AKİT MENÜ

Aktüel

Nepal’deki felaket sonrası Karadeniz için korkutan uyarı! 'Aynısı bizde de olabilir'

Nepal-Tibet sınırında yaşanan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açan felaket, Karadeniz’in geçmişte yaşadığı büyük heyelan ve sel felaketlerini yeniden gündeme getirdi. Uzmanların dikkat çektiği ortak nokta ise çarpıcı: Nepal’de yaşanan felaketin benzeri, Karadeniz’de de meydana gelebilir. 26 Ağustos 2026 sabahı saat 08.37’de Nepal-Tibet sınırındaki sismometreler güçlü bir sarsıntı kaydetti. İlk değerlendirmelerde bunun bir deprem olduğu düşünüldü. Ancak ABD Jeoloji Kurumu tarafından yapılan incelemede sarsıntının nedeninin deprem değil, bir dağın çökmesi olduğu belirlendi.

3

Yaklaşık 5 bin 200 metre yükseklikte, buzulun altında bulunan ana kayanın kırılmasıyla buz, kaya ve topraktan oluşan dev kütle yaklaşık 1.200 metre aşağıya sürüklendi. Ortaya çıkan moloz akışı Lhende Deresi’ne, oradan da Bhote Koşi ve Trişuli nehirlerine ulaştı. Trişuli’de su seviyesinin sadece 30 dakika içerisinde yaklaşık 9 metre yükseldiği bildirildi. Felaket yaklaşık 40 kilometrelik güzergâhı etkiledi. 41 köprü ile toplam 431 megavat kapasiteye sahip 12 hidroelektrik santralinin zarar gördüğü veya yok olduğu belirtilirken, 28 Ağustos itibarıyla can kaybının 489’a yükseldiği bildirildi. Kayıp kişilerin sayısının ise binlerle ifade edildiği aktarıldı.

4

En dikkat çekici ayrıntı: O gün yağmur yağmıyordu Felaketin en çarpıcı yönlerinden biri ise olay sırasında bölgede yağış bulunmamasıydı. Bu durum, Karadeniz açısından da kritik bir soruyu gündeme getirdi: “Nepal’de yaşananın benzeri Türkiye’de, özellikle Doğu Karadeniz’de yaşanabilir mi?” Geçmişte yaşanan felaketler, bu sorunun göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.

5

Karadeniz’in “buzulu” eski heyelanlar Nepal’de dağdan kopan kütleyi harekete geçiren temel unsurlardan biri buzdu. Karadeniz’de ise benzer tehlikeyi oluşturabilecek çok sayıda eski heyelan kütlesi bulunuyor. 1929 yılında Of ve Sürmene çevresindeki büyük afetleri incelemek üzere bölgeye gönderilen Darülfünun heyetinin raporlarında, yamaçlarda yer yer 15-20 metre kalınlığında taş ve toprak örtülerinin bulunduğu, bu kütlelerin yağışlarla suya doyduğu ve ardından hareket ederek vadilere sürüklendiği anlatıldı.

6

Yani mekanizma oldukça basit: Hazır bir heyelan kütlesi + su = ölümcül moloz akışı. Bu nedenle Karadeniz’deki tehlikenin yalnızca “şiddetli yağış” olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. 1998’de Beşköy’de yaşananlar hâlâ hafızalarda Karadeniz’in bu konuda en acı örneklerinden biri 1998 yılında Trabzon’un Beşköy beldesinde yaşandı. Nevroz Deresi’nin yukarı kesimlerindeki eski heyelan kütlelerinin hareketlenmesiyle vadi kapanmış, oluşan doğal setin arkasında su birikmiş ve daha sonra setin yarılmasıyla büyük bir moloz ve su dalgası meydana gelmişti. Felaket sonucunda 75 evden 60’ı tamamen yok oldu. 47 kişi hayatını kaybetti. Ancak bunlardan yalnızca 7'sinin cenazesine ulaşılabildi. O dönemde yerel basında felaket, “Beşköy haritadan silindi” başlığıyla duyuruldu. 1929 tarihli raporlarda da benzer bir mekanizmaya dikkat çekilmişti. Heyelan ve taş-toprak birikintilerinin dere yataklarını kapattığı, suyun uzun süre akmasını engellediği ve ardından oluşan setin yarılmasıyla asıl büyük felaketin meydana geldiği anlatılmıştı.

7

Uzungöl ve Sera Gölü aslında eski felaketlerin izleri Bugün Karadeniz'in en çok ziyaret edilen doğal güzellikleri arasında bulunan bazı göllerin oluşumunda da heyelanlar rol oynadı. Uzungöl, bir heyelanın dere yatağını kapatması sonucu oluşan doğal bir set gölü. Sera Gölü'nün oluşumu ise tarihe gün ve saat verilerek kaydedilmiş durumda. 21 Şubat 1950 sabahı saat 08.00-08.20 arasında meydana gelen büyük heyelan, vadi tabanını kapattı. Sera Deresi'nin önü kesildi ve yaklaşık 18 gün içerisinde arkasında bir göl oluştu. Ancak Sera olayında can kaybının yaşanmamasının önemli bir nedeni vardı.

8

Felaketten günler önce yamaçta büyük çatlaklar oluşmuş, taş ve toprak hareketleri başlamış, bir evin mutfağı çökmüş ve bölgede yaşayanlar yerin altından gelen sesleri fark etmişti. İnsanlar tehlikeyi anlayarak evlerini boşalttı. Bugünün teknolojiyle kurmaya çalıştığı erken uyarı sisteminin en basit hali, o gün bölgede yaşayan insanların gözlemiydi.

