AKİT MENÜ

Dünya

ABD dökülüyor! Rakibi savaşmadan tokatladı

Güncelleme Tarihi:

Savunma uzmanı Brandon J. Weichert’e göre, ABD ile Çin arasında gelecekte yaşanabilecek olası bir deniz savaşının kaderini denizaltılar belirleyecek. Washington bugün teknolojik üstünlüğünü korusa da, Pekin’in hızla büyüyen üretim kapasitesi ve artan denizaltı filosu, ABD için giderek daha ciddi bir stratejik tehdit haline geliyor.

3

ABD ile Çin arasındaki büyük güç rekabeti, sadece yüzeyde görünen savaş gemileriyle değil, suyun altındaki görünmez güçlerle de şekilleniyor. Yapılan değerlendirmelere göre iki ülke arasında yaşanabilecek muhtemel bir deniz çatışmasında ilk temas noktalarından biri denizaltılar olacak. Bu nedenle Çin’in denizaltı filosundaki büyüme, artık yalnızca askeri istatistik başlığı olmaktan çıkmış durumda. Söz konusu yükseliş, doğrudan ABD’nin Pasifik’teki askeri üstünlüğünü sorgulatan bir gelişmeye dönüşüyor.

4

Washington’un elindeki nükleer denizaltılar, teknoloji, sessizlik, savaş deneyimi ve sistem yönetimi bakımından halen Çin’in önünde görülüyor. Ancak askeri dengelerde sadece teknik üstünlük belirleyici olmuyor. Çin’in hızlı üretim kapasitesi, genişleyen filosu ve savunma sanayisindeki seri üretim yaklaşımı, niceliği giderek daha etkili bir stratejik unsura dönüştürüyor. Bu da ABD için kritik soruyu öne çıkarıyor: Daha kaliteli ama daha az sayıdaki denizaltılar mı, yoksa daha fazla sayıda ve giderek gelişen Çin filosu mu?

5

Çin donanması bugün halihazırda dünyanın en büyük deniz güçlerinden biri haline gelmiş durumda. Denizaltı filosunda da Rusya’yı geride bırakan Pekin’in, uzun vadede ABD ile arasındaki farkı kapatmaya çalıştığı değerlendiriliyor.

6

Önümüzdeki yıllarda Çin’in denizaltı sayısını daha da artırması bekleniyor. Bu büyüme sadece rakamsal değil, aynı zamanda nükleer kapasite ve saldırı gücü bakımından da dikkat çekici bir ivmeye işaret ediyor.

7

Pekin’in yükselişini asıl tehlikeli hale getiren unsur, sadece mevcut denizaltı sayısı değil; bu filoyu çok daha hızlı büyütebilecek üretim altyapısı. Çin’in büyük tersaneleri, aynı anda çok sayıda gelişmiş denizaltının inşasına imkan tanıyacak ölçekte çalışıyor.

8

Bu kapasite, Çin’e savaş zamanında kayıplarını daha hızlı telafi etme, barış döneminde ise filosunu daha kısa sürede genişletme avantajı sağlıyor. ABD tarafında ise tablo tam tersine işaret ediyor. Tersaneler, iş gücü sıkıntısı, tedarik zinciri sorunları ve üretim darboğazları nedeniyle istenen tempoyu yakalayamıyor.

9

Washington açısından asıl sorun teknoloji eksikliği değil. Asıl risk, bu teknolojiyi yeterli sayıda platforma dönüştürememek. ABD’nin denizaltı inşa kapasitesindeki yavaşlık, uzun vadede stratejik boşluk yaratıyor.

10

Bu durum devam ettiği takdirde, Çin’in sayısal üstünlüğü zamanla ABD’nin niteliksel üstünlüğünü dengeleyebilir. Özellikle savaşın Çin kıyılarına yakın sularda yaşanması halinde, üretim ve lojistik avantajı Pekin’in elini güçlendirebilir.

11

Çin yalnızca sayı artırmıyor, aynı zamanda yeni nesil platformlar üzerinde de ilerliyor. Geliştirilmekte olan yeni sınıf denizaltıların, itki sistemleri, sensörler, silah kapasitesi ve dikey fırlatma özellikleri bakımından önemli iyileştirmeler getirmesi bekleniyor. Her ne kadar Çin’in sessizlik ve motor teknolojilerinde halen bazı zayıf yönleri bulunsa da, bu eksiklerin zamanla kapanması halinde ABD’nin denizaltı alanındaki geleneksel üstünlüğü ciddi şekilde aşınabilir.

12

Buna karşın Çin’in önünde önemli bir coğrafi engel bulunuyor. Pekin’in deniz gücünü açık okyanusa taşımak için dar geçitlerden ve kritik boğazlardan geçmesi gerekiyor. Bu durum, Çin donanmasının özellikle Birinci Ada Zinciri çevresinde sıkışmasına neden oluyor. ABD açısından bu coğrafya, halen önemli bir avantaj sunuyor. Çünkü Çin denizaltılarının açık denize çıkışı izlenebilir ve belli geçiş noktalarında baskı altına alınabilir. Ancak bu avantajın kalıcı olduğu da söylenemiyor. Çin, yakın çevresinde baskın güç haline geldikçe, coğrafyanın yarattığı bu sınırlamalar da etkisini azaltabilir. Uzmanlara göre Çin’in kısa vadede küresel bir deniz gücü olarak dünyanın her bölgesine yayılmasından çok, kendi yakın çevresinde üstünlük sağlaması daha büyük risk taşıyor. Çünkü olası bir çatışma da büyük ihtimalle Çin ana karasına yakın sularda, yani Pekin’in avantajlı olduğu bölgelerde yaşanacak. Bu durumda ABD, kendi anavatanından binlerce kilometre uzakta, Çin ise kendi üretim ağlarına, üslerine ve lojistik sistemlerine çok daha yakın bir cephede savaşmak zorunda kalabilir.

13

ABD yönetimi bu tabloyu değiştirmek için yeni gemi ve denizaltı üretim planları ortaya koysa da, sorunun temeli çözülebilmiş değil. Çünkü esas darboğaz, projelerin kağıt üzerindeki iddiasında değil, tersanelerin gerçek üretim kapasitesinde yatıyor. Eğer bu yapısal sorunlar giderilmezse, Çin’in denizaltı filosu her geçen yıl daha da büyüyecek. Bu büyüme, yalnızca sayı bakımından değil, savaş etkinliği açısından da Washington’un elini zayıflatacak.

14

Bugün için ABD donanması hâlâ denizaltı savaşında daha deneyimli ve daha sofistike bir güç olarak öne çıkıyor. Ancak uzun vadeli resme bakıldığında, Çin’in artan üretim kapasitesi ve kararlı denizaltı yatırımı, Pasifik’teki güç dengesini yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Bu nedenle uzmanların dikkat çektiği esas gerçek şu: Eğer ABD tersanelerini toparlayamaz ve üretim hızını artırmazsa, suyun altındaki üstünlük ilk kez ciddi biçimde tartışmaya açılabilir. Pasifik’te geleceğin savaşını belirleyecek olan da işte bu görünmeyen yarış olacak.