden bakmaya çalışmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Ankara, Yunan Parlamentosu’nun ilk adımından bir hafta sonra yaptığı gibi bu olasılığa tepki vermek zorundaydı. Bu problemin doğru çözümü, bu kararları karşılıklı olarak geri çekmek olacaktır. Eğer Yunanistan’ın 12 mil iddiası geri çekilirse, Türkiye’nin deklarasyonu otomatik olarak gerekliliğini ve işlevini yitirecektir. Burada anahtar, karşılıklı iyi niyettir.” Soru: BM Genel Sekreteri, Kıbrıs meselesini belirli bir çerçeveyi göz önünde bulundurarak yeniden gündeme getirmeyi planlıyor. Bu perspektifi nasıl görüyorsunuz? Türk tarafında gerekli irade var mı yoksa iki devletli çözümde ısrar etmeye devam mı edecek?

12

Abdullah Gül: “Kıbrıs’ta iki farklı varlıktan oluşan bir gerçeklik var. Geçmişte, 1960 Cumhuriyeti iki ayrı halkın gerçekliğine göre kurulmuştu. Trajik olaylar ve sonuçları kayıtlardadır. On yıllardır BM öncülüğündeki çabalar sorunu çözmeye ve adayı birleştirmeye çalıştı. İki eşit kurucu devletli Annan Planı bir çözüme en çok yaklaşan plan oldu. Bu sürece bizzat kendi tarafımızdan liderlik ettim. 2004 referandumunda Kıbrıslı Türkler planı kabul etti, ancak Kıbrıslı Rumlar reddetti. Maalesef gerçekçi ve önemli bir fırsat kaçırıldı. BM kriterlerine dayalı sonraki müzakereler bir sonuca ulaşamadı. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin en son raporuna göre, adadaki iki taraf yeni bir müzakere sürecine hazır değil. Kıbrıs Rum tarafı AB üyesi olduğu için, kendi perspektiflerinden mantıklı gelebilecek bir güç paylaşımıyla ilgilenmiyorlar. On yıllardır süren başarısız girişimlerin ardından bir uzlaşma mümkün görünmediğine göre, şimdi daha sağlıklı bir seçeneğin Kıbrıs’ta iki devletli bir çözüm müzakeresi olasılığını değerlendirmek olacağı görülüyor.”