AKİT MENÜ

Teknoloji-Bilişim

Daha fazla bekleyemezlerdi yoksa pazarı kaybedeceklerdi: Baykar'ın imparatorluğuna girme kararı aldılar

Baykar ile Fransız savunma devi Safran arasında yapılan işbirliği gündem olmayı sürdürüyor. Yabancı basın söz konusu gelişmeyi, "Safran'ın teknolojileri Baykar'ın insansız hava aracı imparatorluğuna giriyor" başlığıyla duyurdu.

2

OpexNews'te yer alan analizin detayları şu şekilde: 2024’te Fransa Genelkurmay Başkanı Thierry Burkhard Türkiye’yi stratejik rakipler arasında göstermişti. Ancak kısa süre sonra Safran Electronics & Defense ile Baykar arasında önemli bir ortaklık kuruldu. Çünkü savunma sanayiinde siyasi bekleyiş, pazar kaybetmek anlamına geliyor ve Baykar bugün dünyanın en hızlı yükselen drone üreticilerinden biri.

3

Baykar’ın TB2 drone’u, önce Dağlık Karabağ’nda ardından Ukrayna savaşında dikkat çekerek küresel ölçekte talep gördü. Polonya, Romanya ve Hırvatistan gibi ülkeler bu sistemleri satın aldı. Şimdi Safran’ın Euroflir optronik sistemleri TB2’lere entegre edilecek. Bu iş birliği Baykar’ın Amerikan ihracat kısıtlamalarına bağımlılığını azaltırken, Safran’a da hızla büyüyen drone pazarına giriş imkânı sağlıyor.

4

Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişi uzun vadeli bir stratejinin sonucu. 1974 sonrası Amerikan ambargosu Ankara’yı kendi teknolojisini geliştirmeye yöneltti. Bugün sektör binlerce şirkete, milyarlarca dolarlık ihracata ve düşük dışa bağımlılık oranına ulaştı. Bayraktar Kızılelma gibi yeni projeler ise Türkiye’nin artık sadece uygun maliyetli değil, yenilikçi sistemler de ürettiğini gösteriyor.

5

Avrupa uzun süre Türkiye’ye mesafeli yaklaşsa da son yıllarda bu tutum değişmeye başladı. Almanya Eurofighter satış vetosunu kaldırdı, İspanya Türk yapımı Hürjet programına katıldı ve Avrupa ülkeleri Türk savunma ürünlerini daha fazla satın almaya başladı. Bu süreç, Atina’yı da rakip stratejik ve savunma sanayii çıkarlarının merkezine yerleştiriyor.

6

Sonuçta Safran-Baykar ortaklığı, Avrupa savunma sanayiinin artık siyasi söylemlerden çok stratejik çıkarlar doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor. Türkiye ise bu dönüşümün kenarında değil, merkezinde yer alıyor.