AKİT MENÜ

Kadın - Aile

En çok kadınlar tiroid kanseri riskiyle karşı karşıya: Kanser tedavisinde erken tanı önemli

Tiroitte nodül saptanması doğrudan kanser anlamına geliyor mu? Kadınlarda erkeklere göre daha sık rastlanan ve Türkiye'de en çok Karadeniz Bölgesi'nde görülen tiroit kanseri tedavisi merak ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İlker Arer, tiroitte nodül saptanmasının tek başına kanser anlamına gelmediğine dikkat çekti. Kanserde erken tanının hayat kurtarır.

3

Diğer kanser türlerine kıyasla daha az görülen tiroit kanseri, kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kadınlarda daha sık görülüyor. Türkiye'de ise tiroit kanserine daha sık Karadeniz Bölgesi'nde rastlanıyor. Uzmanlar, tiroitte nodül saptanmasının tek başına kanser anlamına gelmediğine dikkat çekerek, doğru ultrasonografik değerlendirme ve gerektiğinde biyopsi ile hastaya özel takip ve tedavi planının önemini vurguluyor.

4

Prof. Dr. İlker Arer, tiroit hastalıkları ve özellikle tiroit nodülleri konusunda toplumdaki en önemli yanlış algılardan birinin, "nodül saptandıysa kanserdir" düşüncesi olduğunu belirtiyor. Tiroit bezi; metabolizma, kalp atım hızı, solunum ve bağırsak hareketleri başta olmak üzere vücudun pek çok işlevinde rol oynayan hormonları salgılıyor. Bu nedenle tiroit bezindeki hormon üretiminin fazla ya da az olması çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

5

Tiroit nodüllerinin toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. İlker Arer, nodül saptanmasının doğrudan kanser anlamına gelmediğini vurgulayarak şöyle devam ediyor: "Tiroit nodüllerinin büyük çoğunluğu iyi huyludur. Nodülün varlığından çok, ultrasonografide nasıl göründüğü ve hangi özellikleri taşıdığı önemlidir. Belirli kriterleri karşılayan nodüller riskli olarak değerlendirilir ve bu durumda biyopsi gündeme gelebilir. Biyopsi sonucuna ve hastanın diğer özelliklerine göre takip veya cerrahi tedavi kararı verilir." Tiroit nodüllerinin önemli bir bölümünün herhangi bir müdahale gerektirmeden takip edilebildiğini ifade eden Arer, özellikle küçük boyutlu ve düşük riskli nodüllerde gereksiz cerrahiden kaçınmanın önemine dikkat çekiyor.

6

TİROİT KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI NEDEN ARTIYOR? Günümüzde tiroit kanseri tanılarında artış görüldüğünü belirten Prof. Dr. Arer, bu artışın nedenlerinden birinin görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşması olduğunu söyleyerek şu şekilde konuştu: "Ultrasonografinin daha yaygın kullanılmasıyla tiroitteki nodülleri daha kolay saptayabiliyoruz. Şüpheli görülen nodüller biyopsiyle değerlendirilebiliyor. Dolayısıyla özellikle erken evredeki tiroit kanserlerinin daha fazla tespit edilmesinde görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasının önemli bir payı var. Tiroit kanserlerinin genel olarak uzun dönem sağkalım oranları yüksektir. Bununla birlikte hastalığın farklı biyolojik özelliklere sahip alt tipleri bulunur ve bu nedenle tedavi kararlarının hastaya özel verilmesi gerekir." KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR Tiroit kanserinin kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten Arer, bunun kesin nedeninin ise halen tam olarak ortaya konulamadığını ifade ediyor. Boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, aile öyküsü, bazı genetik mutasyonlar, sigara kullanımı ve obezitenin risk faktörleri arasında sayılabildiğini belirten Arer, bu faktörlerin tek başına hastalığın nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. "NODÜLÜ ALALIM, KURTULALIM" YAKLAŞIMI DOĞRU DEĞİL Tiroit nodülü saptandığında doğrudan cerrahiye yönelmenin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Arer, şu ifadeleri kullandı: "Nodülün ameliyat edilmesi için belirli tıbbi gerekçeler bulunması gerekiyor. Kanser veya kanser şüphesi, biyopsi sonucunun cerrahi değerlendirme gerektirmesi, nodülün bası veya yutma güçlüğü gibi şikâyetlere yol açması ya da bazı özel durumlar cerrahi kararında etkili olabilir. Ancak sadece nodül var diye ameliyat söz konusu değildir." Tiroit bezinin vücut için gerekli hormonları ürettiğine dikkat çeken Arer, cerrahinin de kendi içerisinde riskleri bulunduğunu, bu nedenle her nodülün ameliyat edilmemesi gerektiğini belirtiyor. TİROİT CERRAHİSİNDE YENİ TEKNOLOJİLER Tiroit cerrahisinde amaçlardan birinin ses tellerine giden sinirin korunması olduğunu belirten Prof. Dr. İlker Arer, ameliyat sırasında sinirin fonksiyonunun değerlendirilmesini sağlayan teknolojilerin cerrahi güvenliğe katkı sunduğunu ifade ediyor. Bunun yanı sıra, vücudun kalsiyum dengesinin düzenlenmesinde görev alan paratiroid bezlerinin ameliyat sırasında tanınması ve korunmasına yardımcı olan yeni teknolojilerin de kullanılmaya başlandığını belirten Arer, kızılötesi ışık temelli sistemlerin bu bezlerin çevre dokulardan ayırt edilmesine yardımcı olabildiğini aktarırken şöyle devam etti: "Paratiroid bezlerinin korunması, ameliyat sonrasında ortaya çıkabilecek kalsiyum düşüklüğü riskinin azaltılması açısından önem taşıyor. Yeni teknolojiler cerrahın ameliyat sırasında bu yapıları daha kolay tanımasına ve korumasına yardımcı olabiliyor."

