AKİT MENÜ

Ekonomi

Uzmanlar uyardı: LGS tercihinde sadece okulun puanına bakmayın! Yetenek ve ilgi alanını asla gözardı etmeyin

LGS tercih sürecinde uzmanlar, öğrencilerin yalnızca taban puanlara göre değil; ilgi alanları, yetenekleri ve kişisel özellikleri doğrultusunda tercih yapması gerektiğini belirtti. Ailelere de çocukların karar sürecine destekleyici bir yaklaşımla eşlik etmeleri çağrısında bulunuldu.

3

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih sürecinde uzmanlar tercih yapacak öğrencilere yönelik uyarılarda bulundu. Akademisyenler ve eğitim uzmanları, doğru lise seçiminin yalnızca puan ve sıralamadan ibaret olmadığını vurgulayarak, öğrencilerin ilgi alanları, yetenekleri ve sosyal ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerektiği belirtildi.

4

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Kocatürk, 27 Temmuz'a kadar yapılacak tercihlere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailelerin öncelikle sınav sonucunu çocuğun değerini belirleyen bir ölçüt olarak görmemesi gerektiğini söyledi.

5

Velilerin ilk tepkilerinde eleştiri, kıyaslama veya hayal kırıklığı ifadelerinden kaçınması gerektiğini dile getiren Kocatürk, lise tercihinde yalnızca puan ve okulun başarı sıralamasının değil, öğrencinin hangi derslerden hoşlandığı, nasıl bir ortamda daha iyi öğrendiği, sosyal ihtiyaçları ve geleceğe ilişkin eğilimlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

6

Doç. Dr. Kocatürk, "Okulun akademik programı, yabancı dil olanakları, sosyal etkinlikleri, ulaşım koşulları ve öğrenci profili çocukla birlikte incelenmelidir. Tercih sürecinde okul psikolojik danışmanlarının görüşünden yararlanılması, öğrencinin güçlü yönlerini daha gerçekçi biçimde görmesine yardımcı olur." dedi.

7

Öğrencilere lise tercihinin hayatın tamamını belirleyen ve geri dönüşü olmayan tek bir karar olmadığının anlatılması gerektiğine dikkati çeken Kocatürk, "Bir öğrencinin geleceğini yalnızca okulun adı değil, çalışma alışkanlıkları, sosyal ilişkileri, kendini geliştirme çabası ve karşısına çıkan fırsatları nasıl değerlendirdiği belirler. Aileler ve eğitimciler, felaketleştirici ifadeler yerine farklı okullarda da başarılı ve mutlu olunabileceğini somut örneklerle açıklamalıdır. Tercih listesi oluşturulurken öğrenciye seçenekler sunulması ve karar sürecine aktif olarak katılması, kontrol duygusunu artırarak kaygısını azaltır." diye konuştu.

8

Öğrencinin beklentilerinin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Kocatürk, yalnızca akademik başarıya odaklanmak yerine öğrencinin sanat, spor, yabancı dil, teknoloji veya sosyal alanlardaki ilgilerinin de değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

9

“DAHA FAZLA ÇALIŞSAYDIN BÖYLE OLMAZDI’ TEPKİSİ KAYGIYI ARTIRIR” Eğitim uzmanı Banu Yapıcı ise ailelerin sınav sonucunu çocuğun kişiliğiyle ve değeriyle özdeşleştirmemesi gerektiğini söyledi. Yapıcı, bir öğrencinin sınavdan aldığı puanın zekasının, yeteneğinin, çalışkanlığının veya gelecekteki başarısının kesin ölçüsü olmadığını kaydederek, bu sonucun öğrencinin belirli bir günde ve koşullarda ortaya koyduğu akademik performansı gösterdiğini belirtti. Başka öğrencilerle karşılaştırma yapmanın veya "Daha fazla çalışsaydın böyle olmazdı." şeklindeki ifadelerin öğrencinin kaygısını artırdığına dikkati çeken Yapıcı, ailelerin çocuklarına "Sonucun ne olursa olsun senin yanındayız. Şimdi birlikte, senin için en doğru yolu belirleyeceğiz." şeklinde yaklaşması gerektiğini ifade etti. Yapıcı, çocuğa sınav sonucundan dolayı baskı kurmak yerine çözüm odaklı yaklaşmanın daha sağlıklı olduğunu aktararak, aileler için temel ilkenin önce duyguların ardından doğru tercihin yönetim süreci olduğunu anlattı.

10

Okul tercihi yapılırken öğrencinin ilgi alanları, kişilik özellikleri ve yeteneklerinin psikolojik açıdan dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Yapıcı, şöyle devam etti: "Tercih süreci, öğrenciyi bir okulun puanına yerleştirme işlemi olarak görülmemelidir. Asıl amaç, öğrenciyi gelişebileceği doğru eğitim ortamıyla buluşturmaktır. Milli Eğitim Bakanlığının tercih bilgilendirme kılavuzu da tercih sürecinde öğrencinin akademik durumu, ilgi alanları, sosyal özellikleri ve gelecek beklentilerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu değerlendirme yapılırken üç temel soru sorulmalıdır. Öğrenci neyi yapmaktan hoşlanıyor? Fen bilimleri, teknoloji, yabancı dil, sanat, spor, sosyal bilimler veya üretim temelli çalışmalar arasında hangi alanlara doğal bir merak duyuyor? Hangi ortamda daha iyi gelişiyor? Burada yalnızca öğrencinin 'Hangi mesleği istediğine' bakmak yeterli değildir. On dört yaşındaki bir öğrencinin meslek kararının zaman içinde değişmesi doğaldır. Bu nedenle öğrencinin tek bir mesleğe yönlendirilmesi yerine ilgi ve yeteneklerini keşfedebileceği zengin bir lise ortamı seçilmelidir."

