AKİT MENÜ

Kadın - Aile

Baskı hissediyorlar ama: Sonra tüp mide ameliyatı olanlar gerçekten mutlu değil! Ameliyatın asıl sebebi buymuş

Fazla kilolarından kurtulmak isteyen bazı kişiler tüp mide ameliyatını tercih ederken bazıları ise çeşitli diyetlere başvuruyor. Aslında beden üzerindeki en ağır yük kilolar değil, toplumun yarattığı psikolojik baskı! Hem bilimsel araştırmalar hem de uzman klinik gözlemleri gösteriyor ki tüp mide ameliyatı kararı çoğu zaman tıbbi zorunluluklardan önce "kabul görme" ve "dışlanmama" baskısıyla alınıyor. Toplumsal yargıların ruhta yarattığı baskıyı ve ameliyat masasındaki çaresizlik hissini Merve Kantarcı Çulha'ya değerlendiren Obezite Uzmanı Dr. Uygar Düzci ve Klinik Psikolog Meryem Ekinci, merak edilen tüm soruları yanıtladı.

3

Son bilimsel araştırmalar ve klinik gözlemler çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor: Bireyler tüp mide ameliyatı kararlarını çoğu zaman sırf biyomedikal gerekçelerle değil, toplumun "iradesizlik" etiketi ve bakışlarından kaçmak için alıyor. İnsanlar, üzerlerindeki bu ağır toplumsal baskıdan kurtulabilmek için hayati riskler taşıyan cerrahi operasyonları bir "var olabilme" mücadelesine dönüşüyor. Peki, psikolojinin beden üzerinde kurduğu bu ağır baskıyla ameliyat masasına yatmak ne kadar doğru?

4

Sosyolojik Bağlam dergisinde yayımlanan "Bedeni Yeniden Kurgulamak: Tüp Mide Ameliyatı, Damga ve Öznel Deneyimler" başlıklı araştırmaya göre bireyler; tüp mide ameliyatı kararını yalnızca biyomedikal gerekçelerle değil, toplumsal, duygusal ve normatif etkenlerle alıyor. Tüp mide ameliyatı olan kişilerin görüşlerine yer verilen araştırmada, bu ameliyattan memnun olan da var, pişman olan da... Peki, ama neden? Tüp mide ameliyatı düşünürken hangi süreçlere dikkat etmek gerekiyor, toplum baskısıyla ameliyat masasına gitmek kilo vermede etkili oluyor mu, hangi psikolojiyle ameliyat masasından kalkmak daha kolay? Tüm soruların cevabını alanında uzman isimlere sorduk.

5

Tüp mide ameliyatı ve obezite cerrahisinden kilo vermenin psikolojik etkilerine kadar merak edilen tüm soruları, Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uygar Düzci ve Klinik Psikolog Meryem Ekinci yanıtladı. Obezite cerrahisi dediğimizde aklımıza sadece kilo problemleri geliyor. Bu gerçekten böyle mi? Kliniğimize gelen hastaların çoğu yalnızca kilosuyla değil, yıllardır taşıdığı başka bir yükle de geliyor. Kimi diyabeti, uyku apnesi ya da eklem ağrıları nedeniyle ameliyat olmak istiyor. Kimi ise iş görüşlerinde kilosunun aleyhine kullanıldığını düşünüyor, insanların bakışlarından yoruluyor veya çocuğuyla rahatça yürüyemediğini anlatıyor. Bu iki sebep genellikle iç içe geçmiş oluyor. İkisi arasında net bir çizgi çekmek çoğu zaman mümkün değil. Kilosu nedeniyle dışlanan veya aşağılanan bir insanın bunu dert etmesi gayet doğal; küçümsenecek bir durum değil. Özellikle çocuklukta veya gençlikte başlayan bu tür dışlanmalar, yıllar sonra bile kişinin kendine bakışını ve yeme davranışlarını etkileyebiliyor. Ama biz cerrahlar olarak bir hastayı ameliyat ederken amacımız onu topluma "uydurmak" değil; sağlığını iyileştirmek ve yaşam kalitesini artırmak.

