AKİT MENÜ

Gündem

Savaş kapıda mı? İsrail’in Türkiye hamlesi bölgeyi ateşe atacak

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu'nun kaleme aldığı analizde, İsrail'in Suriye'deki askeri üslere yönelik gerçekleştirdiği saldırılar ve Türkiye'yi hedef alan sert söylemleri, yaklaşan Ekim 2026 seçimleri öncesi Netanyahu'nun koltuğunu koruma manevraları olarak değerlendirildi. İran saldırılarında netice elde edemeyen Netanyahu'nun, bölgede artan Türkiye ağırlığı karşısında köşeye sıkıştığı ve iç politikadaki krizleri aşmak için tansiyonu tırmandırdığı vurgulandı. Türkiye'nin soğukkanlı ve itidalli duruşu olası bir sıcak çatışmayı şimdilik engelese de, İsrail'in iç politikadaki sıkışmışlığı nedeniyle riskli hamlelerine devam edebileceği ifade edildi. İşte Hasanoğlu'nun dikkat çeken analizi...

2

18 Ağustos 2026'da İsrail uçakları Suriye'nin İdlib kentinde, Türkiye sınırlarına yaklaşık 70 km mesafede bulunan Ebu Zuhur hava üssüne saldırı düzenlemiş, burayı bombalamıştır. Saldırı Suriye'nin toprak bütünlüğüne bir tehdit olmanın yanı sıra, Bakü'de Mayıs 2025'te Türkiye ve İsrail'in Suriye sahasında çatışmasızlık anlaşmasını ihlal etmesi nedeniyle Türkiye'yi de alakadar etmektedir.

3

İsrail başbakanlığından yapılan açıklamada saldırının gerekçesi olarak Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının güçlenmesi kaygısı belirtilirken Türkiye bu iddianın gerçekçi olmadığını açıklamıştır. ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack saldırıdan önce Türkiye'nin bilgilendirilmediğini, ancak Türk makamların soğukkanlı tutumu sayesinde durumun çatışmaya dönüşmediği açıklamasında bulunmuştur.

4

İsrail'in son zamanlarda Türkiye'yi hedef alan söylemlerinin ardından bu saldırı gelince bazı yorumcular iki ülke arasında savaş olasılığını dile getirmişlerdir.

5

Nisan 2025'te Hama Hava Üssü'ne düzenlediği saldırıda da görüldüğü gibi, İsrail, Suriye'de Türkiye'nin varlığını kendisi için tehdit olarak algılamaktadır. Öte yandan, iki ülke arasındaki gelişmeler geçmişi ile birlikte değerlendirildiğinde, ister olumlu ister olumsuz bağlamda İsrail'in bölgesel politikalarında Türkiye'nin ağırlığını dikkate aldığı gözlemlenmektedir.

6

İsrail'i tanıyan ilk Müslüman ülke Türkiye olsa da ilişkileri hep engebeli olmuş, AK Parti iktidarında taraflar arasındaki uyumsuzluk daha görünür hale gelmiş ve o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2009'da Davos'taki "One Minute" çıkışı sonrası ilişkiler gerilmiş, 2010'da Mavi Marmara saldırısı sonrasında ise çalkantılı bir seyre girmiştir. Türkiye'nin son yıllardaki kazanımlarını gözlemleyen İsrail bölgesel rekabette gölgede ve geride kaldığını görünce farklı tepkiler geliştirmiş, bir taraftan alternatif güç ağı oluşturmaya çalışırken öte yandan üçüncü ülkeleri devreye sokarak Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmeyi gündeminden düşürmemiştir.

7

İsrail, yeni şekillenen bölgesel konjonktürde Türkiye'nin ağırlığı nispetinde bölgedeki yayılmacı politikalarına devam edemeyeceğini hesaplamaktadır. Karabağ örneğinde olduğu gibi, Türkiye'nin oluşturduğu karşı koyma realitesi neticesinde Golan işgalinin sona ereceği olasılığı bir risk faktörü olarak İsrail'de artık dile getirilmektedir. 80 seneye yakın tarihinde bölgede kabul görmekte başarısız olan ve hatta gün geçtikçe düşman üretmeye devam eden İsrail için bu olasılık bir kâbus anlamına gelmektedir ve fiili kayıp yaşayınca bölgede yükselen İsrail karşıtı atmosferin ters göçü tetikleyeceği ihtimali ülkeyi neredeyse beka sorunu ile karşı karşıya koyacağı şeklinde algılanmaktadır.

