AKİT MENÜ

Gündem

Tunceli Valisi Tuncay Sonel'den Ankara cinayetini örtbas eden Nevzat Tandoğan'a: İşte hafızalardan silinmeyen o şok hadise

Güncelleme Tarihi:

Adalet Bakanı Akın Gürlek ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanan Başsavcı Ebru Cansu'nın yoğun çabaları sonucu Gülistan Doku cinayetinde perde aralandı. Vahşi olayın ucu Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel'e uzandı. Cinayeti aydınlatması gereken dönemin valisi olayın üstünü kapatmaya çalışırken hükümetin ve savcının kararlı duruşu, valilik görevinde aktif rol oynayan Tuncay Sonel'in karanlık ilişkilerini ortaya çıkardı. Söz konusu olay akıllara 1940'lardaki totaliter, baskıcı CHP yönetiminin aktif temsilcilerinden birisi olan Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ı getirdi. O dönem vali ile hükümetin el ele kapatmaya çalıştığı dosyada gerçekler çok sonra ortaya çıkarılmıştı.

2

Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ile ilişkilendirilen hadise, 1945’teki “Ankara Cinayeti” olarak biliniyor. 1945 yılında Ankara'nın ünlü doktoru Neşet Naci Arzan öldürülüyor. Cinayeti ise dönemin Genelkurmay Başkanı Kâzım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay işliyor. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ise baskı ve sindirmeyle katil Haşmet Orbay’la aynı evi paylaşan Reşit Mercan’ın cinayeti üstlenmesini istiyor. Mercan, "Cinayeti ben işledim” diyor ve generalin oğlu Orbay olaydan sıyrılıyor. İlk mahkemede Mercan ağır ceza alırken, asıl fail Orbay çok daha hafif bir ceza aldı. Bu durum, davanın baştan itibaren yönlendirildiği şüphelerini güçlendirdi.

3

Basının ısrarı ve dosyanın yeniden görülmesiyle (Bolu’ya nakledilerek yapılan yargılama), gerçek failin Orbay olduğu ve cinayetin örtbas edilmeye çalışıldığını ortaya çıkarıyor. Soruşturma derinleştikçe Tandoğan’ın rolü de tartışma konusu oldu; mahkemede tanıkken sanık durumuna düşmesi sonrası 1946’da intihar etti.

4

Nevzat Tandoğan’ın intiharına giden süreçte Bolu’daki mahkemede yaşananlar, sadece bir hukuk davası değil, "Parti-Devlet" döneminin dokunulmaz kabul edilen bürokratik gücünün yargı önünde ilk kez sarsılmasıydı.

5

Tandoğan’ın mahkemede "azarlanması" veya "onurunun kırılması" olarak tarihe geçen anlar, Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Reisi (başkanı) ile aralarında geçen diyaloglarda gizlidir. Ancak Tandoğan, 17 yıl boyunca Ankara’yı "tek adam" gibi yönetmiş, kimsenin karşısında hesap vermediği bir otorite kurmuştu. Bolu’ya nakledilen mahkeme tarafından "tanık" sıfatıyla çağrıldığında da aynı otoriter tavrı sürdürmek istemişti.

6

Ancak mahkeme başkanı ona şu şekilde müdahale etti: Tandoğan, mahkemeye girdiğinde bir koltuk bekledi veya oturarak ifade vereceğini sandı. Ancak hakim, onun diğer tanıklar gibi ayakta durmasını ve kürsüye gelmesini istedi. Bu, Tandoğan için halkın önünde büyük bir itibar kaybıydı.

7

Tandoğan, cinayetin asıl faili Haşmet Orbay’ı korumak için Reşit Mercan’ı makamına çağırıp suçu üstlenmesi için baskı yaptığı iddialarını geçiştirmeye çalıştı. Hakim, valinin "devlet işleri" veya "idari gereklilik" gibi savunmalarını kabul etmeyerek onu "cinayeti örtbas etmekle" ve "adaleti yanıltmakla" itham eden çok sert sorular sordu.

8

Tandoğan’ın emir kipiyle konuşmasına, mahkeme heyetine üstten bakan tavırlarına karşı hakimin, "Burada Ankara Valisi olarak değil, bir tanık olarak bulunuyorsunuz. Sorularıma net cevap verin!" minvalindeki çıkışları, salondaki kalabalık tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı.

9

Tandoğan duruşmadan çıktıktan sonra çok sarsılmıştı. Yakın çevresine ve basına yansıyan bilgilere göre şu ruh hali içindeydi. Duruşma salonunun önünde toplanan halkın kendisini yuhalaması veya sessizce izlemesi, "Ankara'nın sahibi" imajını yerle bir etti. İsmet İnönü'nün kendisine sahip çıkmadığını veya yargının önünü açarak kendisini feda ettiğini düşündü.

10

Öte yandan Nevzat Tandoğan'ın kendisini Ankara'nın sahibi olarak görmesi, güç zehirlenmesi yaşaması ve hakim tarafından haddinin bildirilmesi akıllara İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun geçtiğimiz günlerde mahkeme salonundaki skandalını akıllara getirdi. Mahkemede hakimlere yönelik afra tafra yaparak ciddiyetten uzak bir imaj çizen İmamoğlu, "Bu dosyada tek suç örgütü var, iddia makamıdır." sözleri nedeniyle "kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret" suçundan resen soruşturma başlatılmıştı.

11

Genelkurmay Başkanı'nın oğlunun cinayetini örtbas girişimi, suçu başka birine yükletme, yargı sürecini etkileme ve güçlü bir aileyi koruma çabası üzerinden yürüdü. Ancak basın ve yeniden yargılama süreci bu girişimi bozdu. Olay, Türkiye siyasi tarihinde “gücün kötüye kullanımı” örneklerinden biri olarak anılmaya devam ediyor.