AKİT MENÜ

Gündem

Online sohbet uygulamaları, dijital oyunlar... Şiddetin Kendisi Kadar Sunumu da Toplumu Etkiliyor

SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen saldırılar, gençlerin suça yönelme nedenlerine ilişkin tartışmaları yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

3

Konuya ilişkin yapılan değerlendirmelerde, özellikle öğrencilerin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya içerikleri, online sohbet uygulamaları, dijital oyunlar ile dizi ve film kültürünün, gençlerin psikolojisi ve davranış biçimleri üzerinde belirleyici bir etki oluşturuyor.

4

Aidiyet hissini kaybeden, kendini sağlıklı bir sosyal yapı içinde konumlandıramayan gençlerin ise zamanla yanlış rol modellerin etkisine açık hale geldiği ve suça meyil etme riskinin arttığı belirtiliyor.

5

Özellikle şiddeti normalleştiren içeriklerin, gençlerin algı dünyasında sınırların bulanıklaşmasına neden olduğu, bunun da benzer olayların ortaya çıkmasında etkili olabileceği ifade ediliyor. Bu kapsamda gazetemize özel değerlendirmelerde bulunan davranış bilimci Mehmet Yiğit, şiddetin toplumdaki varlığının yeni olmadığını ancak günümüzde asıl farklılığın şiddetin sunuluş biçiminde ortaya çıktığını vurguladı.

6

Yiğit’e göre, modern iletişim araçları ve tekrar eden içerikler, bireylerin olayları olduğundan daha yaygın algılamasına neden oluyor. Yiğit, insan zihninin sürekli göz önünde olan ve dramatize edilen olayları büyüterek algıladığını belirterek, “Bir olayın sürekli tekrar edilmesi, onun her yerde yaşandığı hissini doğurur. Bu durum toplumda gerçeklikten kopuk bir korku üretir” dedi. Bu süreci “algısal büyütme” olarak tanımlayan Yiğit, özellikle şiddet içeriklerinin sunum dilinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

7

Toplumun küçük bir kesiminin riskli ve sınır ihlaline açık davranışlara daha yatkın olduğunu belirten Yiğit, bu bireylerin görünürlükten beslendiğini söyledi. Şiddetin detaylı ve dramatik şekilde sunulmasının bu kişiler için bir tür “sahne” oluşturduğunu dile getiren Yiğit, Albert Bandura’nın sosyal öğrenme yaklaşımına da atıfta bulundu.

8

Yiğit, “İnsanlar sadece yaşayarak değil, izleyerek de öğrenir. Şiddet ne kadar görünür olursa, taklit edilme ihtimali de o kadar artar” ifadelerini kullandı.

9

Ailenin bireyin ilk ve en önemli güvenlik alanı olduğunu vurgulayan Yiğit, çocukluk döneminde sağlıklı sınırlar, empati ve sorumluluk duygusunun kazandırılmasının kritik önemde olduğunu söyledi. Şiddete eğilimli bireylerin önemli bir kısmında ihmal ya da yanlış modelleme bulunduğunu ifade eden Yiğit, “Aile, çocuğun doğru ile yanlış arasındaki pusulasını oluşturur. Bu pusula zayıfsa, dış etkiler çok daha belirleyici hale gelir” dedi.

10

Sürekli negatif ve tehdit içerikli mesajlara maruz kalan toplumlarda “genelleştirilmiş kaygı hali” oluştuğuna dikkat çeken Yiğit, bu durumun bireylerin gerçek risk ile algılanan riski ayırt etmesini zorlaştırdığını belirtti. Bu sürecin özellikle eğitim alanında ciddi etkiler doğurduğunu ifade eden Yiğit, “Okullar gibi hassas alanlarda oluşan güvensizlik algısı zincirleme etki yaratır. Veliler kaygılanır, öğrenciler tedirgin olur ve eğitim ortamı psikolojik olarak zayıflar” diye konuştu.

11

Şiddetin kendisi kadar nasıl anlatıldığının da önemli olduğunu vurgulayan Yiğit, şu değerlendirmede bulundu: “Eğer şiddet sürekli büyütülür, tekrar edilir ve korku diliyle sunulursa, bu sadece bilgi üretmez; aynı zamanda bir duygu iklimi oluşturur. Bu iklim ise toplumsal huzuru zayıflatabilir.” Toplumların yalnızca gerçeklerle değil, algılarla da şekillendiğini belirten Yiğit, şiddet konusunun ele alınış biçiminin yeniden düşünülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.