AKİT MENÜ

Aktüel

Dr. Hüseyin Yeltin’den Türkiye’nin deniz gücüne ilişkin dikkat çeken analiz: Teknoloji ve caydırıcılık vurgusu

Politik Stratejiler Araştırma Merkezi (POLSAM) için “Türkiye’nin Deniz Gücünde Teknolojik Dönüşüm ve Stratejik Caydırıcılık” başlıklı kapsamlı bir analiz kaleme alan Dr. Hüseyin Yeltin, Türkiye’nin denizlerdeki stratejik kapasitesinin artık yalnızca gemi ve platform sayısıyla değil; insansız ve otonom sistemler, yapay zekâ, gelişmiş sensörler, elektronik harp, uydu sistemleri ve ağ merkezli harekât kabiliyetiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Yeltin, Mavi Vatan ile Milli Teknoloji Hamlesi arasındaki tamamlayıcı ilişkiye vurgu yaptı.

3

Dr. Hüseyin Yeltin, Politik Stratejiler Araştırma Merkezi (POLSAM) için kaleme aldığı “Türkiye’nin Deniz Gücünde Teknolojik Dönüşüm ve Stratejik Caydırıcılık” başlıklı analizinde, deniz gücünün günümüzde geçirdiği teknolojik dönüşümü ve bu dönüşümün Türkiye açısından stratejik sonuçlarını ele aldı.

4

Denizlerin devletlerin ekonomik kapasitesi, güvenlik anlayışı ve jeopolitik etkinliği açısından belirleyici alanlardan biri olduğuna işaret eden Yeltin, çağdaş deniz gücünün artık yalnızca donanma filosunun büyüklüğü, savaş gemilerinin sayısı veya platformların teknik özellikleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti. Analizde, insansız ve otonom sistemler, yapay zekâ destekli karar mekanizmaları, gelişmiş sensörler, elektronik harp kabiliyetleri, uydu sistemleri ve ağ merkezli harekât anlayışının deniz gücünün karakterini dönüştüren başlıca unsurlar olduğu vurgulandı.

5

Yeltin, Türkiye açısından yaşanan teknolojik dönüşümün, Mavi Vatan doktrini ile Milli Teknoloji Hamlesi arasındaki ilişkinin önemini daha da artırdığını ifade etti. Analizde Mavi Vatan, Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumaya yönelik stratejik yaklaşımı; Milli Teknoloji Hamlesi ise bu yaklaşımın sahada uygulanabilirliğini sağlayan teknolojik ve endüstriyel kapasite olarak değerlendirildi. Yeltin’e göre iki alan birbirinden bağımsız ele alındığında Türkiye’nin deniz gücündeki dönüşümü bütünüyle anlamlandırmak mümkün değil. Çünkü denizlerde ortaya konulan stratejik hedeflerin sürdürülebilirliği, bu hedefleri destekleyecek teknolojik ve endüstriyel kapasitenin varlığıyla doğrudan bağlantılı.

6

Analizde, 20-23 Ağustos 2026 tarihlerinde Gölcük Tersanesi Komutanlığı’nda gerçekleştirilen TEKNOFEST Mavi Vatan da Türkiye’nin deniz gücündeki teknolojik dönüşümün önemli göstergelerinden biri olarak ele alındı. Dört gün boyunca 343 bin ziyaretçiyi ağırlayan organizasyonda 37 deniz platformu ile 4 hava aracının sergilendiğine dikkat çeken Yeltin, insansız deniz araçlarından su altı teknolojilerine kadar farklı alanların aynı organizasyonda buluşturulmasının etkinliğin yalnızca bir teknoloji festivali olarak değerlendirilmesini yetersiz kıldığını belirtti. Yeltin, TEKNOFEST Mavi Vatan’ın Türkiye’nin deniz gücünün geleceğine yönelik teknolojik vizyonun toplumsal, akademik, endüstriyel ve askeri boyutlarını bir araya getiren önemli bir platform niteliği taşıdığını ifade etti. “Mavi Vatan’ın etkinliği teknolojik kapasiteyle doğrudan bağlantılı” Analizde Mavi Vatan’ın yalnızca deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, diplomatik müzakereler veya askeri söylemler üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayacağına dikkat çekildi. Yeltin, stratejik yaklaşımın sahadaki karşılığının; sürekli gözetleme, keşif, istihbarat, deniz güvenliği ve gerektiğinde askeri güç kullanımı açısından sahip olunan teknolojik altyapı ve kapasiteyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Gölcük Tersanesi Komutanlığı’nın TEKNOFEST Mavi Vatan’a ev sahipliği yapmasının da bu açıdan anlamlı olduğu kaydedilen analizde, Gölcük’ün Türk Deniz Kuvvetleri açısından kurumsal öneminin yanı sıra Türkiye’nin denizcilik teknolojilerindeki üretim ve geliştirme kapasitesinin sembol merkezlerinden biri olduğu ifade edildi. Etkinlik kapsamında TCG Anadolu, TCG Barbaros, TCG Turgutreis, TCG Murat Reis ve TCG 18 Mart Denizaltısı gibi platformların sergilenmesinin, Türkiye’nin deniz gücünün farklı unsurlarını aynı stratejik çerçevede değerlendirme imkânı sunduğu belirtildi.

