AKİT MENÜ

Kadın - Aile

Menengiç kahvesi turistlerin gözdesi... Kahve tüketenlerin ortak özelliği bakın ne oluyor... Hayır diyememek

Gaziantep'in yöresel kahve kültürünün öne çıkan lezzetlerinde menengiç kahvesi, yerli ve yabancı turistlerin dikkatini cezbediyorken Kahve içenleri yakından ilgilendiren bilimsel bir uyarı geldi. Yapılan incelemeler, kahve tüketen bireylerin glukoz (kan şekeri) kontrolünün P oranında bozulduğunu gösterdi.

3

Gaziantep’in yöresel lezzetlerinden olan menengiç kahvesi yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor.

4

Kahveseverlerin vazgeçilmesi olan menengiç, Gaziantep’in tarihi çarşısında hem kuru yemiş hem de kahve olarak satışa sunuluyor. Şehri ziyarete gelen turistler özellikle kahve alışverişinde öne çıktığı aktarıldı. Yerli ve yabancı ziyaretçiler kahveyi sadece satın almıyor aynı zamanda dükkanlarda menengiçi daha yakından tanıma şansı buluyor. Diğer kahve çeşitlerinden farklı olarak kendine has aroması ve kokusuyla ilgi çeken kahve tezgahlarda yerini alıyor. Menengiç kahvesinin yaz- kış boyunca rağbet gördüğünü söyleyen Mehmet Hilmi Bağcı, menengiçin üretim sürecini şöyle anlattı, "Menengiç, Antep fıstığının aşılanmamış hali. Aşılanıp fıstık haline geliyor. Biz bunu işletmemizde kavurarak macun haline getirip kahve yaparak müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Menengiç kahvesini herkese tavsiye ediyoruz. Kış günleri de gelmek üzere. Kahvemiz soğuk kış günlerinin vazgeçilmezidir. Vatandaşlardan yoğun ilgi var" şeklinde ifade etti.

5

Menengiç kahvesinin hazırlanış sürecinden detaylarıyla aktaran Bülent Bilici ise, "Menengiç kahvesi, Gaziantep'le özdeşleşmiş bir üründür. Fıstık ağacı aşılanmadıktan sonra menengiç dediğimiz tohumlar elde edilir. Elde ettikten sonra bunu kavurarak çekim işlemine alırız. Ardından kahvesini elde ederiz. Bunu da müşterilerimize sunarız. Müşterilerimiz kahveyi çok beğeniyor. Kışa doğru satışlarımızda bolluk yaşanıyor çünkü kışın daha çok tüketiliyor" dedi. Menengiç kahvesini çok sevdiğini ve her zaman alışveriş yaptığını söyleyen Ayşe Kızık,“Her yıl Gaziantep'i ziyaret ettiklerini ve menengiç kahvesini yurt dışına da götürdüklerini söyleyen Ayşe Kızık, "Yurt dışından Gaziantep'e her sene tatile geliyoruz. Her gelişimizde de mutlaka buralara geliyoruz. Buraya adım attığımızda menengiç kahvesini hep tüketiyoruz. Alıp beraberinde yurt dışına da götürüyoruz. Misafirlerimize ikram ediyoruz. Tadı çok güzel. Herkese tavsiye ederim" şeklinde anlattı. Kırıkkalenin Lüleburgaz ilçesinden Gaziantepten geldiğini ifade eden Yasemin Yavuzarslan ise, "Kırklareli Lüleburgaz'dan buraya geldik. Burayı tanımak ve görmek çok güzel. Biz buraya tarih görmeye ve menengiç kahvesi içmeye geldik. Herkese tavsiye ediyorum" diye konuştu. Vücudun doğal uyanma mekanizmasını altüst eden erken saatte kahve tüketimi, gün ortasında aniden bastıran uyku krizlerinin ve bitkinlik hissinin ana sorumlusu olarak gösteriliyor. Aç karına kafein almak yerine vücudun kendi hormon dengesini tamamlamasına izin vermek, gün boyu süren yüksek enerji için kritik önem taşıyor.

