AKİT MENÜ

Dünya

Kâr etmek için yapamayacakları şey yok! ABD'li uçak üreticisine ağır suçlama

Güncelleme Tarihi:

Polonya’nın önde gelen hava yolu şirketlerinden LOT, Boeing’e karşı açtığı davada çarpıcı iddialar ortaya koydu. Şirket, 737 MAX modelinin kritik güvenlik sorunlarının satış sürecinde bilerek gizlendiğini savunuyor.

3

Boeing’in 737 MAX modeli etrafındaki tartışmalar yeniden alevlendi. Daha önce iki büyük uçak kazasıyla dünya gündemine oturan model, şimdi de Polonyalı hava yolu şirketi LOT’un açtığı dava nedeniyle yeniden mercek altına girdi.

4

ABD’nin Seattle kentindeki federal mahkemede görülen davada LOT, Boeing’in 737 MAX uçaklarını pazarlarken güvenlik risklerini bildiği halde bunları müşterilerden sakladığını ileri sürdü. Şirketin iddiasına göre Boeing, satış sürecinde uçağın düşük maliyetli ve kolay geçişli bir model olduğu söylemini öne çıkarırken, perde arkasındaki teknik sorunları açık şekilde paylaşmadı.

5

Davaya göre Boeing, özellikle ekonomik açıdan toparlanma sürecindeki hava yolu şirketlerini hedef alarak 737 MAX’i cazip bir seçenek olarak sundu. Burada en güçlü argümanlardan biri, mevcut 737 pilotlarının pahalı ve kapsamlı ek simülatör eğitimine ihtiyaç duymadan bu yeni modele geçebileceği iddiasıydı.

6

Bu vaat, hava yolu şirketleri açısından ciddi bir maliyet avantajı anlamına geliyordu. Ancak LOT tarafı, bu söylemin gerçekte uçağın teknik zaaflarını perdelemek için kullanıldığını savunuyor.

7

Davanın merkezinde, 737 MAX’in en çok tartışılan unsurlarından biri olan MCAS sistemi yer alıyor. Boeing mühendislerinin, uçağın belirli koşullarda burnunu yukarı kaldırma eğilimi gösterdiğini fark ettikten sonra bu sorunu yazılımla dengelemeye çalıştığı belirtiliyor. MCAS sistemi, gerektiğinde uçağın burnunu otomatik olarak aşağı yönlendirerek denge sağlamayı amaçlıyordu. Ancak iddialara göre bu sistemin kapsamı, riskleri ve test aşamasında ortaya çıkan sorunları düzenleyici kurumlara ve müşterilere tam olarak anlatılmadı.

8

LOT, bu sistemin yarattığı risklerden habersiz şekilde önümüzdeki yıllarda teslim edilmek üzere 15 adet 737 MAX için kiralama anlaşması yaptığını belirtiyor. Şirket, Boeing’in sunduğu bilgiler doğrultusunda karar verdiğini, ancak daha sonra yaşanan gelişmelerin bu tercihin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyduğunu savunuyor. Bu nedenle dava, yalnızca ticari bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda üretici firmanın müşteriye karşı hangi bilgileri açıklamak zorunda olduğu sorusunu da yeniden gündeme taşıyor.

9

737 MAX modeli, 2018 ve 2019 yıllarında yaşanan iki ölümcül kazanın ardından küresel çapta büyük krize yol açmıştı. Endonezya’da düşen Lion Air uçağı ile Etiyopya’da düşen Ethiopian Airlines uçağında toplam 346 kişi hayatını kaybetmişti. Kazaların ardından yapılan soruşturmalar, MCAS sisteminin bu felaketlerde önemli rol oynadığını ortaya koymuştu. Bunun üzerine 737 MAX uçakları dünya genelinde uzun süre uçuşlardan çekilmişti.

10

Boeing cephesi ise LOT’un iddialarını reddediyor. Şirket, Polonyalı hava yolunun bugün hâlâ 737 MAX uçurmaya devam ettiğine dikkat çekerek, bunun “aldatıldığını” öne süren bir şirketin tutumuyla çeliştiğini savunuyor. Ayrıca Boeing, kazalar sonrası hem mağdur ailelerine büyük ödemeler yaptığını hem de çok sayıda hava yolu şirketiyle mahkeme dışında anlaşmaya vardığını hatırlatıyor.

11

LOT’un açtığı dava, havacılık sektörü açısından yalnızca Boeing’i ilgilendiren bir dosya olmaktan çok daha büyük önem taşıyor. Çünkü bu dava, 737 MAX kazalarıyla bağlantılı olarak doğrudan mahkeme aşamasına taşınan en dikkat çekici hava yolu şirketi başvurularından biri olarak görülüyor. Mahkemeden çıkacak olası bir karar, uçak üreticilerinin müşterilere hangi teknik bilgileri hangi kapsamda sunmak zorunda olduğu konusunu yeniden tanımlayabilir. Aynı zamanda Boeing için yeni bir tazminat sürecinin de kapısını aralayabilir.

12

Boeing son yıllarda 737 MAX’i yeniden güvenli bir uçak olarak konumlandırmaya çalışsa da, görünen o ki geçmişte yaşananların hukuki ve ticari etkileri hâlâ sürüyor. Seattle’da görülen bu dava, şirketin yalnızca teknik değil, kurumsal güvenilirlik açısından da yeniden sınandığı bir süreç olarak öne çıkıyor.