6

Tüp mide ve gastrik bypass gibi ameliyatlar, mide ve sindirim sistemi anatomisinde kalıcı değişiklikler oluşturan, günümüzde deneyimli ekipler tarafından standartlaştırılmış tekniklerle güvenle uygulanan ve obezitenin tedavisinde etkinliği uzun yıllardır gösterilmiş cerrahi yöntemlerdir. Elbette her cerrahi işlem gibi ameliyat sonrasında düzenli takip gerektirir. Bu nedenle ameliyat kararını vermeden önce hastalarımızla ayrıntılı biçimde konuşuyoruz. Sorduğumuz en önemli sorulardan biri şu: "Bu ameliyattan sonra hayatınızda ne değişsin istiyorsunuz?" Eğer cevap yalnızca "İnsanlar beni beğensin" veya "Çevrem bana farklı davransın" ise, bu beklentiyi biraz daha açmamız gerekir. Çünkü ameliyat kiloyu ve metabolik durumu değiştirebilir; ancak kişinin hayatındaki bütün psikolojik ve sosyal sorunları tek başına çözmez. Bu değerlendirmeyi tek başımıza yapmıyoruz. Psikiyatri, diyetisyen ve gerektiğinde endokrinoloji ile birlikte çalışan multidisipliner bir ekip olarak hastalarımızı değerlendiriyoruz. Motivasyonu tamamen çevre baskısına dayanan ve kendi sağlığıyla ilgili yeterli farkındalığı olmayan hastalarda ameliyatı erteleyip önce bu konuyu psikolojik açıdan ele almak gerekebilir. Ama bunun tersi de doğru değil: Sadece "sebebiniz sosyal" diye bir hastayı reddetmek de doğru bir yaklaşım değil. Önemli olan, hastanın motivasyonunu yargılamak değil, anlamak. Bariatrik cerrahi söz konusu olduğunda hastaların ameliyattan çekinmesi son derece anlaşılır. Ancak bu ameliyatları yalnızca riskleri üzerinden değerlendirmek de doğru değil. Günümüzde metabolik ve bariatrik cerrahi, uygun hastalarda obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların tedavisinde etkinliği ve uzun dönem sonuçları en iyi gösterilmiş tedavi seçeneklerinden biridir. Diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi ve obeziteyle ilişkili diğer birçok sağlık sorununun kontrolüne katkı sağlayabilir; aynı zamanda hastanın hareket kapasitesini ve yaşam kalitesini belirgin biçimde artırabilir. Burada amacımız hastayı ameliyata yönlendirmek değildir. Amacımız doğru hastada, doğru zamanda, doğru ameliyatı seçmek ve hastayı ameliyat sonrasında da yalnız bırakmamaktır. Ameliyat sonrası ne oluyor? Ameliyat mide hacmini azaltmanın yanı sıra, iştah ve tokluk mekanizmalarını etkileyen hormonal değişikliklere de yol açıyor. Bu, kilo vermek için güçlü bir biyolojik destek sağlıyor. Ama insanın yemekle ilişkisi sadece bedenle ilgili değil. Kimi stresliyken yiyor, kimi yalnızken, kimi yıllardır süren diyet-kilo alma döngüsünden yorulmuş ve "Nasıl olsa yine alırım" düşüncesiyle hareket ediyor.