6

Nörobilimciler uyanır uyanmaz içilen kahvenin enerji vermek bir yana gün ortasında aniden çöken şiddetli yorgunluğun, beyin sisinin bir numaralı sorumlusu olduğunu açıkladı. Modern hayatın en büyük yanılgılarından biri, sabah uykusunu açmak için anında kafeine sarılmak. Oysa insan bedeni uyandığı ilk 60-90 dakika boyunca doğal yollarla uyandırmakla görevli olan “kortizol” hormonunu zirveye taşıyor.Tam bu doğal uyanma evresinde sisteme dışarıdan yüksek dozda kafein sokmak, kortizol üretimini baskılayıp vücudu kafeine bağımlı hale getiriyor. Uzmanların “Kortizol Uyanış Yanıtı” adını verdiği bu biyolojik çakışmayı önlemenin yolu ise çok basit: Kafein alımını ertelemek. BİR DİĞER ARAŞTIRMA! İngiltere’deki Bath Üniversitesi İnsan Performansı Araştırma Merkezi bilim insanları tarafından yürütülen ve klinik çalışmalarda yer alan nörobilimsel araştırmalar, uyanır uyanmaz kahve içmenin metabolizma ve hormonal sistem üzerindeki tahribatını kanıtladı. abahın ilk saatlerinde kanda zirve seviyeye ulaşan kortizol (stres hormonu) varken vücuda kafein yüklemek, organizmanın doğal uyanma işlevini felç ediyor. Bu durum vücutta aşırı tolerans gelişmesine ve kafeinin zinde tutucu etkisinin zamanla kaybolmasına neden olur. Yanlış zamanda alınan kafein, öğleden sonra kortizol seviyesi aniden düştüğünde şiddetli bir yorgunluk ve odaklanma sorunu yaşatır. BİR DİĞER ARAŞTIRMA, Kaliforniyalı klinik psikolog Ramani Durvasula'nın 1.000 kişiyle yürüttüğü araştırma, gıda tercihleri ile kişilik arasında birtakım örüntüler buldu ve kahve de bunlardan biri. Üstelik sade kahve tercihinin ardında kişilikten tamamen bağımsız, genetik bir açıklama da çıktı. Durvasula'nın anketinde en net portre sade kahve içenlerde ortaya çıkıyor. Bu gruptaki insanlar verimli, işi uzatmayan ve sadeliği seven tipler olarak tanımlanıyor: ne şeker, ne süt, ne köpük. Aynı tanımın gölgeli tarafı da var; araştırmaya göre sade kahve içenler alışkanlıklarında biraz katı olabiliyor ve zaman zaman huysuzlaşıyor. İşin ilginç kısmı bu huysuzluğun kişilikle değil biyolojiyle açıklanabilmesi. Northwestern Üniversitesi'nden Marilyn Cornelis'in yürüttüğü ve Scientific Reports dergisinde yayımlanan araştırma, sade kahve ile bitter çikolatayı sevenler arasında genetik bir ortaklık buldu. Ama mesele tat algısı değil. Cornelis bunu şöyle anlatıyor: 'Bu kişiler kafeini daha hızlı metabolize ediyor, dolayısıyla uyarıcı etkisi de daha hızlı geçiyor. Bu yüzden daha fazla içmeleri gerekiyor.' Yani acılığı sevmiyorlar; acılığı aldıkları uyarıcı etkiyle eşleştirmeyi öğrenmiş oluyorlar. Etkinin çabuk geçmesi de anketteki o asabi tabloyu açıklıyor. Kahve yelpazesinin diğer ucunda sütlü ve köpüklü siparişler var. Durvasula'nın bulgularına göre latte ve cappuccino tercih edenler sıcak, açık ve cömert insanlar. Bir işin ucundan tutmak için ilk gönüllü olan, masadaki herkesin kahvesini soran, kalabalığı bir arada tutan tip genelde bu gruptan çıkıyor. Ayrıca, araştırmanın değindiği farklı bir nokta daha var: Bu insanlar kolayca hoşnut etme moduna geçiyor. Kendi ihtiyaçlarını listenin en sonuna koyuyor, hep başkalarının yardımına koşuyorlar. Buzlu kahve içenler araştırmada spontane, hayal gücü yüksek ve çocuksu bir yanı olan insanlar olarak çıkıyor. Son dakika planlarına 'tamam' diyen, anı yaşayan tip. Fakat öte yandan, aceleci kararlar ve fevrilik de işin içinde. Washington Üniversitesi epidemiyoloji profesörü Adam Drewnowski'nin buzlu kahveye bakışı bu tabloyla örtüşüyor: 'Kahve gazsız bir meşrubata dönüştü. Yani soğuk servis ediliyor ve şekerli.' Drewnowski'ye göre gün boyu bu şekilde tüketildiğinde kahvenin sağlık faydaları şeker ve kalorinin yanında bir 'sıfır' olarak kalıyor. Bir grup daha var: siparişini 'decaf', 'yulaf sütlü', 'köpüksüz' gibi ayrıntılarla tarif edenler! Durvasula bu kişileri kontrolcü ve mükemmeliyetçi olarak tanımlıyor: Standartları yüksek, detaya düşkün, disiplinli ve sağlık bilinçli. Aynı titizlik küçük şeylere fazla takılmaya da dönüşebiliyor. Burada bir parantez açmak gerekiyor: Durvasula'nın anketi hakemli bir dergide değil, kendi kitabında yayımlandı ve gösterdiği şey nedensellik değil korelasyon. Kimileri sade kahveyi kişiliği yüzünden değil kalori ya da sağlık kaygısıyla seçiyor. Yani kahve siparişi eğlenceli bir ipucu olabilir fakat kişilik testi değil.