9

Tehlike aynı vadilere tekrar tekrar geliyor Nepal'deki felaketin bir başka dikkat çekici yönü ise aynı bölgede daha önce de benzer olayların yaşanmış olması. Temmuz 2025'te aynı koridorda meydana gelen başka bir olayda 9 kişi hayatını kaybetmiş, Miteri Köprüsü yıkılmıştı. Karadeniz'de de tablo farklı değil. Trabzon'daki afet kayıtlarında Manahoz Vadisi için 1929, 1953, 1968, 1996, 1998, 2005, 2006 ve 2011 gibi farklı yıllarda meydana gelen afetler sıralanıyor.

10

Bu tablo önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Doğal afetler çoğu zaman adres değiştirmiyor. “Yağmur yağmadı” uyarısı neden önemli? Karadeniz'deki afet hazırlığının yalnızca yağış miktarına göre yapılması ciddi bir risk oluşturabilir. 1990 yılında Trabzon'da 164,8 milimetrelik yağış kaydedildi. Ancak bu miktar bölge için rekor değildi. Buna rağmen büyük bir felaket yaşandı. Değirmendere'nin 23 yıllık en yüksek debisi 224 metreküp/saniye seviyesindeyken, o gün debinin 1.000 metreküp/saniyeyi aştığı ve 56 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Dolayısıyla tehlikeyi yalnızca “kaç milimetre yağmur yağacak?” sorusuyla ölçmek yeterli değil. Çünkü bazen asıl tehlike gökyüzünde değil, vadinin yukarısında başlıyor.

11

Karadeniz için hangi önlemler alınmalı? Nepal'deki felaket, Karadeniz açısından önemli dersler içeriyor. 1. Uyarı sistemleri sadece yağışı takip etmemeli. Dere yataklarının memba kesimlerine su seviyesi sensörleri, kameralar ve uygun noktalara hareket/sarsıntı algılayıcıları yerleştirilebilir. 2. Köprü ve menfezler yalnızca suya göre tasarlanmamalı. Moloz akışı, suyla birlikte kaya, toprak, ağaç ve diğer malzemeleri taşıyor. Bu nedenle tıkanma ve birikme ihtimali hesaplamalara dahil edilmeli.

12

3. Dere kavuşumları ve vadi ağızları yapılaşmaya açılmamalı. İki derenin birleştiği noktalar ile vadi tabanları, büyük moloz akışlarında en riskli bölgeler arasında bulunuyor. 4. Halkın erken uyarı sistemi güçlendirilmeli. Dere suyunun aniden azalması veya bulanması, yukarı kesimde bir set oluştuğunun işareti olabilir. Yukarıdan gelen olağandışı gürültüler, arazide yeni çatlaklar ve ani toprak hareketleri de ciddiye alınmalı. 5. Heyelanla oluşan doğal setler için önceden hazırlanmış protokol bulunmalı. Bir heyelan dere yatağını kapattığında kim karar verecek? Hangi yerleşimler tahliye edilecek? Set kontrollü şekilde açılacak mı? Arama kurtarma ekipleri hangi güzergâhtan ilerleyecek?

13

Bu soruların cevapları afet sırasında değil, afet olmadan önce belirlenmeli. 6. Tehlike il sınırında bitmiyor. Bir ilçedeki selin kaynağı başka bir ilçenin, hatta başka bir ilin sınırları içerisinde olabilir. Bu nedenle erken uyarı ve afet yönetiminin idari sınırlardan çok havza bazında planlanması gerekiyor. 7. Turizm bölgelerinde nüfus yoğunluğu hesaba katılmalı. Uzungöl gibi yaz aylarında binlerce kişinin bulunduğu bölgelerde yalnızca yerleşik nüfusa göre tahliye planı hazırlanması yeterli değil. O gün bölgede bulunan turistlerin de kaç dakikada güvenli bölgeye çıkarılabileceği hesaplanmalı.

14

Nepal yeni bir şey söylemiyor Nepal'deki felaket, aslında Karadeniz için tamamen yeni bir senaryo değil. 1929'da bölgede yapılan incelemeler, 1950'de Sera'da yaşananlar ve 1998'de Beşköy'de meydana gelen facia aynı mekanizmanın farklı örneklerini ortaya koyuyor: Heyelan kütlesi hareket ediyor, dere kapanıyor, su birikiyor ve doğal set bir anda çözüldüğünde vadinin tamamı ölümcül bir moloz akışına dönüşüyor.

15

Üstelik iklim değişikliğiyle birlikte aşırı yağışların daha şiddetli hale gelmesi, zaten hassas olan yamaç sistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Ancak tehlikenin tamamını iklime bağlamak da doğru değil. İklim tetikliyor, jeoloji zemini hazırlıyor; asıl felaket ise insan yerleşimi tehlikenin önüne konulduğunda meydana geliyor. Yağmuru durdurmak mümkün değil.

16

Ancak tehlikenin önündeki insan sayısını ve riskli yapılaşmayı azaltmak mümkün. Nepal'in verdiği mesaj aslında Karadeniz için yeni değil. 1929'da kayda geçirildi, 1950'de yaşandı, 1998'de ağır bedeli ödendi. Şimdi mesele, bir sonraki felaketi beklemek yerine bu hafızayı yeniden kullanabilmek.