7

KLİNİK PSİKOLOG MERYEM EKİNCİ: "FAZLA KİLOYU İRADE ZAYIFLIĞI OLARAK KODLUYORUZ" Kilo verirken psikolojik desteğin önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Meryem Ekinci, "Toplum olarak fazla kiloyu yalnızca bir "beslenme hatası" veya "irade zayıflığı" olarak kodladık." Diyerek kilo vermeye çalışanlara önerilerde bulundu. Kilo vermeye çalışan danışanlarınızda en çok hangi problemleri görüyorsunuz? Klinik odamın kapısını çalan pek çok danışanımın hikâyesi aslında tartıdaki rakamlarla değil, başkalarının gözlerinde kendilerini nasıl gördükleriyle başlar. Tıp dünyası obeziteyi metabolik bir hastalık olarak ele alıp hayat kurtarıcı operasyonlar tasarlarken, biz ruh sağlığı uzmanları o masaya yatan bedenin arkasındaki "görünmez yaraları" dinleriz. Çünkü toplum olarak fazla kiloyu yalnızca bir "beslenme hatası" veya "irade zayıflığı" olarak kodladık. Oysa kilolu olmak, modern dünyada her gün yeniden üretilen bir sosyal dışlanma ve psikolojik maraton alanıdır. Sürekli diyet yapan ve diyeti bozan insanların ruh sağlığı nasıl oluyor? "Hayatını sürekli rejim yapan, zayıflayan, tekrar alan ve kendini bu döngüde "başarısız" ilan eden bir bireyin ruh sağlığında derin yapısal hasarlar oluşur. Danışanlarımın dilinden en sık dökülen cümlelerden biri şudur: 'Hocam, ben kendimi bildim bileli ya diyetteyim ya da diyet bozucuyum. Aynaya baktığımda gördüğüm tek şey bir iradesizlik abidesi.' Bu kronik döngü; kişide sürekli bir yetersizlik hissi, performans kaygısı ve beden dismorfisi yaratır. Birey, kendi varoluşunu aldığı kaloriler ve verdiği gramlar üzerinden değerlendirmeye başladığında, öz saygı yerle bir olur. Yemek, bir beslenme aracı olmaktan çıkar; yalnızlığın, öfkenin ve bastırılmış duyguların tek sığınağına dönüşür. Peki, kilo verirken kabul görme ve aidiyet arayışı, cerrahi masasındaki çaresizlik hissi nedir? Klinik gözlemlerimiz, tüp mide gibi büyük operasyonları düşünen pek çok bireyin motivasyonunun sadece sağlıkla sınırlı olmadığını gösteriyor. Bedeninden nefret etme noktasına getirilen, her sosyal ortama girdiğinde "bakışların hedefi" olmaktan yorulan bir insan için bu cerrahi karar, bazen "var olabilme" mücadelesidir. Buradaki temel psikolojik motivasyon genellikle şudur: "Eğer zayıf olursam, toplum beni insan yerine koyacak, sevecek, sesimi duyacak." Bu durum, derin bir aidiyet arayışının ve çaresizliğin dışavurumudur. Kişi, hayatındaki diğer tüm sorunların (yalnızlık, iş bulamama, sevilmeme) tek müsebbibi olarak kilosunu görür. Hayati riskleri göze alarak o ameliyat masasına yattığında, aslında sadece yağ dokularından değil, üzerine yapıştırılan "istenmeyen" etiketinden kurtulmaya çalışmaktadır. Hızlı kilo kaybı ve yeni ruhsal zorluklar neler? Ameliyat sonrası süreç, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir başarı hikâyesi gibi görünür. Ancak psikolojik olarak hazırlık yapılmamış hızlı kilo kaybı, hastayı başka bir ruhsal çıkmaza sürükleyebilir: Eski Bedenin Hayaleti: Beyin hâlâ o eski, kilolu bedenin algısıyla yaşar. Hasta kıyafet alışverişine gittiğinde bilinçdışı olarak büyük beden reyonlarına yönelir veya aynada kendisini tanıyamaz. İlgi ve Beklenti Şoku: Kiloluyken görmezden gelinen ya da eleştirilen kişinin, zayıfladığında çevresinden gördüğü ani ve yapay ilgi onu ürkütür. "Ben eskiden de aynı insandım, neden şimdi bana bu kadar değer veriyorsunuz?" şeklindeki haklı öfke ve yabancılaşma baş gösterir. Kalkanın Kalkması: Kilolu beden, bazı hastalar için dünyaya karşı bir kalkan, sosyal ilişkilerden kaçmak için bir bahanedir. Bu kalkan kalktığında, kişi çözülmemiş çocukluk yaraları ve derin meseleleriyle yüzleşmek zorunda kalır. Eğer duygusal yeme alışkanlığının kökeni çalışılmadıysa, birey bu kez farklı kaçış yollarına yönelebilir ya da yeniden kilo alabilir. Kilo baskısından bıkanlara ne öneriyorsunuz? Eğer siz de hayatınızı bir tartının ibresine, başkalarının onayına ve bitmek bilmeyen diyet listelerine feda etmekten yorulduysanız, şu adımlarla başlayın: Bedeniniz Sizin Savaş Alanınız Değil, Evinizdir: Bedeniniz, başkalarının beğenisine sunulan bir sergi ürünü veya iradenizin bir karnesi değildir; o sizin bu hayattaki taşıyıcınızdır. Ona eleştiriyle değil, şefkatle yaklaşmayı öğrenin. Sizi Eleştirenlere Sınır Koyun: Kilonuz üzerinden yorum yapan, sağlığınızı bahane ederek aslında özgüveninizi zedeleyen çevresel sesleri hayatınızdan uzaklaştırın ya da onlara net sınırlar çizin. Desteği Doğru Yerden Alın: Zayıflamak veya sağlıklı bir yaşama geçmek kişisel bir irade savaşı değildir. Bu süreçte hem cerrahi hem de psikolojik multidisipliner destek almak, sadece midenizi değil, ruhunuzu da özgürleştirir. Unutmayın; ne kadar yer kapladığınız değil, bu hayatta ruhunuzun ne kadar alan açabildiği önemlidir. Zayıflamak bir amaç değil, sağlığa giden yolda sadece bir araçtır; asla kimliğinizin veya değerinizin ölçüsü olamaz. Ameliyat mideyi değiştirir ama insanın alışkanlıklarını kendiliğinden değiştirmez. Bu nedenle hasta eski yeme alışkanlıklarına, yoğun stres kaynaklarına veya sağlıksız davranış kalıplarına geri dönerse, ameliyatın sağladığı faydaları uzun vadede korumak zorlaşabilir. Bunu bir başarısızlık olarak görmüyoruz. Kilo geri alımı; biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilen karmaşık bir süreçtir. İşte tam burada psikolojik desteğin ameliyatla birlikte yürümesi bir lüks değil, tedavinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Ameliyat hastaya güçlü bir araç verir; bu aracı doğru ve sürdürülebilir şekilde kullanmak ise davranış değişikliği, sosyal destek ve gerektiğinde psikolojik müdahalelerle mümkün olur.

8

Kliniğimizde ameliyat sonrası ilk yıl boyunca düzenli diyetisyen kontrolü ve gerektiğinde psikiyatri/psikoloji desteği bu nedenle standart takip programımızın bir parçasıdır. Bizim amacımız ideal bir beden yaratmak değil; diyabeti, hipertansiyonu ve uyku apnesini azaltmak, hastanın hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini artırmak. Bu yüzden başarıyı sadece kaç kilo verildiğiyle değil; artık merdivenleri nefes nefese kalmadan çıkabilmekle, çocuğuyla yerde oynayabilmekle, günlük hayatını daha özgür yaşayabilmekle ve aynaya baktığında kendine daha az sert davranabilmekle de ölçmek gerekiyor. Çünkü obezite cerrahisinin gerçek başarısı yalnızca kilo vermek değil, hastanın hayatını yeniden kazanabilmesidir. KAYNAK: akşam