AKİT MENÜ

Sağlık

Sağlıklı ilişkiler ve stres yönetimi önemli: Deprem sonrası kaygı her zaman hastalık değil!

Afet sonrası ortaya çıkan ruhsal tepkiler hakkında önemli değerlendirmelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Erman Şentürk, büyük sarsıntılar yaşamış her bireyde Travma Sonrası Stres Bozukluğu gelişmeyeceğini söyledi.

2

Deprem gibi büyük afetler sonrası kaygı ve stres tepkilerinin herkes için aynı şekilde yaşanmadığını belirten Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Erman Şentürk, bazı belirtilerin zaman içinde azalabileceğini söyledi.

3

Travmayı hatırlatan ses, görüntü, tarih ve haberlerin yıllar sonra bile bazı kişilerde korku ve sıkıntıyı yeniden tetikleyebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Şentürk, “Bu, olayın hiç geride kalmadığı anlamına gelmez; bazı hatırlatıcıların yıllar sonra bile güçlü bir duygusal karşılığı olabileceğini gösterir.” dedi. Deprem kaygısının tek başına bir ruhsal bozukluk anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Şentürk, önemli olanın hazırlıklı olmakla sürekli tehlike içinde yaşamak arasındaki dengeyi kurabilmek olduğunu hatırlattı.

4

BÜYÜK DEPREM YAŞAMIŞ HERKES TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU GELİŞTİRMEZ! Çok ağır ve tehdit edici olayların anılarının, sıradan anılardan farklı biçimde hatırlanabildiğini ifade eden Doç. Dr. Erman Şentürk, “Kişi yaşananların üzerinden yıllar geçtiğini bilir; buna rağmen olayı hatırlatan bir ses, sarsıntı, görüntü, tarih ya da haber, o dönemde yaşanan korku ve sıkıntıyı yeniden belirgin hale getirebilir.” dedi. Travma sonrası stres belirtileri olan kişilerde olayın istenmeden hatırlanması durumunda, kâbuslar, hatırlatıcılara karşı yoğun duygusal veya bedensel tepkiler ve kolay irkilme görülebileceğine işaret eden Doç. Dr. Şentürk, “Ancak önemli bir ayrım yapmak gerekir; büyük bir deprem yaşamış herkes travma sonrası stres bozukluğu geliştirmez. İnsanların önemli bir kısmında ilk dönemde görülen yoğun stres tepkileri zaman içerisinde azalır.” şeklinde konuşu.

5

YIL DÖNÜMLERİ, YILLAR SONRA BİLE TRAVMAYA AİT ANILARI VE DUYGULARI YENİDEN TETİKLEYEBİLİR! Yıllar sonra bazı kişilerde belirtilerin yeniden belirginleşmesini yalnızca ‘olayı atlatamamış olmak’ şeklinde açıklamanın doğru olmadığına değinen Doç. Dr. Şentürk, şöyle devam etti: “Travmanın şiddeti, ölüm veya yaralanma tehdidi, yakın kaybı, enkaz altında kalma, sonrasında yaşanan barınma ve güvenlik sorunları, kişinin daha önceki yaşantıları ve sosyal desteği gibi pek çok etken ruhsal etkilerin seyrinde rol oynar. Ayrıca 17 Ağustos gibi yıl dönümleri de bazı kişilerde anıları ve o döneme ait duyguları daha görünür hale getirebilir. Bu, olayın hiç geride kalmadığı anlamına gelmez; bazı hatırlatıcıların yıllar sonra bile güçlü bir duygusal karşılığı olabileceğini gösterir.”

