"Discord, Telegram gibi platformlarda kurulan bu yarı kapalı dünyalar, çoğu zaman yetişkin denetiminden uzak, filtrelenmemiş ve küresel ölçekte dolaşıma giren içeriklerle şekillenmektedir. Bu ortamlarda benzer düşüncelere sahip bireylerin birbirini beslediği yankı odaları oluşabilmekte, şiddet içeren içerikler normalleşebilir, hatta belirli anlatılar içinde 'güç', 'intikam' ya da 'kahramanlık' gibi anlamlarla yeniden sunulabilmektedir. Gerçek hayattaki sosyal ilişkilerle dengelenmeyen bu dijital sosyalleşme biçimleri, zamanla bir tür gerçeklik kaymasına yol açarak empatiyi zayıflatmakta ve bireyin eylemlerinin sonuçlarını sağlıklı biçimde değerlendirmesini zorlaştırmaktadır. Bunun bir ucu şiddetin meşrulaştırılmasına kadar varabilirken, diğer ucu ise aşırı pasif, içe kapanık ve toplumsal bağları zayıf bir gençlik profilinin ortaya çıkmasına işaret etmektedir."
Bu tür saldırıların artmasının, başkalarının da benzer eylemleri planlama ihtimalini yükselttiğine ve bir tür zincirleme etki riskini beraberinde getirdiğine işaret eden Sunar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Ancak burada söz konusu olan yalnızca basit bir taklitçilik değildir, asıl mesele, bu eylemlerin arkasındaki motivasyonun toplumsal ve medyatik tepkilerle güçlenmesidir. Özellikle büyük infial yaratan olaylarda, medya kanallarının ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar eden yayınları, faillerin kimliklerinin, sembollerinin ve eylem biçimlerinin görünür hale gelmesi, bu tür eylemleri gerçekleştirmeyi düşünen bireyler açısından bir tanınma, etki yaratma ve mesajını duyurma aracı olarak algılanabilmektedir. Bu da şiddetin, belirli çevrelerde anlamlandırılan ve hatta ödüllendirilen bir eylem biçimine dönüşme riskini artırır. Bu döngüyü kırabilmek için, öncelikle sorumlu bir medya dili geliştirilmesi, fail odaklı kahramanlaştırıcı anlatıdan kaçınılması önemlidir. Bunun yanı sıra, erken uyarı ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, gençlerin aidiyet ve değer görme ihtiyaçlarını sağlıklı kanallar üzerinden karşılayabilecekleri sosyal ortamların oluşturulması ve şiddeti meşrulaştıran dijital alt kültürlerle daha bilinçli bir mücadele yürütülmesi gerekmektedir."
Sadece güvenlik önlemleriyle bu tür olayların önüne geçmenin mümkün olmadığına işaret eden Sunar, bu nedenle asıl ihtiyacın, okulun sosyal düzenini yeniden ve bütüncül bir yaklaşımla ele almak olduğunu kaydetti.