7

ERKEN TANI ÖNEMLİ! Tiroit cerrahisinde ameliyatın önemli hedeflerinden birinin, ses tellerini hareket ettiren sinirlerin ve paratiroid bezlerinin korunması olduğunu belirten Prof. Dr. Arer, bu yapıların zarar görmesinin ses değişiklikleri veya kalsiyum metabolizmasıyla ilişkili sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Arer şöyle konuştu: "Tiroit ameliyatlarında ses tellerini hareket ettiren sinirlerin ve paratiroid bezlerinin korunması, ameliyat sonrası yaşam kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kullanılan yeni nesil teknolojiler, ameliyat sırasında bu yapıların değerlendirilmesine yardımcı olarak cerrahi karar verme sürecini desteklemektedir." Prof. Dr. Arer, ameliyat sırasında kullanılan intraoperatif nöromonitörizasyon (IONM) sisteminin ses tellerini hareket ettiren sinirlerin fonksiyonlarının değerlendirilmesine yardımcı olduğunu; Probe-Based NIRAF teknolojisinin ise herhangi bir boya veya ilaç kullanılmadan paratiroid bezlerinin doğal floresans özelliğinden yararlanarak cerrahın değerlendirdiği dokunun paratiroid bezi olup olmadığını saniyeler içerisinde doğrulayabildiğini ifade ediyor. Prof. Dr. İlker Arer, Probe-Based NIRAF teknolojisinin daha önce ülkemizde kullanıldığını, ancak intraoperatif sinir monitörizasyonu ile Probe-Based NIRAF teknolojisini aynı platformda bir araya getiren sistemin Türkiye'de ilk kez kullanıldığını belirtiyor. Prof. Dr. Arer, sistemin avantajlarını şöyle anlatıyor: "Bu sistem sayesinde ameliyat sırasında ek bir cihaza ihtiyaç duyulmadan hem sinir monitörizasyonundan hem de paratiroid doğrulama teknolojisinden aynı platform üzerinden yararlanılabiliyor. Bu yaklaşım, özellikle büyük guatrlar, tiroit kanseri nedeniyle gerçekleştirilen ameliyatlar, daha önce boyun bölgesinden cerrahi girişim geçirmiş hastalar ve anatomik olarak zor olgularda cerrahi planlamaya katkı sağlayabiliyor." Teknolojinin deneyimli cerrahın yerini almadığını vurgulayan Prof. Dr. Arer, bu sistemlerin cerrahın bilgi ve deneyimini destekleyen yardımcı teknolojiler olduğunu belirtiyor. HER TİROİT KANSERİNDE AYNI TEDAVİ UYGULANMIYOR Tiroit kanseri tanısı alan hastalarda tedavinin hastalığın özelliklerine göre planlandığını belirten Prof. Dr. Arer, bazı hastalarda tiroit bezinin bir bölümünün, bazı hastalarda ise tamamının çıkarılmasının gerekebildiğini söylüyor. Boyundaki lenf bezlerine yayılım söz konusu olduğunda ise cerrahiye lenf bezi diseksiyonunun eklenebildiğini ifade ediyor. Bazı seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon gibi cerrahi dışı yöntemlerin veya belirli özellikleri taşıyan küçük boyutlu kanserlerde aktif izlemin gündeme gelebileceğini belirten Arer, bu konuda şunların altını çiziyor: "Özellikle küçük boyutlu bir kanser saptandığında 'Bunu takip edelim' ya da 'Mutlaka ameliyat edelim' şeklinde tek bir yaklaşım yok. Hastanın yaşı, tümörün özellikleri, risk faktörleri ve hastalığın bulunduğu bölge gibi birçok faktörü birlikte değerlendirmek gerekiyor. Tedavi kararı kişi bazlı verilmelidir." NOT: Tiroid kanseri kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 3 ila 4 kat daha fazla görülmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre bu hastalık, Türkiye'deki genç kadınlarda (25-49 yaş arası) meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türüdür. Dünya genelinde de teşhis edilme hızı en çok artan kanser türlerinden biri olan tiroid kanseri, belirgin bir cinsiyet eşitsizliği göstermektedir.