Saray mutfağının kendine has bir tat dengesi vardı. Et yemekleri, pilavlar ve dolmalar; erik, kayısı, incir gibi meyvelerle pişirilir, üzerine bolca karabiber ve tarçın serpilirdi. Karabiber, meyvelerin tatlılığını bastırıp etin lezzetini öne çıkaran en önemli dengeleyiciydi. Saray hekimleri (hekimbaşılar) yemeklerin sadece lezzetine değil, padişahın sağlığına olan etkisine de bakardı:
Sindirim Kolaylığı: Karabiberin ve tarçının mideyi ısıttığına, ağır et yemeklerinin sindirimini kolaylaştırdığına ve gazı söktürdüğüne inanılırdı.
Mizaç Dengesi: O dönemin tıp anlayışına (Ahlat-ı Erbaa / Dört Sıvı Kuramı) göre karabiber "sıcak ve kuru" bir gıdaydı. Vücuttaki soğukluğu ve nemi dengelemek için bolca kullanılırdı. Padişahlar için en büyük tehditlerden biri yemeklerine zehir katılmasıydı. Keskin kokulu ve yoğun tatlı baharatların (karabiber, karanfil, tarçın) hem olası kötü kokuları/tatları maskeleme özelliği vardı hem de antiseptik (mikrop öldürücü) nitelikleri nedeniyle koruyucu olarak görülüyordu.