TEDBİRLER EKSİKSİZ UYGULANACAK
Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlıklarla eş güdüm çerçevesinde yönetilecek parklarda, seyrüsefer serbestisini koruyacak tedbirler de eksiksiz uygulanacak.
Sürecin geçmişi çok aşamalı diplomatik ve hukuki planlamaya dayanıyor. Türkiye'nin nisan 2025'te açıkladığı deniz mekansal planlama haritası, haziran ayında UNESCO nezdinde kayıt altına alınmıştı.
Ağustos 2025'te kayıt altına alınan iki stratejik bölge, bugünkü kararla nihai hukuki statüsüne kavuştu.
Yunan basını panikledi: Türkiye ne arıyor?
Yunanistan'ın önde gelen gazetelerinden Liberal, "Türk parkları: Ankara, Ege ve Doğu Akdeniz'de ne arıyor?" başlıklı haberinde Türkiye'nin hamlesinin üç temel hedef taşıdığını öne sürdü.
Haberde, "Türkiye'nin Kuzey Ege ve Doğu Akdeniz'de resmi deniz parkları ilan etme kararının üç hedefi var. İlki, Ankara'nın kalıcı hak iddialarını haritalar ve siyasi açıklamalar düzeyinden, devlet ve idari uygulamalar düzeyine taşıma yönündeki daha geniş bir çabanın parçasıdır. İkinci hedef ise idari bir varlık oluşturmaktır. Bir deniz parkı, düzenlemeler, çevresel izleme, bilimsel faaliyetler, balıkçılık kısıtlamaları ve diğer idari denetim biçimleri için potansiyel bir alan yaratır. Türkiye bunun için herhangi bir onaya ihtiyaç duymaz. Üçüncü hedef, müzakereler için yeni bir başlangıç noktası oluşturmaktır" ifadelerine yer verildi.
Haberde ayrıca; Ankara'nın uzun süredir haritalar, siyasi açıklamalar, askeri faaliyetler ve araştırma çalışmalarıyla ortaya koyduğu "Mavi Vatan" yaklaşımını idari düzenlemelerle desteklemeye çalıştığı iddia edildi. Yunan basınında yer alan değerlendirmelere göre Türkiye'nin deniz parkları hamlesi, "Mavi Vatan" yaklaşımının farklı bir boyuta taşınması olarak görülüyor.
Haberde, Türkiye'nin daha önce deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini ağırlıklı olarak haritalar, siyasi açıklamalar ve sahadaki askeri ve araştırma faaliyetleri üzerinden ortaya koyduğu, deniz parklarıyla birlikte bu yaklaşımın idari ve hukuki düzenlemelerle desteklenmesinin hedeflendiği öne sürüldü.
Yunanistan'da yapılan değerlendirmelerde, bir iddianın haritalara, mekânsal planlara, koruma alanlarına, mevzuata ve idari kararlara dahil edilmesinin kurumsal bir süreklilik oluşturabileceği savunuldu.
Ancak bu tür düzenlemelerin uluslararası hukuk açısından deniz yetki alanlarının statüsünü kendiliğinden değiştirmediği de vurgulandı.