7

Yeltin’in analizinde dikkat çeken başlıklardan biri de deniz gücünün geleceğinde platform sayısından ziyade platformların birbirleriyle nasıl entegre edildiği oldu. Geleneksel anlayışın yalnızca kaç gemiye sahip olunduğu üzerinden şekillendiğine dikkat çekilen analizde, geleceğin deniz gücünün; gemilerin hangi sensörlere, mühimmatlara, veri ağlarına ve otonom sistemlere sahip olduğu ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Bu çerçevede Türkiye’nin deniz gücünde yaşanan dönüşümün, yalnızca platform sayısını artırmaya değil, platformları birbirine bağlayan teknoloji ve komuta-kontrol mimarisini güçlendirmeye doğru ilerlediği belirtildi. İnsansız sistemler deniz harekâtının geleceğini şekillendiriyor Analizde deniz teknolojilerindeki dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından biri olarak insansız ve otonom sistemlereözel bir bölüm ayrıldı. İnsansız deniz araçları ve su altı sistemlerinin keşif, gözetleme, istihbarat, mayın tespiti ve deniz güvenliği gibi görevlerde insanlı platformları tamamlayabilecek yeni operasyonel imkânlar sunduğuna dikkat çekildi. TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında düzenlenen İnsansız Deniz Aracı, İnsansız Su Altı Sistemleri ve Su Altı Roket yarışmalarının da Türkiye’nin deniz teknolojilerindeki insan kaynağı boyutunu ortaya koyduğu belirtildi. 2026 organizasyonunda 112 finalist takım ve 1.200’ün üzerinde yarışmacının bu alanlarda proje geliştirmesinin, genç mühendislik kapasitesinin deniz teknolojileriyle buluşturulması açısından önemli olduğu ifade edildi. Yeltin, insansız sistemlerin öneminin yalnızca yeni bir teknoloji alanı oluşturmalarından kaynaklanmadığını; aynı zamanda deniz harekâtında maliyet, risk ve süreklilik açısından yeni seçenekler ortaya çıkardığını belirtti. İnsan hayatının yüksek risk altında olabileceği görevlerde insansız platformların kullanılmasının personel riskini azaltabileceğine dikkat çekilirken, çok sayıda görece düşük maliyetli platformun aynı görev alanında kullanılabilmesinin klasik platform merkezli deniz gücü anlayışına alternatif kapasite oluşturabileceği kaydedildi.

8

Analizin önemli başlıklarından biri de savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığın azaltılması oldu.

