Siyonist yönetimin Yahudi metinlerinden yola çıkarak bölgede mutlak bir hâkimiyet kurma çabası, Filistin topraklarında gerçek ve sürdürülebilir bir barışın imkânsızlığının aslında somut bir delilidir. Bundan dolayı, Tel Aviv’in isimlerden bağımsız olarak Filistin Devleti’nin varlığını tanıması ya da Doğu Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmesi mevcut koşullarda mümkün gözükmemektedir. Dini referanslarla istila ve genişleme stratejisini meşrulaştırmaya çalışan bir yönetim karşısında uluslararası toplumun yalnızca hukuki normlar üzerinden baskı kurmasının netice doğurmadığı, geride kalan on yıllar zarfında ve özellikle de 7 Ekim sonrası soykırım sürecinde net bir şekilde anlaşılmış durumdadır. Netanyahu ve ekibinin kişisel iktidarlarını muhafaza etmek için sıkı bir şekilde sarıldığı dini metin ve argümanların aynı zamanda işgal devletinin kurucu aklını oluşturması, bölgede barışın tesisi bir yana, artık ateşkesin dahi sürdürülebilirliğine yönelik şüpheleri derinleştirmektedir.