Araştırmalar güzellik algısının beynin belirli bölgelerinde güçlü bir aktivasyon yarattığını gösteriyor. Özellikle gözlerin hemen üzerinde yer alan medial orbitofrontal korteks bir nesneyi güzel olarak değerlendirdiğimizde daha yoğun çalışıyor.
(Yukarıdaki fotoğrafta Galileo Müzesi'nde Manuela Callari'deki bir deney sırasında gerçek zamanlı beyin dalgası izleme anı görülmekte)
Nörolog Anjan Chatterjee'ye göre estetik deneyim beynin üç farklı sisteminin birlikte çalışmasıyla oluşuyor:
Duyusal sistem!
Gördüğümüz, duyduğumuz veya hissettiğimiz detayları analiz ediyor.
Duygusal değerlendirme sistemi!
Bir şeyi sevip sevmediğimize karar veriyor.
Anlam ve hafıza sistemi!
Deneyimi kişisel anılarımız ve geçmiş yaşantılarımızla ilişkilendiriyor.
Bu nedenle sanat deneyimi yalnızca görsel bir olay değil aynı zamanda duygusal, zihinsel ve biyolojik bir süreç olarak değerlendiriliyor.
Kalp ritmi ve terleme de sanatı anlatıyor!
Bilim insanları estetik deneyimi ölçmek için yalnızca beyin taramalarına güvenmiyor. Kalp ritmindeki değişimler, nefes alışverişi ve ciltteki elektriksel iletkenlik de kişinin duygusal yoğunluğu hakkında önemli ipuçları veriyor.
Örneğin heyecan, hayranlık ya da şaşkınlık gibi durumlarda terleme oranı artabiliyor. Ancak araştırmacılar için en büyük zorluk bu duyguların tam olarak ne anlama geldiğini çözmek. Çünkü hızlanan kalp atışı hem korkuyu hem de büyük bir hayranlığı temsil edebiliyor.
(Beyin dalgaları, solda ve elektroensefalogram (EEG) aktivitesi, sağda, gözler açıkken bir rahatlama anını izler. Yukarıdaki fotoğraf: Francesco Goretti)
Galileo Müzesi'ndeki ekip, topladıkları biyolojik verileri yapay zekâ algoritmalarıyla analiz ediyor. Amaç yalnızca beyin sinyallerine bakarak bir kişinin bir objeyi ne kadar güzel bulduğunu tahmin edebilmek.
Araştırmacılar ayrıca "hipertarama" adı verilen yöntemle iki kişinin aynı esere bakarken beyin aktivitelerinin senkronize olup olmadığını inceliyor. Bu çalışma, insanların estetik deneyimlerde ortak sinirsel tepkiler verip vermediğini anlamaya yardımcı olabilir.
Johns Hopkins Üniversitesi'nden Susan Magsamen'e göre sanat insanlığın en eski iletişim biçimlerinden biri. Sanatın beyindeki ödül, zevk ve duygu merkezlerini harekete geçirmesi onun yalnızca kültürel değil aynı zamanda biyolojik bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Araştırmacılar, sanat sayesinde insanların tarih boyunca topluluk oluşturduğunu, bilgi aktardığını ve duygusal bağlar kurduğunu düşünüyor. Bu nedenle estetik deneyimi anlamak aslında insan olmanın temel dinamiklerini anlamak anlamına geliyor.
Nöroestetik çalışmaları, sanatın gizemini tamamen çözmeyi hedeflemiyor. Ancak insan beyninin güzelliğe nasıl tepki verdiğini anlamaya yönelik önemli ipuçları sunuyor.(takvim)