9

Yeltin, kritik savunma ürünlerine erişimin kriz dönemlerinde siyasi koşullara bağlanabilmesinin, devletlerin askeri kapasitesini ve dış politika kararlarını doğrudan etkileyebileceğini belirterek, kritik savunma teknolojilerini kendi kaynaklarıyla geliştirebilme kapasitesinin stratejik özerkliğin temel göstergelerinden biri olduğunu ifade etti. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde gerçekleştirdiği yerlileştirme ve millileştirme faaliyetlerine de dikkat çekilen analizde; savaş gemilerinde kullanılan radar, elektronik harp, hava savunma, füze ve dikey atım sistemlerigibi kritik bileşenlerin yerli imkânlarla geliştirilmesinin yalnızca deniz gücünün niceliksel büyümesine değil, dış tedarik baskılarına karşı dayanıklılığın artırılmasına da katkı sağladığı belirtildi. Yeni nesil fırkateynlerde Gökdeniz, Cenk-S, Akrep, MİDLAS ve Hisar-D gibi milli sistemlerin kullanılmasına yönelik çalışmaların bu yaklaşımın somut örnekleri arasında gösterildiği aktarıldı. “Millileştirme yalnızca platform üretmek değildir” Yeltin, savunma sanayiindeki yerlileştirmenin yalnızca bir platformun tamamının ülke içerisinde üretilmesi şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Analize göre asıl kritik husus; platformun görev yapmasını sağlayan temel teknolojilerin tasarım, üretim, entegrasyon ve modernizasyon süreçlerinin mümkün olduğunca ulusal kapasiteyle gerçekleştirilebilmesi. Böyle bir kapasitenin Türkiye’ye yalnızca mevcut sistemleri kullanma değil, değişen tehdit ortamına göre bu sistemleri geliştirme ve yenileme imkânı da sağlayacağı ifade edildi. Bu noktada Mavi Vatan ile Milli Teknoloji Hamlesi arasındaki ilişkiye yeniden dikkat çekilerek, Mavi Vatan’ın Türkiye’nin denizlerde korumayı hedeflediği stratejik çıkar alanını ortaya koyduğu, Milli Teknoloji Hamlesi’nin ise bu çıkarların korunabilmesi için gerekli teknolojik altyapının oluşturulmasına katkı sağladığı belirtildi. Teknolojik kapasite caydırıcılığın niteliğini değiştiriyor Analizde Türkiye’nin deniz teknolojilerindeki ilerlemesinin dış politika açısından en önemli sonuçlarından birinin caydırıcılık kapasitesinin güçlenmesi olduğu değerlendirildi. Ancak caydırıcılığın yalnızca askeri gücün niceliksel büyüklüğü üzerinden ele alınmasının doğru olmayacağına işaret edildi. Caydırıcılığın, karşı tarafın karar alma süreçlerinde olası maliyetleri gerçekçi biçimde hesaba katmasını sağlayacak kapasitenin varlığıyla yakından ilişkili olduğu vurgulandı. Bu bağlamda insanlı ve insansız deniz platformları, hava araçları, denizaltılar, elektronik harp unsurları, sensörler ve farklı silah sistemlerinin ortak bir komuta-kontrol mimarisi içerisinde çalışabilmesinin Türkiye’nin operasyonel kapasitesini niceliksel artışın ötesinde niteliksel olarak dönüştürme potansiyeline sahip olduğu belirtildi. “Güçlü deniz gücü sadece savaş zamanında kullanılmaz” Yeltin, caydırıcılığın temel amacının herhangi bir devlete karşı çatışmacı bir politika geliştirmekten ziyade, Türkiye’nin karşılaşabileceği baskı ve tehditlere karşı maliyet üretebilecek bir kapasite oluşturmak olduğunu ifade etti. Güçlü deniz gücünün yalnızca savaş zamanında kullanılabilecek bir araç olmadığına dikkat çekilen analizde, deniz gücünün barış döneminde de diplomatik süreçlerin arka planında bulunan ve diğer aktörlerin kararlarını etkileyebilen stratejik bir kapasite olduğu belirtildi.

10

Türkiye’nin deniz teknolojilerindeki ilerlemesinin bu nedenle yalnızca askeri kapasitenin artırılması olarak değerlendirilmemesi gerektiği; teknolojik yeterlilik geliştikçe Türkiye’nin denizlerdeki hak ve çıkarlarını savunma konusunda sahip olduğu seçeneklerin de genişlediği ifade edildi.

11

Dr. Hüseyin Yeltin analizinin son bölümünde Türkiye’nin önündeki hedefin yalnızca daha fazla platform üretmek olmaması gerektiğine dikkat çekti.

12

Uzun vadeli stratejik kapasite bakımından asıl meselenin; üniversiteler, kamu kurumları, savunma sanayii şirketleri, tersaneler, araştırma merkezleri ve nitelikli insan kaynağını aynı araştırma, geliştirme ve üretim ekosistemi içerisinde buluşturabilecek sürdürülebilir bir deniz teknolojileri altyapısı oluşturmak olduğu belirtildi.

13

Teknolojik rekabetin hızlandığı bir dönemde mevcut teknolojileri satın almanın veya üretmenin tek başına yeterli olmayacağı ifade edilen analizde, yeni teknolojileri geliştirebilecek araştırma kapasitesine sahip olmanın stratejik özerkliğin daha ileri bir aşamasını oluşturduğu vurgulandı.

14

TEKNOFEST Mavi Vatan’ın bu açıdan gençlere mevcut savunma teknolojilerini tanıtmanın ötesinde, onları teknoloji geliştirme sürecinin doğrudan aktörleri olabilecekleri konusunda teşvik ettiği belirtildi. İnsansız su altı araçları ve otonom deniz sistemleri gibi alanlarda yürütülen çalışmaların Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı teknolojik insan kaynağının yetişmesine katkı sunduğu kaydedildi.

16

Analizin sonuç bölümünde ise Türkiye’nin deniz gücündeki dönüşümün; teknoloji, insan kaynağı, endüstriyel kapasite ve stratejik vizyonun bütünleştiği bir ekosistem üzerinden yeniden şekillendiği değerlendirmesi yapıldı.

17

Bu ekosistemin güçlendirilmesiyle Türkiye’nin denizlerdeki hak ve çıkarlarını koruma kapasitesinin artacağı, bunun da bölgesel güç dengelerinde Türkiye’nin karar alma süreçlerini etkileyebilme ve muhtemel maliyetleri karşı tarafa daha görünür biçimde hissettirebilme kapasitesini güçlendireceği belirtildi.

18

Dr. Hüseyin Yeltin, analizinde bu perspektiften hareketle Mavi Vatan’ın yalnızca bir deniz stratejisi olarak değil, Türkiye’nin teknolojik ve stratejik özerklik arayışının önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaştı.