“Ortak Çalışmayla Akdeniz ve Ege Sahillerini Koruyabiliriz” Denizlerdeki plastik kirliliğinin kaynağına dikkat çeken Ağırbaş, “Denize ulaşan her bir plastik parçası yalnızca bir atık değildir; bir canlının yaşam alanına giren, ekosistemin dengesini bozan ve yıllarca doğada kalan bir tehdittir. Sıfır Atık Vakfı olarak Ege ve Akdeniz kıyılarında yürüttüğümüz saha çalışmalarında gördük ki denizlerdeki plastik kirliliği ne yazık ki kıyılarda başlamıyor. Şehirlerden, tarımdan, nehirlerden ve tüketim alışkanlıklarımızdan denize ulaşıyor” diye konuştu. Türkiye Plastik Atık Çalıştayı öncesinde gerçekleştirilen şehir koordinasyon toplantılarına da değinen Ağırbaş, “Bu bağlamda Türkiye Plastik Atık Çalıştayı öncesinde Adana, Mersin, Muğla ve Antalya vilayetlerimizde gerçekleştirdiğimiz şehir koordinasyon toplantılarıyla sahadan gelen verileri, yerel yönetimlerin deneyimlerini, akademinin bilgisini, kamu kurumlarının çalışmalarını ve paydaşlarımızın önerilerini aynı zeminde buluşturduk. Çünkü plastik kirliliğinin çözümü tek bir kurumun veya kuruluşun tek başına yapacağı bir süreç değildir. Bu bağlamda yerel yönetimlerimizin ve bütün kurumlarımızın ortak çalışmasıyla biz Akdeniz sahillerini ve Ege sahillerini koruyabiliriz” dedi. “İnsan Olarak Onlar Üzerinde Sorumluluğumuz Var” Antalya Valisi Hulusi Şahin, bölgenin doğal güzelliklerine ve insanın doğaya karşı sorumluluğuna dikkat çekerek, “Bugün Manavgat sahillerindeyiz. Hemen doğu tarafımızda Manavgat Çayı’nın denizle buluştuğu noktadayız. Çok özel, dünyada eşi benzeri olmayan bir coğrafya burası. Üzerinde durduğumuz altın kumların güzelliğini görüyorsunuz. Şu anda deniz mevsimi devam ediyor. Her yerde plajlar dolu; vatandaşlar, misafirler, turistler bu güzel iklimin, bu güzel havanın tadını çıkarıyorlar. Ama aynı zamanda bu sahiller, bu mavi deniz bizim dışımızdaki canlıların da. Ve insan olarak bizim onlar üzerinde sorumluluğumuz var. Nasıl onlar yaşarken tüketmiyor, kendi nesillerini devam ettirirken doğayı da devam ettiriyorsa, insan da bu coğrafyayı kullanırken böyle bir sorumlulukla hareket etmesi lazım” dedi. “Çevre Hareketleri Ciddi Bir Bilinçlenmeye Yol Açtı” İnsanın doğayla kurduğu ilişkinin özellikle sanayi devrimi sonrasında değiştiğine işaret eden Şahin, “Ama maalesef özellikle 19. ve 20. yüzyıl, sanayi devriminden sonra insanın sadece tüketip yok ettiği, sadece kârı, sadece kazancı öncelediği bir döneme tanıklık etti. Ama özellikle son 50 yılda çevre hareketleri çok ciddi bir bilinçlenmeye yol açtı ve dünya, insanların elleriyle yaptıklarının nereye gittiğini, büyük bir felakete doğru gittiğini görerek aksiyon almaya başladı” ifadelerini kullandı. “COP Süreçleri Farkındalığın Eyleme Dönüşmüş Halidir” COP süreçlerinin çevre konusunda oluşan farkındalığın eyleme dönüşmüş hâli olduğunu belirten Şahin, Türkiye’deki çevre hareketlerinin geçmişine de değinerek, “İşte COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya. COP süreçleri aslında bu farkındalığın eyleme dönüşmüş hâlidir. Türkiye’de ise çevre hareketleri aslında kaplumbağalarla başladı desek yanlış demiş olmayız. 