11

Ailelerin yüksek beklentiler oluşturmasının doğru olmadığını vurgulayan Yapıcı, araştırmaların, gerçekçi ve destekleyici beklentilerin başarıyı güçlendirebildiğini gösteren sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti. Yapıcı, araştırmaların, öğrencinin kapasitesinin çok üzerine çıkan beklentilerin kaygı, yetersizlik duygusu ve mükemmeliyetçilik baskısı oluşturabileceğini gösterdiğini kaydetti. Tercihte öğrenciye söz hakkı verilmeli: Tercih görüşmelerinde öğrenciye söz hakkı verilmesi gerektiğine dikkati çeken Yapıcı, "Anne ve baba rehberlik etmeli ancak öğrencinin yerine karar vermemelidir. Çünkü istemediği bir okulda eğitim gören öğrenci, okulun akademik imkanları güçlü olsa bile aidiyet ve motivasyon sorunu yaşayabilir." dedi. Lise seçiminin öğrencinin eğitim yolculuğunu etkilediğini, geleceğini tek başına belirlemediğini vurgulayan Yapıcı, "Öğrencinin çabası, öğretmenleriyle kurduğu ilişki, edindiği arkadaşlıklar, katıldığı projeler, geliştirdiği yabancı dil, sosyal becerileri ve zaman içinde aldığı kararlar da geleceğinde belirleyicidir. Yanlış seçim korkusunu azaltmanın en etkili yolu, tercihleri söylentilerle değil, okul ziyaretleri, rehberlik görüşmeleri, güncel veriler ve öğrencinin bireysel özellikleri üzerinden oluşturmaktır." diye konuştu.

12

Yapıcı, hiçbir sonucun bir çocuğun gelecekte neler yapabileceğini bütünüyle gösteremeyeceğini kaydetti. Öğrencide uzun süren içe kapanma, yoğun değersizlik düşüncesi, uyku ve iştah bozukluğu, öfke patlamaları, okuldan tamamen uzaklaşma veya kendine zarar verme söylemleri görülüyorsa profesyonel psikolojik destek alınması gerektiğinin altını çizen Yapıcı, "Ailelerin geleceği planlarken yaptığı en önemli hatalardan biri bugünün popüler mesleklerini geleceğin kesin meslekleri olarak görmektir. Teknoloji hızla gelişirken bazı meslekler dönüşmekte, yeni uzmanlık alanları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle çocukları tek bir mesleğin görevlerine hazırlamak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek güçlü bir gelişim altyapısına sahip olmaları hedeflenmelidir." değerlendirmesini yaptı. Tercih döneminde "geçmiş yıllardaki okul puanlarını kesin sınır olarak görmenin", okulun yalnızca akademik başarısına odaklanmanın ve çocuğun fikrini dinlemeden tercih listesinin aile adına hazırlanmasının çok yanlış olduğunu dile getiren Yapıcı, öğrencinin tercih sürecinin öznesi olması gerektiğine değindi.

13

“BUGÜN VAR OLAN BİRÇOK MESLEK DÖNÜŞÜYOR, YENİLERİ ORTAYA ÇIKIYOR” Eğitim ve pedagoji danışmanı Gülcan Öncel de LGS kapsamındaki sınavın asla bir çocuğun değerini belirlemediğini söyledi. Her çocuğun farklı olduğunun tercih sırasında dikkate alınması gerektiği kaydeden Öncel, "Bazı öğrenciler rekabet ortamında motive olurken bazıları daha sakin ve destekleyici bir ortamda kendini gösterebilir. Bu nedenle tercih yaparken yalnızca puana değil, öğrencinin ilgi alanlarına, güçlü yönlerine, sosyal yapısına ve gelecekte nasıl bir yaşam hayal ettiğine de bakmak gerekiyor." dedi.

14

Sınav sonuçlarından memnun olmayan aileler ve öğrencilerin öz güven kırıcı yaklaşımlardan kaçınması gerektiğinin altını çizen Öncel, lisenin aynı zamanda yeni arkadaşlıkların kurulduğu, kimlik gelişiminin hızlandığı önemli bir dönem olduğunu vurguladı. Artık çocukları yalnızca bir mesleğe değil, sürekli değişen bir dünyaya hazırladıklarını aktaran Öncel, "Ezber bilgi kadar, merak eden, araştıran, öğrenmeyi seven, problem çözebilen ve değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek çok daha önemli hale geldi. Bence geleceğin en güçlü becerisi, öğrenmeye devam edebilmek. Çünkü bugün var olan birçok meslek dönüşüyor, yenileri ortaya çıkıyor ama öğrenmeyi bilen bireyler, bu değişime çok daha kolay uyum sağlayabiliyor." ifadelerini kullandı.