6

SORUN, HAZIRLIKLI OLMAKLA SÜREKLİ TEHLİKE İÇİNDE YAŞAMAK ARASINDAKİ SINIRIN KAYBOLMASIYLA BAŞLAR! Deprem konusunda kaygı duymanın, özellikle gerçek bir deprem riski bulunan bir toplumda, tek başına ruhsal bir bozukluk belirtisi olmadığını aktaran Doç. Dr. Şentürk, “Belirli düzeyde kaygı insanı önlem almaya, yaşadığı binanın güvenliğini sorgulamaya ve afet planı hazırlamaya yöneltebilir. Sorun, olası tehlikeye karşı hazırlıklı olmak ile sürekli tehlike olacakmış gibi yaşamak arasındaki sınırın kaybolmasıyla başlar.” dedi. Özellikle büyük depremlerden veya yoğun deprem tartışmalarından sonra insanların küçük sarsıntılara ve bina seslerine daha fazla dikkat edebileceğini dile getiren Doç. Dr. Şentürk, “Gece uykudan daha kolay uyanabilir, yakınlarına ulaşamama ya da bulundukları binanın güvenliği konusunda daha sık endişelenebilirler. Bu durumu toplumun tamamına ait bir psikiyatrik tablo gibi tanımlamak doğru olmaz. Daha çok, gerçek riskin ve belirsizliğin bulunduğu bir ortamda kaygının ve tehdit algısının toplumun geniş kesimlerinde artabilmesinden söz edebiliriz. Afetlerden sonra kaygı, üzüntü, uyku güçlüğü, huzursuzluk ve çabuk öfkelenme gibi stres tepkilerinin yaygın olması beklenen bir durumdur ve çoğu kişide zaman içinde azalır. Burada ruh sağlığı açısından önemli olan, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz alanları birbirinden ayırabilmektir. Binanın güvenliği, aile afet planı, acil durum çantası ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak konusunda yapılabilecekler vardır. Buna karşılık depremin tam olarak ne zaman olacağını sürekli düşünerek kesinlik aramak, çoğu zaman kişiye gerçek bir kontrol sağlamaz. ” açıklamasını yaptı.

7

KORKULAN ORTAMLARDAN SÜREKLİ KAÇINMAK, UZUN VADEDE KAYGIYI KALICI HALE GETİREBİLİR! Günlük hayatta hafif bir sarsıntı hissi veya bina gürültüsü gibi tetikleyiciler karşısında deprem kaygısı nükseden bireylere önerilerde bulunan Doç. Dr. Erman Şentürk, şunları söyledi: “İlk yapılması gereken, gerçekten bir deprem olup olmadığını değerlendirmek ve gerçek bir sarsıntı varsa afet güvenliğiyle ilgili önerilere uymaktır. Ruhsal açıdan rahatlamaya çalışmak hiçbir zaman fiziksel güvenliğin önüne geçmemelidir. Bunun yanında kişinin korktuğu her ortamdan uzaklaşması uzun vadede iyi bir çözüm değildir. Örneğin asansöre, kapalı mekâna veya yüksek bir binaya girmekten sürekli kaçınmak başlangıçta rahatlatıcı olabilir; ancak kaçınma giderek genişliyor ve kişinin hayatını belirlemeye başlıyorsa sorun daha kalıcı hale gelebilir. Bu durumda yalnızca o anki paniği yatıştırmak yerine kaygının bütünüyle değerlendirilmesi gerekir.”

9

HEDEF HABERLERDEN TAMAMEN UZAKLAŞMAK DEĞİL, BİLGİYLE DAHA SAĞLIKLI BİR İLİŞKİ KURABİLMEK! Deprem gibi kontrolümüzün sınırlı olduğu konularda daha fazla bilgi edinmenin, kısa süreli olarak belirsizliği azaltıyormuş hissi verebileceğini aktaran Doç. Dr. Şentürk, “Bu nedenle kişi haber sitelerini, deprem uygulamalarını veya sosyal medyayı tekrar tekrar kontrol etmeye başlayabilir. Burada bilgi edinmek ile sürekli kontrol etmek arasında önemli bir fark vardır.” dedi.

10

ÇOCUĞA YAŞINA UYGUN, DOĞRU VE ANLAŞILIR BİLGİ VERMEK EN ÖNEMLİ ŞEYLERDEN BİRİ! Çocukların deprem sonrasında verdikleri tepkilerin yaşlarına ve gelişim dönemlerine göre değişebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Şentürk, “Bazı çocuklar korkularını açıkça ifade ederken bazıları daha fazla ebeveyne yakın durma, uyku sorunları, huzursuzluk, öfke, dikkat güçlüğü veya daha önce kazanılmış bazı becerilerde gerileme gibi değişiklikler gösterebilir. Ergenlerde ise içe kapanma, huzursuzluk, çabuk öfkelenme, uyku ve dikkat sorunları veya okul işlevselliğinde değişiklikler görülebilir. Bu belirtilerin ortaya çıkması tek başına çocukta travma sonrası stres bozukluğu olduğu anlamına gelmez.” dedi.