8

Tökezlediği ilk anda düşeceğine inanan İsrail, mevzi kaybetmeme refleksiyle diken üstünde durduğunu, Suriye'de kendisine nüfuz alanı oluşturma ve Türkiye'yi sahada sıkıştırma gibi realiteyle uyumsuz, ölçüsüz politika ve eylemlerle dışa vurmaktadır. Ebu Zuhur saldırısında İsrail liderliğinin kısa ve orta vadeli planlarının da payı vardır. Ekim 2026'da İsrail'de seçimler olacaktır ve hem söz konusu saldırı hem İsrailli yetkililerin Türkiye karşıtı söylemleri seçimlerden bağımsız olarak okunmamalıdır. Söz konusu gelişmeler Ekim 2026 seçimleri yatırımı perspektifinden okununca anlam kazanmaktadır. Görünen o ki İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bu manevralarla kendi tabanına mesaj vermekte, toplumu kendi safında bir araya getirmeyi hedeflemektedir.

9

Son yıllardaki gelişmelere bakıldığında, Netanyahu'nun koltuğunu korumasında İsrail'deki toplumsal ve siyasal krizlerin belirleyici olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 2018'de İsrail Ulus Devlet Yasa tasarısını oldu bittiye getirip yasalaştırmasının ardından bu karara bazı mahfillerin tepkisi olarak Netanyahu'yu yıpratan adli süreç, seçimlerin sonucuyla oluşan siyasi çıkmazlar ve büyükşehirleri etkisi altına alan sivil protestolar neticesinde geçen beş yıllık süre zarfında ülke fiili olarak yönetilemez hale gelmiş, deyim yerindeyse İsrail sosyo-politik olarak kaosa saplanmış idi.

10

Türkiye ile normalleşme sayesinde elinin güçleneceğini hesaplayan Netanyahu tüm imkânlarını seferber etmiş ve Eylül 2023'te liderler arasında ABD'de diyalog ortamı oluşmuştur. Kısa sürede belli bir ivme kazanan ilişkiler 7 Ekim 2023'de Aksa Tufanı Operasyonu dolayısıyla eski haline dönmüştür. Netanyahu Hamas'ın saldırısını fırsata dönüştürerek toplumun hassas savunma refleksine hitap etmiş ve ülkenin karşı karşıya kaldığı güvenlik riski gerekçesiyle durumu kendi çıkarlarına uygun yönetmeyi başarmıştır.

11

Görünen o ki, toplumu konsolide etmek için Netanyahu seçim kampanyasında kullanmak üzere yeni çatışma sahaları oluşturmaya odaklanmıştır. Netanyahu, Şubat 2026'da ABD ile birlikte girdiği İran saldırısından net netice elde edemeyince Suriye'de güç gösterisinde bulunarak ve Türkiye'ye sert mesajlar vererek siyasal nüfuzunu parlatma peşindedir. Muhalifleri tarafından gündem edilen hakkındaki yargı dosyası dışında, uluslararası ilişkiler ağı açısından başarı hanesine yeni puan ekleyememesi ve sadece dünyevi nedenlerle değil dini nedenlerle de dindar kesimde sıkı eleştirilere maruz kalması, seçim sürecinin zorlu geçeceğini göstermektedir.

13

Bu bağlamda Türkiye ile olumlu veya olumsuz bir gündem oluşturmak Netanyahu için seçim yatırımı olarak görülebilir. Haziran-Temmuz aylarında İsrail Millet Meclisi Knesset'te 1915 Olayları'nın Ermeni Soykırımı olarak tanınmasının gündeme gelmesi Azerbaycan'ı diyalog masasına çekmeye çalışma girişimi olarak değerlendirilebilir. Ancak ilişkileri tamir etme çabalarından Türkiye'nin kararlı tutumu dolayısıyla netice alamayınca, görüldüğü kadarıyla İsrail, aradaki gerginliğin dozunun yükseltilmesini bir gündem faktörü olarak kullanmaktadır.