80’li yıllarda bir otel projesi çerçevesinde o dönemin aktivistleri, belki de nüfusun yüzde 99’unun hayatında ilk defa duyduğu caretta caretta kaplumbağalarının bu otel projesi olursa yok olacağı üzerine yapmış oldukları kampanyayla bütün Türkiye çevre bilinci ve sürdürülebilirlik ile tanıştı” diye konuştu. “Çok Kıymetli Bir Proje İçin Bir Aradayız” DEKAFOK Başkanı Seher Akyol ise, bilimsel verilerin ışığında doğal yaşamı korumak adına çok kıymetli bir proje için bir arada olduklarını belirterek, “Programımızın sonunda üzerine uydu izleme cihazı takılan genç bir yeşil deniz kaplumbağasının özgürlüğe, denize kavuşmasına hep birlikte şahitlik edeceğiz. Peki, bu çalışma neden bu kadar kritik? Çünkü bu proje, deniz çayırlarını besin kaynağı olarak kullanan yeşil deniz kaplumbağalarının beslenme alanlarını tespit etmemizi sağlayacak. Deniz çayırları, soluduğumuz oksijenin yüzde 70’ini üreten, yani bu gezegende yaşamımızı sürdürmemize imkân tanıyan paha biçilmez canlılardır. Yeşil deniz kaplumbağaları ise adeta çayırların bahçıvanlarıdır. Deniz çayırlarıyla beslenerek o alanların gençleşmesini, yayılmasını ve balıkların güvenli yumurta bırakabileceği alanlara dönüşmesini sağlarlar” dedi. “Devasa Bir Mücadelenin İlk Adımlarını Atıyoruz” Doğayı hep birlikte korumanın önemine değinen Akyol, “Şüphesiz ki doğal yaşam, tek bir bireyin, DEKAFOK’un ya da sadece burada bulunan katılımcıların çabasıyla tamamen kurtarılamaz. Bizler burada devasa bir mücadelenin ilk adımlarını atıyoruz. Bu bilinci geleceğe taşıyacak olan Millî Eğitim Müdürlüğümüzün desteğiyle yürüttüğümüz ‘Duymayan Kalmasın’ projesi kapsamında bugüne kadar ulaştığımız öğrenci sayımız 45 binin üzerindedir. Bu projenin hayata geçmesindeki öncü rolü ve yıllardır süregelen sarsılmaz desteği için değerli Sıfır Atık Vakfı’na minnettarlığımı belirtmek isterim” diye konuştu. Genç Kaplumbağası “Hanzala”nın Rotası Uyduyla Takip Edilecek Akdeniz havzasında öncü nitelik taşıyan çalışma kapsamında genç yeşil deniz kaplumbağası “Hanzala”ya uydu izleme cihazları takıldı. Böylece kaplumbağaların denizdeki hareketleri, göç ve beslenme rotaları bilimsel veriler ışığında takip edilecek. Program kapsamında elde edilecek verilerin, deniz ekosistemlerinin önemli unsurlarından olan deniz çayırlarının yayılım alanlarının daha iyi anlaşılmasına ve denizel habitatların korunmasına yönelik çalışmaların bilimsel temellerinin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. IUCN Kırmızı Listesi’nde yer alan yeşil deniz kaplumbağalarının yaşam alanlarının korunması ve türün geleceğinin güvence altına alınması açısından uydu izleme çalışmasının önemli bir veri kaynağı oluşturması bekleniyor. COP31’in Kaplumbağa Maskotu Antalya’da Gerçek Bir Koruma Hikâyesine Dönüştü Türkiye’nin COP31 Başkanlığı sürecinde iklim değişikliğiyle mücadele; biyoçeşitliliğin korunması, denizlerin ve doğal yaşam alanlarının güçlendirilmesiyle birlikte ele alınıyor. COP31 Başkanı Murat Kurum’un liderliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye’nin iklim eylemi alanındaki çalışmalarını dünyayla paylaşacağı önemli bir platform olarak hazırlanırken, Antalya’da gerçekleştirilen uydu izleme programı da iklim eylemi ile doğa koruma arasındaki güçlü bağın somut örneklerinden biri oldu. COP31’in resmi maskotunun deniz kaplumbağası olarak belirlenmesi ise çalışmaya ayrı bir anlam kazandırdı. Antalya’nın doğal mirasının önemli unsurlarından olan deniz kaplumbağalarının bilim ve teknoloji kullanılarak izlenmesi, iklim değişikliğiyle mücadelenin biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunmasıyla birlikte yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti.